film etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
film etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Kasım 2024

Dopamin Reseptörleriniz Yanmadan İzlemeniz Gereken 4 Dizi



Modern hayatın karmaşasında hepimizin beynine "kısa devre yaptıracak" kadar yoğun içerik bombardımanına maruz kaldığı aşikâr. Arka arkaya izlediğiniz dramalar yüzünden dopamin reseptörleriniz tatil moduna geçtiyse, bu dizilerle onları yeniden hayata döndürebilirsiniz. Hazır mısınız? Aman diyeyim, dozunda izleyin. Yoksa reseptörleriniz “şarj bitti” derken siz hala "bir bölüm daha" deyip sabah 5’te kahve yapıyor olabilirsiniz.

1. Ted Lasso

Sporu sevmeseniz bile bu diziyi izlerken kendinizi İngiltere'deki bir futbol takımının tribünlerinde çay içerken bulabilirsiniz. Pozitiflik, komedi ve samimiyet; Ted Lasso'nun enerjisi size "dünyada hala umut var mı acaba?" dedirtebilir. (Spoiler: Var ama Ted kadar değil.)

2. This Is Us

Duygusal doping etkisi garanti. Bu dizi sizi ağlatacak, güldürecek ve muhtemelen "benim ailem de biraz manyak galiba" diye düşündürecek. Ancak dikkat, mendilleri hazır tutun; duygusal olarak ağır kaldırıyorsunuz!

3. Hacks

Stand-up komedisinin sert ve sivri diliyle yılların deneyimini harmanlayan bir dizi düşünün. İki neslin çatışması bu kadar komik olur mu? Oluyor. Deborah Vance size hem tokat gibi gerçekler sunacak hem de kahkahayla yerde yuvarlanmanızı sağlayacak. (Sahnede değil, koltuğunuzda tabii.)

4. Sherlock

Beyninize mini bir IQ yükseltici gibi. Her bölümü “acaba ben de dedektif olabilir miydim?” sorusuyla bitiriyorsunuz. Cevap belli: Hayır, olamazdınız. Ama izlerken en azından bir süreliğine Sherlock gibi hissetmek serbest. 

10 Ekim 2024

"Bir Pazar Günü 'İzleyeyim de Sanat Anlayışım Gelişsin' Diye Başlayıp Yarıda Bıraktığınız 4 Film"





Stalker (1979)
"İlk 45 dakikada neler olduğunu anladım sanıyordum, meğer daha kapıdan bile girmemişiz."
Andrei Tarkovsky’nin sizi başka bir dünyaya götürdüğü bu filmde, karakterler yürüyor… ve yürüyor… ve biraz daha yürüyor.


The Lighthouse (2019)
"Bu kadar martı sesiyle delirmezsek, Willem Dafoe ve Robert Pattinson bizim yerimize delirecek zaten."
Siyah-beyaz bir kabus gibi, bir deniz fenerinde iki adamın 'her şeyin' anlamını kaybettiği bir sanat eseri.


Persona (1966)
"İzleyip de beyin jimnastiği yapmak isteyenlere, Bergman’dan sessizlik bombası."
İki kadının birbirine dönüşmeye başladığı bu film, 'sessizlik' ve 'bakışlar' üzerine size derin bir sanat dersi verirken, siz sadece "ne oluyor şimdi?" diyebilirsiniz.


Eraserhead (1977)
"David Lynch’in 'bunu izleyin de deliliği hissedin' dediği garip kabus."
Bir adam, tuhaf bir bebek ve çok daha tuhaf sesler. Filmi izlerken beyninizin bir kısmı kısa devre yapabilir.



04 Aralık 2022

2022 KASIM İZLENCESİ

She-Hulk: Fleabag ve Marvel birleşiminin vasatın altında kalan örneği.

Old Man: Yavaş, düşük tempolu, ilk bölümün gerisinde kalan bir sezon.

See How They Run: Wes Anderson yönetmenliğinden biraz taviz verip dedektiflik filmi çekseydi böyle bir şey olurdu... Eh.

Dirty Hary: Böyle filmleri özlemişim. Sözünü de söylüyor aksiyonu da veriyor. Senaryo bilinci de var daha ne olsun?

Futurama: IMDB listesine göre tüm en iyi bölümleri izledim. Rick and Morty'den daha iyiymiş. Her açıdan. Yeniden izlemek çok şeyi fark etmemi sağladı.

Stutz: Jonah Hill'in yönetimin o ve psikoloğunun hayatına kısa bir bakış getiren belgesel. Güzel iş. İzlenmesi gerekiyor.


01 Kasım 2022

2022 EKİM İZLENCESİ


House of Dragon 1x7: Sonunda seri eski sert havasına biraz olsun kavuştu.

Rick and Morty 6x5: İlginç. Akıcı. Tuhaf. Yer yer iğrenç.

Blonde: Bu kadar vasatın altında olacağını tahmin etmemiştim. Senaryo gibi yazılmamış. Video projesi gibi olmuş. 

Bullet Train: Bu kadar kötü olmasını beklemiyordum. Çok hikaye var. Böylesini anca üçüncü dünya ülkesi yazar.

The Bear: Çatışma eksikliği var, film grain efektiyle bir yere kadar. Six Feet Under tadı veren yerler yok değil.

House of Dragon 1x8: Sonlara doğru merak unsurunu anlatan bir hal aldı. Hoşuma gidiyor. Eskiden olsa bu zaman atlamaları çatışması güçlü, filler bölümlerle doldurulur 24 bölüm halinde sunulurdu.

Rick and Morty 6x6: Alacakaranlık kuşağının meşhur bölümüne bağlar sandım. Olmadı. 

Andor: İlk bölümün önüne geçemedi.

House of Dragon 1x10: Final tadı vermedi. 

Submarine: Güzel filmmiş. Girişteki sinema dilini koruyamamış.

Open Range: Kevin Costner'ın yönettiği bir film. Hafif Unforgiven. Gerçekçiliğe uzak. Yine de güzel. 

02 Eylül 2022

Ağustos 2022 İzlencesi



Top Gun Maverick: Sevdim, Val Kilmer'ı görmek güzeldi. Tom Cruise'un hırsı beni de hırslandırıyor.

Fresh: Normal kız yakışıklı oğlan. Act I sonrası jenerikle değişmece. Güzel Film. 

Jurassic Park: Sonuncu film. Mission Impossible aşılaması. Aşı tutmamış.

Nope: Çiftlikte Jawscılık. Maymun hikayesi ayrı film olurmuş.

One Piece: Wano Arc hala bitmedi.

Honor Society: Angourie için izledim. 

Lightyear: Güzel aksiyon, klişeden kaçarken klişeye tutulmak. Kırmızı koni sahnesi gibi küçük buluşlarına ve robot kedi gibi yancılara bayılıyorum.

04 Mart 2022

Arizona Dream, Bisiklet ve Elma

 

Arizona Dream, Bisiklet ve Elma



Kusturica Amerikan rüyasını filme alırsa ne olur?

Çok iyi oluyor. Coğrafyasının dışına çıkarak en iyi oyuncularla çalışan yönetmen filmografisindeki en ilginç filmlerden birini çekiyor. Johnny Depp’in başrolde olduğu film karakterin iç sesiyle yakalanması zor bir devinim kazanırken Jerry Lewis tam anlamıyla döktürüyor.


SULLİVAN’S TRAVELS, HOLLYWOOD’TAN İNDİM TAŞRAYA

 

SULLİVAN’S TRAVELS, HOLLYWOOD’TAN İNDİM TAŞRAYA



Yapımcılar ne yapsa halk onu mu izler yoksa bunun sosyolojik bir açıklaması mı vardır?

Seyirci perdede kendini mi görmek ister yoksa kendinden iyi durumdakileri mi?

Onca derdimiz içinde perdede başka dertler edinmek ister miyiz yoksa komediye mi ihtiyacımız var?  

Bunlar günümüzde büyük tartışma yaratan sorular ve hala hiçbirinin kesin bir açıklaması yok. Günümüzün sorunları da geçmiştekilerden pek farklı değil. Sanatın sorunları her gün çoğalırken yanıtlar sayısını korumayı sürdürüyor. Çünkü insanlar sanat konusunda ikiye ayrılmayı seviyor.

Tenet - Nolan'ın Tersi Pistir!

 



*Tenet hakkındaki bu yazı tersten yazılmıştır.


 ˙ɹɐʌ ɐluoʇ uǝpɹǝlǝuɥɐs nq ɐɯɐ şüɯuüşüp ıuığɐɔɐlo ᴉsǝuɥɐs ɐqɐɹɐ zɐ uᴉçᴉ ığıplɐ ᴉɯᴉʇᴉğǝ şüɹüs ʞüluüƃ Ɩ ǝɔǝpɐs uosuᴉʇʇɐԀ ʇɹǝqoɹ
˙şıɯʎɐpuılʞɐ ɹıplıʎ 0ᄅ ɹᴉʞᴉɟ ɐɯɐ şnɯɹoʎışılɐç ǝpuüʇsü ʇǝuǝ┴ ɹıplıʎ 9 uɐloN
 ˙şıɯlɐ ᴉɯᴉʇᴉğǝ ɐɯşnuoʞ uǝʇsɹǝʇ ǝʌ ɐɯɐuʎo sɹǝʇ uᴉçᴉ ɹǝlɯᴉʞǝç uoʇƃuᴉɥsɐM pᴉʌɐp uɥoſ ǝʌ uosuᴉʇʇɐԀ ʇɹǝqoɹ
˙znɹoʎıuɐʇ uǝʇ’ʞɹᴉʞunp ǝʌ ɹǝllǝʇsɹǝʇuI nuo 'ɐɯǝʇʎoH uɐΛ ǝʇʎoH ᴉuǝɯʇǝuöʎ üʇuüɹöƃ uᴉ’ʇǝuǝ┴
 ˙şᴉɯlᴉɹᴉʇşǝlɹᴉq ɐpoʎpüʇs ɹɐlʇıʎɐʞ 'şıɯdɐʎ ǝpuᴉɹǝlʌǝ ıuıɹɐlʇıʎɐʞ ᴉpuǝʞ ɹǝluǝʎsᴉzüɯ ǝlʎᴉqǝqǝs ᴉɯǝpuɐԀ ˙ʇᴉɐ ɐ’uossuɐɹöפ ƃᴉʍpn˥ ᴉɹǝlʞᴉzüɯ uᴉɯlᴉℲ
˙şᴉɯᴉ’punoɹ oפ ʎɹɹǝW ıpɐ ɐɯʞɐʇ ᴉʞɐpuısɐɯɐşɐ ɯıdɐʎ uᴉɯlᴉℲ
˙şıɯɐɯɐlnq ıʇɐsɹıɟ ɐɯnʞo nʎoʎɹɐuǝs ɐpuışıp ᴉsǝuɥɐs ᴉpuǝʞ ǝuᴉɐƆ lǝɐɥɔᴉW ˙şᴉɯlᴉɹǝʌ uᴉzᴉ ɐuısɐɯnʞo zǝʞ ɹᴉq ǝɔǝpɐs nʎoʎɹɐuǝs uı’uosuᴉʇʇɐԀ ʇɹǝqoɹ
;ɹǝlᴉƃlᴉq çuᴉƃlᴉ ᴉpɯᴉŞ
˙ɯᴉɹǝp uᴉʎǝlzᴉ ᴉ’ʇǝuǝ┴ ɐpɐɯǝuᴉs zıuɐsʞɐɔɐʞıç uǝpʌǝ ǝpuᴉɹǝluüƃ ᴉɯǝpuɐԀ ˙şıɯɹɐʞıç ɐʎɐʇɹo ᴉ’ʇǝuǝ┴ uǝʞǝɹǝƃ ᴉsǝɯuǝlɯᴉʎǝuǝp ʞɐɹɐʇɐʞ ᴉuᴉsǝʎâʞᴉɥ ᴉpuǝʞ ǝuᴉɹǝlᴉɹoǝʇ ʞᴉzᴉɟ uɐsɐq ǝɹǝʎ ığɐʎɐ ǝuᴉʎ uɐloN ʞɐɹɐlo çnuoS
˙zᴉuᴉsɹᴉlᴉqǝʎᴉp ɹoʎıʇɐluɐ nunq ɐp ɯɐʇ ʇǝuǝ┴ ɐsɹɐɹos ǝzᴉs ᴉɹᴉq ”˙ᴉɯlᴉɟ uıɹɐluɐɹɐʇɹnʞ ıɹɐluɐɹɐʇɹnʞ ıʎɐʎuüp“ ǝsɹᴉʞǝɹǝƃ ʞɐɯɐlʞıçɐ uǝpǝɯɹǝʌ ɹǝlᴉodS ˙ʇǝuǝ┴ ɯᴉʎǝuǝp ɹᴉq uǝʞǝɹǝƃ ᴉsǝɯlᴉpǝ ǝqüɹɔǝʇ ǝlʞᴉluᴉsǝʞ ˙ɹoʎᴉɹᴉʇʇǝssᴉɥ ǝʎᴉuɐs ɹǝɥ uǝʞɹǝlzᴉ ᴉ’ʇǝuǝ┴ ıuığılɐʇsn nq 'ɹoʎᴉlᴉq ᴉʎᴉ ʞoç ıʎɐɯʇɐlşɐʌɐʎ dıʇɐzn ıuɐɯɐz uǝɯʇǝuö⅄
 ˙ɹoʎᴉɹǝʇsöƃ ǝzᴉq ᴉuᴉğᴉʇʇǝ loɹʇuoʞ ᴉʎᴉ ʞoç lısɐu ıuɐɯɐz ɐɥɐp zǝʞ ɹᴉq ǝlᴉ ʇǝuǝ┴ ǝʌ ɹoʎıdɐʎ ɐɥɐp ɹᴉq ᴉʎǝş ığıʇdɐʎ ᴉʎᴉ uɐloN uǝʎǝsɯᴉuǝq ᴉuᴉɯᴉçᴉq ɯıʇɐluɐ ǝʎâʞᴉɥ ɹᴉq uɐlıʞ ɹılışɐluɐ ɐlʎığılıɔɐɹɐ ɹǝlɹǝʇʞɐɹɐʞ ᴉuᴉɹǝllɐʎɹǝʇɐɯ nƃɹnʞɯᴉlᴉq ˙ɹᴉʇʞǝɔǝpǝ lnƃşǝɯ ǝɹüs ɹᴉq unzn ᴉuᴉsᴉɔᴉʎǝlzᴉ ɐɯǝuᴉs ǝlʎᴉuʇǝɯ ᴉɹᴉʇşǝlǝ ǝʌ ɐɯnʞo 'ɐɯɐlʞıçɐ üɹüs ɹᴉq ǝʇʞᴉlɹᴉq ɐlʎışıʞıç ɯᴉuᴉɯǝ ʇǝuǝ┴ ᴉɯlᴉɟ uos uı’uɐloN ɹǝɥdoʇsᴉɹɥƆ


      Yazının Düz Hali:)

    Christopher Nolan’ın son filmi Tenet eminim çıkışıyla birlikte bir sürü açıklama, okuma ve eleştiri metniyle sinema izleyicisini uzun bir süre meşgul edecektir. Bilimkurgu materyallerini karakterler aracılığıyla anlaşılır kılan bir hikâye anlatım biçimini benimseyen Nolan iyi yaptığı şeyi bir daha yapıyor ve Tenet ile bir kez daha zamanı nasıl çok iyi kontrol ettiğini bize gösteriyor. 
Yönetmen zamanı uzatıp yavaşlatmayı çok iyi biliyor, bu ustalığını Tenet’i izlerken her saniye hissettiriyor. Kesinlikle tecrübe edilmesi gereken bir deneyim Tenet. Spoiler vermeden açıklamak gerekirse “Dünyayı kurtaranları kurtaranların filmi.” Biri size sorarsa Tenet tam da bunu anlatıyor diyebilirsiniz.

    Sonuç olarak Nolan yine ayağı yere basan fizik teorilerine kendi hikâyesini katarak deneyimlenmesi gereken Tenet’i ortaya çıkarmış. Pandemi günlerinde evden çıkacaksanız sinemada Tenet’i izleyin derim.

    Şimdi ilginç bilgiler;

    Robert Pattinson’ın senaryoyu sadece bir kez okumasına izin verilmiş. Michael Caine kendi sahnesi dışında senaryoyu okuma fırsatı bulamamış.

    Filmin yapım aşamasındaki takma adı Merry Go Round’imiş.

    Filmin müzikleri Ludwig Göransson’a ait. Pandemi sebebiyle müzisyenler kendi kayıtlarını evlerinde yapmış, kayıtlar stüdyoda birleştirilmiş. 

    Tenet’in görüntü yönetmeni Hoyte Van Hoytema, onu Intersteller ve Dunkirk’ten tanıyoruz.

    Robert Pattinson ve John David Washington çekimler için ters oynama ve tersten konuşma eğitimi almış. 

    Nolan 6 yıldır Tenet üstünde çalışıyormuş ama fikir 20 yıldır aklındaymış.

    Robert Pattinson sadece 1 günlük sürüş eğitimi aldığı için az araba sahnesi olacağını düşünmüş ama bu sahnelerden tonla var. 






03 Mart 2022

The Batman Ön Gösterimi


 

The Batman’i az önce ön gösterimde izledim. Spoilersız yorumum: Öncekilerden farklı bir atmosfer, müzik kullanımı, kendi içinde değişen tarzıyla ilginç bir Batman filmi. Ağır ilerleyen bir yapı, yer yer gerçekçi, yer yer iyimser, diyaloğa dayalı bir senaryo. Üç saatlik yavaş gelişen bir Batman göreceğimi sanmazdım. Denemişler. Film sonlara doğru serinin devamı için epey tohum ekmiş. Dahası da var denmiş. Filmin içine serpilen tarzlardan biri seçilseymiş çok daha iyi olabilirmiş. Gerçekçilik ve iyimserlik dengesi yer yer tutarsız olmuş. Boğucu bir yönetmenlik, türün verdiği güce sırtını dayayan yerler de var, aksini yaptığı sahneler de. Batman The Animated Series’in atmosferini benimseyen bir filmi de ileride görmek dileğiyle.

🦇

15 Aralık 2020

ED WOOD

 



Yaratıcılıktan alınan hazzın yerini hiçbir şey tutamaz.


Ed Wood, Tim Burton’ın filmografisinde çok önemli bir yer tutuyor. Sinema tarihinde de öyle. Üretmekten asla vazgeçmeyen, ötekiler tarafından dışlanan ve kötü işler yaptığı söylenen bir yönetmeni anlatıyor Tim Burton Ed Wood filminde. Kendini en iyi şekilde dışlanmadan ifade edebileceği tek yerin de beyaz perde olduğuna inanıyor. Bu açıdan filmi Tim Burton bağdaştırması yaparak farklı bir okumayla izlemek de mümkün.

SIDEWAYS, MİNÖR DERTLER

 

SIDEWAYS, MİNÖR DERTLER



Hayattaki küçük anların tadını çıkarmayı bilen iki arkadaşın filmi Sideways. 2004 yılında vizyona giriyor ve özetini okuyan insanları şaşırtıyor. Çünkü bu film minör dertler hakkında. Patlamalar, CGI efektleri yok. Komedi filmlerinden alıştığımız büyük yanlış anlamalara ve takip sahneleri yok. Başınıza gelebilecek olaylar hakkında bir film Sideways.


BROKEN FLOWERS’IN YALINLIĞI

 

BROKEN FLOWERS’IN YALINLIĞI



Jim Jarmusch ve Bill Murray bir araya gelince ortaya seyir zevki yüksek, dinlendirici, düşündüren bir yapım çıkıyor.

2005 yapımı bu film hayatımızdan çıkan insanların bizde bıraktıkları ufak ayrıntılara odaklanırken davranışlarımızın çoğu zaman mantıksız olduğunu anımsatıyor. Huzur verici bir yolculuğun yalın bir sinema diliyle beyaz perdeye aktarımı Jim Jarmusch tarafından ustaca yapılıyor.


Casablanca

 

Casablanca



Kendi türünü yaratan bir sinema klasiği.

Kendinden sonraki tüm romantik filmleri etkileyen büyük bir yapım. Siyasi arkaplanıyla bir aşk hikayesini ustaca birleştiren Casablanca Amerikan sinemasının en iyi filmlerinden biri kabul ediyor. Humprey Bogart ve Ingrid Bergman’ın başrollerini canlandırdığı film savaşın en kritik anlarında başlıyor.


BÜYÜK BUDAPEŞTE, KÜÇÜK MUTLULUKLAR

 



BÜYÜK BUDAPEŞTE, KÜÇÜK MUTLULUKLAR


Büyük Budapeşte Oteli (The Grand Budapest Hotel) 2014 yılında gösterime girdiğinde seyirciler salonda ne izleyeceğinden az çok emindi. Herkes nasıl bir deneyim yaşayacağını kafasında kurabiliyordu çünkü yönetmen Wes Anderson’ın oturmuş tarzına hayranları kadar onu ilk kez izleyecek seyirciler de hâkimdi.

Filmografisinde Rushmore (1998), The Royal Tenenbaums (2001), Moonrise Kingdom (2012) gibi filmler bulunan yönetmen teatral unsurları sinemanın kurgu gücüyle birleştirerek tek nokta perspektife sıklıkla başvurarak bunu adıyla anılan bir tarza çeviriyor. Büyük Budapeşte Oteli de filmografisi içinde en ciddi işi denilebilecek bir noktaya oturuyor.


