Wednesday 2. Sezon Part 2: Evet, beklediğim dizi geldi. Wednesday sonunda geldi ve beklentilerimi tam olarak karşılamasa da Smalville tadında bir-iki sahneyle güzel vakit geçirmemi sağladı. Senaryo değişikliğine gittikleri aşikar olan bir olay örgüsü izledik. İyi yazılmış bir düşmandan mahrum olsak da Lady Gaga'nın şarkısı, dans sahnesi ve klasik Wednesday mimikleriyle 3. Sezonu beklemek için elimizde güzel bir malzeme var artık. Genel olarak sevdiğim bir dünya, daha çok derinleştirilmesi gerekiyor. Her sene çekilmesi gereken bir iş olduğunu düşünüyorum.
Enid ve Wednesday'in bedenlerinin değiştiği bölüm hoşuma gitti. Smallville tadı vardı. Zaten dizinin yazarları Smallville yaratıcıları. Tim Burton'ın yönetmenliğini yaptığı bölümler ayrı keyifli. Enid'in gelişimi ve akıbeti 3. Sezon için merak uyandırıyor. Öte yandan Wednesday'in pasif kalması beni biraz düşündürdü. Düşmanı kendi alt etmeliydi neden böyle bir tercih yapılmış anlamadım. Senaryo bölümler arası yer yer savsaklıyor, plot hole var çok sayıda. Genel olarak sevdim.
Honey Don't: Çooook beklediğim Ethan Coen filmini sonunda izledim. Coen Kardeşler artık ayrı filmler yapıyor. Bu da Ethan'ın ikinci filmi. Lesbian Trilogy dediği bir üçleme yapacak kendisi. Bu da serinin ikincisi oluyor. İlkinden kat kat daha iyi bir proje. Margaret Qualley taşra dedektifi Honey rolünde ve izlemesi epey zevkli. (Margaret Qualley hayranlığımızı kimseye sorgulatmayız. )Yine de eski Coen filmlerinin derinliğini arayanlar için yüzeysel kalabilecek bir film. Neo Noir türünün ilginç bir örneği sayılabilir. Şiddeti gösteriş biçimleri çok iyi. Olay örgüsü her yön değiştirdiğinde bir shot atsaydım komaya girerdim diyebileceğim türden bir yapısı var. Mizah dozu gayet iyi. Coenlerin mizahını seviyorum. İzlemesi bana keyif veriyor. Politik arkaplanı biraz daha genişleterek Honey karakterine daha iyi bir film yazılabilirmiş. Bu daha çok Coen kardeşler değil de onların anne tarafından bir kuzeni yazıp yönetmiş gibi. Şaka bir yana genel olarak keyif aldım.
Only When I Laugh: Bayıldım. Çok iyi bir film. Neil Simon kendi tiyatro oyunundan senaryolaştırmış. Çok iyi bir film. Eski bir Broadway oyuncusunun içki sorunuyla gittiği rehabilitasyondan çıkışıyla başlıyor. Bakması gereken liseli bir kızı, yönetmesi gereken bir kariyeri var. Kendini oynayacağı bir oyun teklifiyle yeniden sahnelere dönüyor fakat işler beklediği gibi olmuyor. Hayat karşısındaki beklentilerimizin nasıl savrulduğunu, arzu ve ihtiyaçlar zinciri içinde insanların dostluklara tutunarak nasıl ayakta kaldığını anlatıyor. Üç oyuncusunun da Oscar'a aday olduğu çok iyi bir film. Filmin adı meşhur bir fırkadan geliyor.
Bir adama mızrak saplanır ve arkadaşı sorar: Canın acıyor mu?
"Sadece güldüğümde."
Nobody 2: İlk filmin gerisinde kalmış. Yazlık aile filmi yadında bir John Wick formülü filmi diyebileceğimiz bir iş. Aksiyonu iyi fakat giriş kısmı kırpılabilirmiş. Vasatın altında kalan yerleri var. Akmıyor ilki gibi. Çatışmayı zayıflatan kararlar alınmış. Bot dövüşü sahnesi güzeldi. İlk filmdeki otobüs gibi değil ama iş görecek cinsten.
Naked Gun 2025: Komedisini sevdim. Eski filmleri kadar fazla şakası yok ama keyifli. Temposu yüksek olabilirmiş. Modern filmlerin olay örgüsü tercih edilmiş. Yapıyla alay edebilirlerdi ama o yola girmemişler. Bazı şakalara gülmek için bağlamı bilmek gerekiyor. İçe kapalı esprilere sahip. Eskiler böyle değildi dublajla bile akan bir komedisi vardı. Neyse. İzlenir yine de.
The Hot Spot: Noir türünde bir film. Jennifer Connely var diye izledim. Sonunu öyle beklemiyordum. İyi kurduğu sahneler var. Güzel düşünülmüş yerleri var ama iyi bir film değil. Jennifer sevenler izlesin.
Escape From New York: Carpenter filmi, bu kadar sevmeyi beklemiyordum. Metal Gear buradan baya şey almış. Snake'i almış daha ne olsun :) Güzel film. Kurt Russel baya iyi. Steve Buscemi akılda kalıcı bir karaktere sahip.
Escape From L.A. : İlki kadar sevmedim ama güzel bir iş.
Weapons: Övüldü diye izledim. Beğenmedim. Josh Brolin var, korku türü. Meh. Bana göre değil.
Lazarus: Cowboy Bebop'ın yaratıcısının son işi. Sevdim gibi. Potansiyeli bilince sevmek zorlaşıyor. Daha iyisini yaparmış ama sektör şartları diyelim.
My Oxford Year: Çerezlik bir film.
The Monkey: Stephen King uyarlaması fakat öyküden çok farklı. Filme kötü demiyorum ama öyküdeki işe yarar şeyleri neden kullanmadığını anlamadım. Derinleşememiş bir telaşı var.
Only Murders in the Building: Yeni sezon geldi. İştahla bu projeye gönül vermeleri çok güzel.
Fantastic Four 2025: Kötüydü. Neden diye açıklamak istemiyorum. Film senaryosu değildi izlediğimiz şey.
Peacemaker S2: Güzel şakalar var fakat 6. Bölümdeki olayları saymazsak pek bir şey olmadı. 6. Bölüm güzeldi.
*Hacks S4: İzleyip paylaşmayı unutmuşum. Yan hikayelere ara verilen bir sezon olmuş. Bu açıdan Emmy ödülü bu sene riske girecek gibi. Hannah Einbinder Emmy ödülünün en büyük adayı. Duygu patlamalarına vs. çok önem verilmiş. Ödüle oynuyor, umarım alır. Öte yandan, ilk sezonlardaki derin çatışmanın kaybolduğunu söyleyebilirim. Geçen sezon çok yüksek bir noktada bitmişti. Meseleler çabuk çözüme kavuştu sanki. Kavga + Barış + Yine Risk formülü aynen bu sezon da uygulanıyor.


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder