Knives Out: Bir daha izledim. Ana de Armas'ın da bunda katkısı oldu. Türe yenilik getirdiği kısımlar ilginç, güzel buluşlar var. Olay örgüsünü taşıyan merak unsuru güzel kamçılanmış. Glass Onion bundan yoksundu.
All About Eve: Yeniden izledim. Bu defa daha çok sevdim. Bunun formülünü alarak yerli Netflix projesi çekenler Eve'i hiç anlayamamış.
The Great Buster: A Celebration: İyi bir hayat. Güzel bir hayat. Ölümünü anlattıkları kısımdan sonra insan odağını kaybediyor. Keşke o kısmı sona bıraksalarmış. Sinemaya yön veren Buster hakkında güzel bir belgesel. Jackie Chan dışında bu türün peşinden giden kimse neden olmadı?
Babylon: La Dolce Vita + Once Upon A Time in Hollywood + Hail Caser!
Normal People: Övüldüğü kadar beğenemedim fakat neden övüldüğünü ve beğenildiğini anladım.
Superstar Robin Williams: İnsanları güldüren güzel insanların trajik sonu. Keyifle izledim.
Can't Buy Me Love: Beatles'ın şarkısını kullanan nadir filmlerden. Geek çocuk popüler kız ilişkisi her zaman hoşuma gidiyor. Sonradan okumalar yapınca Amanda Peterson için üzüldüm.
Adventures in Babysitting: Elisabeth Shue için izledim. Eskiden böyle filmler her sene dönemin güzeli için yapılırdı. Şu an ne bunu çekecek stüdyolar var ne de oynayacak bir oyuncu. Böyle hikayeler de lazım.
Celebrity: Woddy Allen yine bildiğini yapıyor. La Dolce Vita esintisiyle konuşuyor. Filmin girişte hazırladığı atmosferi sürdürmeyi tercih etmeyişi ilginç.
The Quiet Girl: Benim tarzım değildi. Bu tarz hikayeler bende film izliyormuşum hissi uyandırmıyor.
The Wonder: Florence oynuyor diye izledim. Beğenmedim. Girişte yapılan tercih havada kalmış. İçeriğe uygun değildi.
The Girl: Ana sayfada çıkınca izledim.
You People: Girişteki espriler yerini duygusallığa bırakmasaydı sevebilirdim. Yüzükle ilgili olan espri çok iyiydi.
France: Léa Seydoux için izledim.
Marry Poppins 1964: Bu kadar iyi olmasını beklemiyordum. Beğendim.
Swingers: Jon Favreau yazmış. İlk 15 ve son 15 dakikası güzeldi. Böyle filmleri seviyorum. Woody Allen esintileri ve caz müziği.
The Wedding Singer: Adam Sandler komedisi. Birkaç şaka hoşuma gitti.
Booksmart: Superbad'in bir türevidir diyordum. Pek beklediğim gibi çıkmadı. Gençlik filmlerinde gençlik heyecanı, delirmeceler, uçuk olaylar vs. beklerim. Son zamanlarda bu yola başvurulmuyor.
The Boy, the Mole, the Fox and the Horse: Beğenmedim fakat neden sevildiğini anladım.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder