izleme listesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
izleme listesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Kasım 2024

Dopamin Reseptörleriniz Yanmadan İzlemeniz Gereken 4 Dizi



Modern hayatın karmaşasında hepimizin beynine "kısa devre yaptıracak" kadar yoğun içerik bombardımanına maruz kaldığı aşikâr. Arka arkaya izlediğiniz dramalar yüzünden dopamin reseptörleriniz tatil moduna geçtiyse, bu dizilerle onları yeniden hayata döndürebilirsiniz. Hazır mısınız? Aman diyeyim, dozunda izleyin. Yoksa reseptörleriniz “şarj bitti” derken siz hala "bir bölüm daha" deyip sabah 5’te kahve yapıyor olabilirsiniz.

1. Ted Lasso

Sporu sevmeseniz bile bu diziyi izlerken kendinizi İngiltere'deki bir futbol takımının tribünlerinde çay içerken bulabilirsiniz. Pozitiflik, komedi ve samimiyet; Ted Lasso'nun enerjisi size "dünyada hala umut var mı acaba?" dedirtebilir. (Spoiler: Var ama Ted kadar değil.)

2. This Is Us

Duygusal doping etkisi garanti. Bu dizi sizi ağlatacak, güldürecek ve muhtemelen "benim ailem de biraz manyak galiba" diye düşündürecek. Ancak dikkat, mendilleri hazır tutun; duygusal olarak ağır kaldırıyorsunuz!

3. Hacks

Stand-up komedisinin sert ve sivri diliyle yılların deneyimini harmanlayan bir dizi düşünün. İki neslin çatışması bu kadar komik olur mu? Oluyor. Deborah Vance size hem tokat gibi gerçekler sunacak hem de kahkahayla yerde yuvarlanmanızı sağlayacak. (Sahnede değil, koltuğunuzda tabii.)

4. Sherlock

Beyninize mini bir IQ yükseltici gibi. Her bölümü “acaba ben de dedektif olabilir miydim?” sorusuyla bitiriyorsunuz. Cevap belli: Hayır, olamazdınız. Ama izlerken en azından bir süreliğine Sherlock gibi hissetmek serbest. 

06 Kasım 2024

Sosyal Anksiyete Bahanelerinin Altın Çağına Övgü: 10 Filmle Keyifli Bir Yalnızlık Maratonu



Ah, sosyal anksiyete! Bize en kötü durumda bile, “Dışarı çıkmak mı? Asla!” deme lüksünü bahşeden o müthiş bahane… Çevrenizde buluşmalara gelmek yerine sizi eken insanlar ve bunlar sosyal anksiyeteyi mi bahane ediyor. Nereden öğrendiler ki bu anksiyete sözcüğünü? Daha düne kadar yabancı dizi bile izlemiyorlardı ve birden internette çözdükleri bir test sonrası anksiyete olduklarına karar verdiler. İnsanlarla iletişim kurmaktan kaçıp tembellik ederek yaşamayı anksiyete sananlara gelsin bu yazı. Sakın telaşlanmayın, bu filmler sizi daha da içine kapanmanıza değil, aksine dış dünyayla bağ kurmanız için motive edecek (belki de etmeyecek, bilemeyiz). Hadi gelin, birlikte bu sinema maratonuna başlayalım ve sosyal anksiyeteyle mücadele ederken hem eğlenelim hem de kendimizi biraz olsun anlayalım.


Sosyal Anksiyete Bahanelerinin Altın Çağına Övgü: 10 Filmle Keyifli Bir Yalnızlık Maratonu

02 Kasım 2024

İlk Buluşma Öncesinde İzlenmesi Gereken 10 Film



İlk buluşma yaklaşırken hafif bir "Hadi bakalım, ya saçma bir şey söylersem?" paniği sardıysa, yalnız değilsiniz! Ama endişelenmeyin; her sorunun bir çözümü var, ve bu durumda o çözüm film! İdeal buluşma öncesi filmi, sizi aşkın en tatlı hallerine hazırlayacak, gerektiğinde flörtöz bir replik sunacak, hatta belki karşınızdaki kişi üzerine stratejik analiz yapma fırsatı verecek.

Bu liste, buluşmaya giderken kendi hayatınızın başrolünde hissetmeniz için burada. İzledikçe kalbiniz de gevşeyecek, diller çözülecek ve ilk buluşmaların o tatlı heyecanına ufak bir sinema havası katacaksınız. Şimdi mısırınızı hazırlayın ve gönül maceranıza ışık hızında hazırlanın!

“En Sinefil Benim Ulan!” Dedirtecek 10 Film




Sinema bilgisiyle rakipleri gölgede bırakıp “En Sinefil Benim Ulan!” dedirtecek 10 film listesi hazırlıyorum! İşte her sinefilin film sohbetinde havalı havalı bahsedip "Yok mu ulan daha zor sorunuz?" moduna geçeceği filmler:


1. Persona (1966)

Bergman’ın 'Ben Bu İşin Babasıyım' Dediği Film
İsveç sinemasının krallık tacı gibi, herkesin dilinde bir efsane. Karakterler arası kimlik çatışması, Freud’a selam çakan sahneler ve kapkara bir gerilim… Yani, tam da kafa karıştırmak isteyen sinefil ruhlara göre!
(Sohbet esnasında “Persona’yı da anlamak için izlemek lazım, bakış açısının derinliğine inmek gerek” demekten geri durmayın.)

“Kitabı Daha İyiydi” Dedirten 9 Film



Herkesin hayatında en az bir kere karşılaştığı bir sinefil vardır: Kitabını okuyan, filmini izleyen ve her seferinde sarsılmaz bir ciddiyetle “Ama kitabı daha iyiydi...” diyerek ortamı gölgede bırakmayı başaran biri. İşte bu liste tam da bu kahramanlara adanmıştır! İster sinema uyarlamalarına hayran olun, ister “Ben asıl yazılı metne bakarım” diyen bir kitap kurdu olun, işte “Kitabı Daha İyiydi” dedirten 10 film. (Sonrasında gizli bir tebessümle "Ben de kitabını okumuştum” diyebilme özgürlüğüyle izleyin!)


1. Harry Potter ve Melez Prens (2009)

Kitapta Yok Bu Kadar Aşk Meşk İşleri
J.K. Rowling’in Hogwarts dünyasında karanlık sırrı ve aksiyonu tam gaz giderken, film bir anda aşk üçgenleri ve kırmızı gözlüklerle süslenmiş. Herkes “Ama kitaptaki gibi değil!” diye itiraz ederken, sinema uyarlaması biraz daha “ergen draması” moduna girmiş gibi.
(“Yani o Dumbledore sahnesi... Neyse, kitabı okuyan anladı” diye gizem katın!)

Metrobüsle 50 Durak Giderken Düşünülecek 10 Film

 


Hayatta bazen kendimizi düşüncelere dalmaktan alıkoyamadığımız anlar olur. Öyle ki, bu anlardan biri de o sonsuz gibi gelen metrobüs yolculuklarıdır! 50 duraklık bir rotada, yolda kâh hayatın anlamını sorgular, kâh karşımızdaki uyuklayan dayıya bakarak "Acaba hangi rüyadayım?" diye düşünebiliriz. Fakat bu sefer, "O kafayı dağıtacak filmleri ne izlesem?" diye düşünürken size yardımcı olacak bir liste hazırladım. İşte “Metrobüsle 50 Durak Giderken Düşünülecek 10 Film” "Bu sahnede ben olsaydım…” diye kurguya dalarken etrafınızdaki kalabalığı bile unutturacak cinsten!


1. Lost in Translation (2003)

Dilin Yetmediği Yerlerde Bakışlar Konuşur
Tokyo’nun ışıklı sokaklarında yolunu kaybetmiş iki yalnız ruh, birbirini bulur. Herkes metrobüste başka yöne bakarken, sizin aklınız Scarlett ve Bill'in içsel yolculuklarında olacak. Aşklar, kaybolmalar, uzun susmalar... Aynı otobüsün içinde, herkes yabancı değil mi zaten?
(“Metrobüste kaybolurken kendimi Tokyo sokaklarında gibi hissediyorum” deyip biraz edebiyat yapabilirsiniz!)

Matcha Çayı Sevmiyorum Ama Bunu Kimseye İtiraf Edemiyorum Derken İzleyeceğiniz 8 Film

 


Matcha severlerin arasında sıkışıp kalmak zor! Arkadaş grubunuzda herkes "Aaa, bende matcha latte var! Tadı da müthiş!" derken, siz o kadife koltuk yalamış gibi hissettiren acı tatlı uyumsuzluğu "pek de müthiş" bulmayan tek kişi olarak yalnızlık çekiyorsunuz. “Yeşil tozun tadı güzel değil” demeye bile cesaret edemediğiniz bu sosyal ortamda, matcha bağımlılığının arkasına saklanmadan iç huzuru bulmanıza yardımcı olacak bir film listesi derledim. Bu filmler, “Herkesin sevdiğini sevmek zorunda değilim” diyebilmenin gururuyla dolu bir gece geçirmenizi sağlayacak.

Gelin itiraf edelim: Bir yudum alıyorsunuz… ve sonra kendinize "Acaba toprak mı içiyorum?" diye soruyorsunuz. Ama bunu kimseye söyleyemiyorsunuz, çünkü matcha sevmeyenlerin modern dünyada sürgün edildiğini düşünen bir topluluk var karşınızda!

Şimdi yeşil çayı bir kenara bırakıp, ekran başına geçme zamanı!

13 Ekim 2024

Herkese İşim Var Dedikten Sonra Evde İzlenecek 10 Romantik Film

 


  1. Before Sunrise (1995)

    • "Kız Viyana'da, çocuk tren garında. Bu kadar mı tesadüf olur?" (Paralel evrende İstanbul-Ankara hızlı treninde buluşmuş olabilirler.)

10 Ekim 2024

Sizin Önerdiğiniz Ama Hoşlandığınız Kızın İzlemediği 10 Film

 









Herkesin hayatta bazı "kaçırdığı" şeyler olur. Mesela ben, hiçbir zaman makarnayı düzgün pişiremeyeceğim. Hoşlandığınız kızın da bazı "izleyemediği" filmler var. Evet, bu liste, tam da o anlar için!  İşte karşınızda, hoşlandığınız kızın muhtemelen izlemediği 5 film. Çünkü hepimiz biliyoruz ki, "Spoiler vermeee!" diyen birinden gerçek bir film gurmesi çıkmaz!

1. "Eternal Sunshine of the Spotless Mind" (2004)

Hoşlandığınız kız, bu filmi izlememişse, ona Jim Carrey’nin bu kez komik değil, melankolik bir aşk hikayesinde nasıl döktürdüğünü anlatın. Mümkünse bu filme izlemeyen insanlarla iletişime geçip sizinle konuşmalarına izin vermeyin. (Ya da izin verin sonuçta bu bir film izleme listesi.) 

Bonus Şaka: "Bu filmi izledikten sonra her şey daha hatırlanır bir hale geliyor!"

Gerçekten İzlemek İsteyip de İki Haftadır Açamadığınız '3 Saat Üstü' Filmler

 




















The Irishman: Martin Scorsese’nin epik gangster filmi; herkes başladı ama siz hala 'Uzun ama izleyeceğim' diyorsunuz.
Lawrence of Arabia: Çöllerde geçen bir destan; oturup izlemek cesaret ister ama ödül, bir sinema şaheseri.
The Godfather: Part II: Mafya dünyasının derinliklerinde üç saatlik bir yolculuk; her dakikası altın ama başlaması zor.
Ben-Hur: Tarihi ve dini bir epik; yarışı bir kenara bırakın, bu film maratonu her zaman erteleniyor.
Once Upon a Time in America: Suç dünyasının uzun soluklu hikayesi; üç buçuk saatlik bir serüvene girmeden önce iyi bir kahve şart.

Tüm Arkadaşlarım Evlendi, Ben Tek Kaldım Diyenlere 5 Film (Yalnızlık Güzel Şeydir, Bakın Bu Filmler Size Nedenini Gösteriyor)



Yalnız kaldınız diye üzülmeyin, çünkü dünya üzerinde patlamış mısır, Netflix ve boş bir kanepe ile hafta sonunu geçiren bir sürü insan var! Evlilik maratonunda geride kaldıysanız, işte sizi “Yalnız ama mutluyum” havasına sokacak 5 film. Arkadaşlarınız düğün davetiyeleri yollarken, siz bu filmleri izlerken kahkaha atabilirsiniz!


1. "The 40-Year-Old Virgin" (2005)

Yaş önemli değil, neşenizi kaybetmeyin!

Steve Carell’in bu filmde öğrettiği şey, bir şeyler geç olabilir ama asla "çok geç" değildir! Eğer arkadaşlarınız evlenirken siz hala “Kız arkadaşım var mıydı, yoksa hayal miydi?” diye düşünüyorsanız, bu film tam size göre. İtiraf edelim, filmin sonunda Carell evleniyor ama sorun değil, en azından siz kahkaha krizine girerek bu evlilik furyasından bir an olsun kaçabilirsiniz.

Bonus Şaka: “Düğünlere gitmek yerine evde Legolarla oynama fikri o kadar da kötü değil, değil mi?”


2. "Bridget Jones’s Diary" (2001)

Kendi hayatınızı yazın, belki de yalnızlık daha iyidir.

Bridget Jones da tam olarak sizinle aynı durumda. Arkadaşlarının hepsi nişanlanırken, o hala bekar. Ama Bridget, kendi yalnızlığını mizahla ve bolca şarapla kucaklıyor. Siz de bu filmi izlerken, günün birinde Hugh Grant ya da Colin Firth gibi biriyle tanışabileceğinizi düşünebilirsiniz. (Tabii eğer hala ‘yaşanmamış mucizelere’ inanıyorsanız.)

Bonus Şaka: “Eğer günlük tutmuyorsanız, en azından düğün davetiyelerini nasıl yakacağınızı planlayabilirsiniz.”


3. "Cast Away" (2000)

Yalnız mısınız? Hayır, Wilson var!

Tom Hanks’in bu filmde sadece bir voleybol topuyla arkadaşlık kurduğunu hatırlayınca, evlilik baskısının ne kadar gereksiz olduğunu anlayacaksınız. Arkadaşlarınız evlenip balayına giderken, siz yalnız bir ada düşüncesiyle kafa dinleyebilirsiniz. Yalnızlığın zirvesine çıkmak istiyorsanız, bu film size “Wilson” gibi hayat kurtaran dostlar sağlayabilir.

Bonus Şaka: “Bana düğün davetiyesi yollamayın, zaten Wilson’la plan yaptım.”


4. "Eat Pray Love" (2010)

Koca bulmaya gerek yok, pizzalar sizi mutlu eder!

Julia Roberts bu filmde, hayatındaki eksik olan şeyi bulmak için dünyayı dolaşıyor… Spoiler: Koca değil! Kendini bulmanın ve yemek yiyerek mutlu olmanın ne kadar harika bir şey olduğunu göreceksiniz. Tüm arkadaşlarınız balayında plajda fotoğraf çekerken, siz evde pizza yiyip Elizabeth Gilbert gibi içsel yolculuğa çıkabilirsiniz. Gerçek aşk mı? Belki bir dilim daha pizzadır.

Bonus Şaka: “Düğün mü? Yok, ben Bali’ye gidiyorum. Ama önce pizzamı bitireyim.”


5. "Home Alone" (1990)

Yalnız kalmak mı? Kevin McCallister bunu bir sanata çevirdi!

Bu film, yalnızlığın ne kadar keyifli olabileceğini gösteren klasiklerden biri. Arkadaşlarınız evlenip çoluk çocuğa karışırken, siz de tıpkı Kevin gibi evde yalnız kalmanın tadını çıkarabilirsiniz. Sakin olun, eve giren hırsızlara karşı tuzak kurmanız gerekmeyecek! Yalnızlığınızı ne kadar yaratıcı şekilde değerlendirebileceğinizi düşünmek için bu filmden ilham alın.

Bonus Şaka: “Çocuk sahibi olmaktansa, evde tek başıma kalıp Noel ışıklarıyla eğlenmek daha mantıklı değil mi?”

"Bir Pazar Günü 'İzleyeyim de Sanat Anlayışım Gelişsin' Diye Başlayıp Yarıda Bıraktığınız 4 Film"





Stalker (1979)
"İlk 45 dakikada neler olduğunu anladım sanıyordum, meğer daha kapıdan bile girmemişiz."
Andrei Tarkovsky’nin sizi başka bir dünyaya götürdüğü bu filmde, karakterler yürüyor… ve yürüyor… ve biraz daha yürüyor.


The Lighthouse (2019)
"Bu kadar martı sesiyle delirmezsek, Willem Dafoe ve Robert Pattinson bizim yerimize delirecek zaten."
Siyah-beyaz bir kabus gibi, bir deniz fenerinde iki adamın 'her şeyin' anlamını kaybettiği bir sanat eseri.


Persona (1966)
"İzleyip de beyin jimnastiği yapmak isteyenlere, Bergman’dan sessizlik bombası."
İki kadının birbirine dönüşmeye başladığı bu film, 'sessizlik' ve 'bakışlar' üzerine size derin bir sanat dersi verirken, siz sadece "ne oluyor şimdi?" diyebilirsiniz.


Eraserhead (1977)
"David Lynch’in 'bunu izleyin de deliliği hissedin' dediği garip kabus."
Bir adam, tuhaf bir bebek ve çok daha tuhaf sesler. Filmi izlerken beyninizin bir kısmı kısa devre yapabilir.



08 Ekim 2024

Makarna Yenirken İzlenmesi Gereken 5 Film (Çatalla Spagetti Döndürürken Eğlencenin Dibine Vurun!)



Makarna yapmak, yemenin en kolay ve en keyifli yollarından biri. Fakat asıl soru şu: "Makarna yerken hangi filmi izlemeliyim?" Cevap basit, uzun soluklu dramlar ya da kafa karıştıran bilim kurgu filmleri değil! Makarna yerken eğlenceli, akıcı ve biraz da iştah açıcı filmler izlemek gerek. İşte size o keyifli makarna anlarını zirveye çıkaracak 5 film!


1. "Ratatouille" (2007)

Mutfakta bir fare, siz makarna yerken masada!

Bir fare tarafından pişirilen gurme yemeklere şahit olmak ister misiniz? Tabii ki istersiniz! Hem de makarna yerken! Ratatouille izlerken o muhteşem yemeklerin kokusu neredeyse burnunuza gelecek. Bir yandan çatalınızda spagetti çevirirken, küçük Remy'nin mutfakta devrim yaratışını izlemek ilham verici olabilir. Belki de bu film sonrası "Bir gün ben de şef olacağım!" diye düşünebilirsiniz (ama siz bir fare bulmak zorunda değilsiniz).

Bonus Şaka: “Remy, fare olmasına rağmen Michelin yıldızına göz kırparken ben hâlâ makarna yapmayı zar zor başardım…”


2. "Eat Pray Love" (2010)

Julia Roberts İtalya'da makarna yiyor, siz de evde ona eşlik ediyorsunuz!

Eğer makarna yerken kendinizi dünya turlarına çıkmış gibi hissetmek istiyorsanız, işte tam size göre bir film! Eat Pray Love, Julia Roberts’ın İtalya’da kocaman tabaklarda makarna yediği sahnelerle dolu. O makarnayı afiyetle yerken sizin de tabağınızda spagetti olmalı. İtalya'ya gitmeden İtalyan mutfağının tadını çıkarmak? İşte makarnanın gücü!

Bonus Şaka: “Benim İtalya’m da bu mutfak işte… ve pizza kokusu geliyor!”


3. "Lady and the Tramp" (1955)

İki köpeğin aşk dolu spagetti sahnesiyle makarna daha tatlı hale geliyor.

Disney’in en unutulmaz sahnelerinden biri olan spagetti paylaşma sahnesi bu filmde! İki köpeğin şans eseri dudaklarının buluştuğu o sahne, makarna yemenin en romantik halini gösteriyor. Yanınızda biri olmasa da, siz de spagettiyi çatalla döndürüp keyifle izleyebilirsiniz. Hem de siz, tabağınızdaki tüm makarnayı paylaşmak zorunda değilsiniz!

Bonus Şaka: “Spagetti paylaşmak mı? Hayır, teşekkürler. Ben tabağımla yalnız bir ilişki yaşıyorum!”


4. "The Godfather" (1972)

İtalyan mafyasının gölgesinde, İtalyan mutfağıyla bir başyapıt!

Makarna yerken The Godfather izlemek neredeyse bir ritüel haline geldi. Filmin içinde İtalyan yemekleri, aile sofraları ve mafya arasında geçen ikonik sahneler varken, siz de kendinizi Sicilya’da bir makarna tabağının başında bulabilirsiniz. Al Pacino’ya bakıp, "Bir gün ben de böyle sofralar kuracağım!" diye hayal kurabilirsiniz.

Bonus Şaka: “Don Corleone’nin sofrasında olsam bile kimse benden makarnamı alamazdı.”


5. "Julie & Julia" (2009)

Bir yemek blogunun başına geçip makarna tarifleri yazmaya başlamamak işten bile değil!

İki farklı kadının hayatlarını ve yemek yapma tutkusunu anlatan bu film, mutfağa olan ilginizi katlayacak. Meryl Streep ve Amy Adams’ın canlandırdığı karakterler, yemek yapmanın ve yemenin mutluluğunu ekrana taşıyor. Makarna yerken bir yandan tarifler düşünmeye başlayabilir, belki de blog açma ilhamı bulabilirsiniz! Hem Julie'nin çabası, hem de Julia Child’ın ustalığı sizi ekrana kilitleyecek.

Bonus Şaka: “Makarna yapmanın bu kadar sanatsal bir şey olduğunu bilmiyordum… Ama sonuçta ben sadece yiyorum!” 

01 Ekim 2024

Eylül 2024 İzlencesi



Only Murders in the Building: 

"Apartmanınızda çok cinayet işleniyorsa, ya taşınmalı ya da podcast yapmalısınız. (Tabii ki üçüncü seçenek: bu işi çözebilecek üç absürt komşu bulmak!) Güzel sezon.

Penguin
Gotham’ın en havalı kuşu sahnede!
("Batman yok, ama sorun değil. Penguen en azından takım elbisesiyle karizmatik.")

Slow Horses
Casusluk, ama biraz tembelce!
("James Bond gibi değil, daha çok... işten kovulmayı bekleyen ofis çalışanları.")

The Cable Guy

Yeniden izledim. Jim Carrey'in karaktere verdiği her şey filmde izleyiciye dokunuyor. Bu yüzden kültleşmiş bir kara komedi Cable Guy, yalnızlığın insanı getirdiği noktaya yapılan mizahi bakış Jim Carrey'e has komedi anlayışıyla öne çıkıyor. Öte yandan karakterin çocukluğuna dair ayrıntılar ve Ben Stiller'ın yan hikayeye olan katkısı da kara komedilere has ironik bir ciddiyetle iyi bir film olmayı başarıyor. Yalnız filmin iki sıkıntısı var. Derinleşmeyi dikkate almaması ve sahnelerin kopukluğu olmasaymış çok daha iyi bir film olabilirmiş.

Kinds of Kindness

Yorgos'un yeni filmi, yine Emma Stone var. Cüretkar konu seçimlerini Hollywood anlayışıyla orta noktada buluşturmayı amaçlayan filmlerini daha çok göreceğiz gibi duruyor. Filmleri tematik olarak birbirine bağlayan şey hakkında yapılan konuşmalar hayal kırıklığıyla sonuçlanıyor. Yine de, onları şüphesiz birleştiren tek şey Lanthimos'un ton becerisi, projenin cüretkarlığı günü kurtarıyor. İlginç fakat keyifli değil. Kendi filmografisinde sönük kalıyor.

Borderlands

Eskiden olsa asla çekilemezdi. Düzeltme için çekilen sahneler, izleyici yorumları, test izleyicinin verdiği direktiflerin bu kadar belli olduğu bir film. Yönetmenlik hiçbir sürprize yer vermiyor, bu yüzden izlerken asla bir şey olmayacağını biliyorsunuz. Oyunun dünyasına pek fazla hakim olmasam da geçmişte oynadım. Rafa kalkması gereken bir projeymiş, sanıyorum ön satış gelirleri şirkete yeterli gelmiş. Çok kötü. 

Beetlejuice Beetlejuice

Tim Burton hayranı olarak beni tatmin etse de genel yapıya uymayan sahneler var. Çekim sırasında bütçenin düşürüldüğü söyleniyor. Müthiş bir atmosfer fakat yeteri kadar kullanılmamış hissi yaratıyor, ayrıca düşmanların kolay alt ediliyor oluşu da doyum hissini vermedi. Yine de Tim Burton bana her zaman ilham veren bir yönetmen olmuştur. Bu filmde de beni etkileyen küçük buluşlarını görmek benim açımdan tatmin ediciydi.

Tam Bir Centilmen
İzledim.

03 Eylül 2024

Community

 "Community" dizisi, televizyon dünyasında alışılmışın dışında bir yapım olarak öne çıkıyor ve izleyicilere benzersiz bir deneyim sunuyor. Dan Harmon'ın yarattığı bu dizi, Greendale Community College'da bir araya gelen birbirinden farklı karakterlerin hikayesini anlatırken mizah, drama ve sosyal eleştiri öğelerini ustalıkla harmanlıyor.


15 Haziran 2024

Arkadaşınızın Önerdiği Ama Sizin İzlemediğiniz 17 Film

"Bu filmi mutlaka izlemelisin, hayatını değiştirecek!" diyen arkadaş. Ve hepimizin yaptığı şey de aynıdır: O filmi asla izlememek. 😅 Haftalar, aylar, hatta yıllar geçer ve o film izlenmesi gerekenler listesinde tozlanmaya devam eder. Sen her ne kadar “Kesin izlicem!” desen de, Netflix'in bir sonraki dizisi ya da sonsuz TikTok kaydırması galip gelir.
Hepimiz bir arkadaşımızdan harika bir film önerisi almışızdır, hatta çoğu zaman bu önerilerle dolup taşarız. “Bu filmi mutlaka izlemelisin!” cümlesi neredeyse her buluşmada karşımıza çıkar. Ama ne yazık ki, o önerilen filmlerin birçoğu izleme listemizin tozlu köşelerinde beklemeye devam eder. Günlük hayatın koşuşturmacası, dizi maratonları ya da sonsuz ertelemeler derken o filmler bir türlü izlenemez. Bu yazıda, arkadaşlarınızın önerip de bir türlü izlemeye vakit bulamadığınız 17 filmi bir araya getirdik. 

Bu listeyi gördükten sonra belki de o filmlerden en az birini gerçekten izlemeye karar verirsiniz. (Söz yok ama niyet önemli, değil mi?)





The Big Leobowski

Halısı çalınan bir adam. Coen Kardeşler'den kusursuz bir başyapıt. Dünyanın en iyi filmlerinden biri.

Arizona Dream



“Bir bisiklet ve bir elma arasındaki farkı sana bir başkası söyledikten sonra yaşamanın ne anlamı var ki? Eğer bir bisikleti ısırıp, bir elmayı sürmeye kalkarsam, işte o zaman farkı anlarım.”

Annesine benzemekten korkan bir kadın, dayısı olmaktan korkan bir adam ve beyaz perdedekiler gibi olmaya çalışan bir Cadillac satıcısı. Arizona Dream Amerikan rüyasını bize tüm gerçekleriyle sunuyor. Buna Arizona rüyası da diyebiliriz. Kusturica Amerika’da kendi dünyasını Amerikan ayrıntılarıyla inşa ediyor.