BATMAN FOREVER

 

BATMAN FOREVER



Kimilerine göre en kötü Batman filmi. Kimilerine göre serinin vasat üyesi.

1995 yılında gösterime giren Batman Forever çoğu hayran tarafından iyi karşılansa da yıllar içinde biraz da popüler kültürle dalga geçilen bir yapım oldu. Joel Schumacher’ın punk atmosferine sahip bir Gotham’da geçen Batman Forever, günümüzde yönetmen kurgusuyla yeniden yayınlanması beklenen bir film.

Science of Sleep

 

Science of Sleep



Hayattan kaçıp düşlerimize sığınırız.

Peki düşlerimizden kaçmamız gerekirse?

Michel Gondry’nin başyapıtı Science of Sleep onun tüm yeteneklerini gösterdiği bir yapım. Düş ve gerçeğin perdeye yansıtılmasını iyi bir senaryoyla ve farklı bir teknikle filme alarak filmografisindeki en iyi işe imza atıyor. 2006 Berlin Film Festivali'nde yönetmen Michel Gondry, filmin ana mekânının 15 yıl önce yaşadığı bir ev olduğunu söylüyor.

New York’ta Yağmurlu Bir Gün

 

New York’ta Yağmurlu Bir Gün



Dakika dakika planlanmış romantik yolculuklar felakete en yakın şeydir.

Sevdiğimiz bir insanla işler asla yolunda gitmez. Hayatın her zaman bir planı vardır. İçinde olduğumuz şehrin de öyle. Woody Allen vizyona bir yıl geç giren bu filminde bizi kendi tarzında bir aşk hikâyesiyle buluşturuyor. 1981’den beri her yıl bir filmi vizyona giren yönetmen son olaylardan sonraki tartışmalarla 2018’de bir yıl ara vermek zorunda kalıyor.

Napoleon Dynamite

 

Napoleon Dynamite



Lucky!

Böyle diyor Napoleon. Filmde sadece iki defa söylese de –ki ilk yayımlandığı versiyonda bir kere söylemişti– bu söz hemen kült haline geliyor.

Bağımsız Amerikan filmlerinin en komiklerinden kabul edilen Napoleon Dynamite, Amerikan taşrasındaki bir gencin günlerini anlatıyor. İletişim kopukluğu, can sıkıntısı ve maddi kaynakların sınırlı oluşu Napoleon’un günlerini daha ilginç hale getiriyor. Baba figürünü büyükannesinin doldurduğu bir hayata sahip. Herkesi kazıklamaya çalışan bir amcası ve dış görünüşünün aksine ilginç becerilere sahip babasıyla Napoleon’un neden sıradan bir genç olamayacağını hemen anlıyoruz.

SCOTT, DÜNYAYA KARŞI

 



Âşık olduğu kızla çıkabilmek için onun 7 eski sevgilisini yenmeye çalışan Scott’ın hayatı atari oyununa dönüyor.

Sanırım bundan daha iyi bir tanıtım tümcesi olamazdı.

Yönetmen Edgar Wright’ın en iyi filmi kabul edilen Scott Pilgrim vs. the World hem kurgusu hem de senaryosuyla temposu yüksek ve eğlenceli bir film. 90’lar Rock müziğinin ritmiyle görsel efektli bir kurgu anlayışının bir araya geldiği yapım 2010 yılında seyirciyle buluşuyor ve kısa sürede kült haline geliyor. Filmin hayranları filmdeki karakterler gibi giyinip partiler vermeye bile başlıyor.

Herkesin bir Annie Hall’u vardır

 



Herkesin bir Annie Hall’u vardır

Woody Allen’ın en iyi filmi, başyapıtı Annie Hall tüm dünyadaki o acımasız aşk sorusunu tüm dünyadaki seyircilerine yeniden sorduruyor. "Ben bu kadınla anlaşamıyorum ama her saniye neden onu istiyorum?" Hepimizin bir Annie’si var ve Woddy Allen bunu çok iyi işliyor. 1977 yapımı bu film kısa zamanda kült haline geliyor. Woddy Allen adeta tüm yeteneğini bize bu filmde gösteriyor. Hem yönetmenlik hem de senaristlik anlamında çıtayı öyle bir yükseğe koyuyor ki bu filmin üstüne bir film gelmiyor.