06 Mayıs 2026

NİSAN 2026 İZLENCESİ

Margo's Got Money Troubles: Elle Fanning oynadığı için izlediğim bir dizi. Ona rağmen sevemedim. Daha iyi olabilirmiş. Kadrosu iyi kurulmuş, kitap uyarlaması olduğu için dikkate değer bir okuyucu bilinirliği de vardı. Yine de tüm bölümleri izleyecek miyim? Elle var diye muhtemelen izleyeceğim.

Avatar Aang The Last Airbender:
20 yıl önceki Batıkan 10/10 Puan verirdi. Ben yılların hatrına 8/10 veriyorum. Disney Atlantis'e benzer bir animasyon tekniğini sevdim. Avatar dünyasına yakıştığını düşünüyorum. Sızma olayı sonrası dayanamayıp izledim. Sinemalara gelmeyeceği açıklandıktan sonra herkes de bir beklenti düşüklüğü yaratmıştı. Ben de beklentimi düşürmüştüm. Film Superman II, Man of Steel filmlerine benzer bir matematikte ilerliyor. Eski topraklarını geri getirme çabası içinde olan iki kahraman gibi düşünebilirsiniz. Aang ve Zod karşı karşıya gibi bir denklem kurulmuş. Diğer karakterlerin sadece yan karakter olarak esprisini yapıp gitmesi güzel bir tercih olmamış ama kesinlikle her Avatar hayranının izlemesi gerektiğini düşünüyorum.

Beef: Cailee Spaeny için izledim. Fargo tarzı bir antoloji yaratılmaya çalışılmış fakat olmamış. Cailee oynamasaydı izlemezdim. Olay yeterince büyümüyor.

Tales From 85: Stranger Things animasyonu. Daha iyi bir senaryoyla çok iyi bir iş olabilirmiş. Amatör bir ruhla yazılmış gibi.

Arco: Güzel animasyon. Daha iyi olurmuş. Miyazaki'ye benzeyen yönleri tabii ki var. Sanıyorum iyi bir animasyonun ondan örnek almaması imkansıza yakın.

Lennon Report: Lennon'un öldürüldüğü geceye dair bir film. İlginç.

Scream 5: Katil iki kişi.

Scream 6: Katil yine iki kişi.

Uğultulu Tepeler: Ne yapacaklarını bilemediklerinde Margot'un yüzünü yakın plan çekmek pek işe yaramamış.

How to Make a Killing 2026: Oyuncu kimyası için izlemeyi düşünmüştüm. Kimyayı göremiyoruz. Zayıf kalmış. 

Invincible 4. Sezon: Güzel gidiyor. İlk sezon kadar sert kısımları vardı.

Barefoot in the Park: Jane Fonda ve Robert Redford. Neil Simon kaleminden. Güzeldi.


 


26 Nisan 2026

Simpsons ve Life with Louie'nin Benzeyen Bölümü





The Simpsons’ın 32. Sezon 13. Bölümü ile Life with Louie’nin 2. Sezon 1. Bölümü birbirine epey benziyor. The Simpsons’da Bart bir golf oyuncusunun çantasını taşıyan “Caddy” görevini üstlenmiş, kazandığı para onu değiştirmiş ve babasına bile patronluk taslamaya başlamıştır. Life with Louie’de de aynısı olur ve Louie para kazanır kazanmaz değişmeye başlar. Ailenin reisi gibi davranır, babasına harçlık verir... Böyle gidiyor hikayeler. İlginç bir tesadüf olabilir, etkilenme de olabilir. Bilemiyorum. Biri Fox Kids diğeri hala Fox dizisi. Böyle.


14 Nisan 2026

güngezgini - felsefi animasyonlarım

 Bir süredir güngezgini adlı bir karakterle (tabii ki Beatles'tan etkilenerek) felsefi animasyonlu podcastler yapıyorum. Çizgi film tadında podcastler olması için yola çıktığım küçük bir uğraş. Şöyle bir video hazırladım. İlgilisine.



02 Nisan 2026

MART 2026 İZLENCESİ

 


Mavi Ay - Moonlighing: Severek izliyorum. Çok iyi bir diziymiş. Dizi uzasın diye Cybill Shepherd'ın uzun koridor yürüyüşleriyle birlikte çekmeyi ihmal etmeyen yer yer metalaşan bir yapıya sahip. Artık böyle diziler yapılmıyor. Artık Cybill gibi güzel kadınlar da başrol olmuyor. Nereye gidiyorsun ey Hollywood diye bağırası geliyor insanın.

Serpico: Al Pacino filmi. Gerçek hayattan uyarlanmış. Serpico asla rüşvet almayan bir polis. Güzel film. Film onun yüzünden vurulmasıyla başlıyor, onu Amerika’da tedavi eden doktor da Zeki Uygur, Nejat Uygur’un abisiymiş. İlginç bir bilgi. Yönetmen Lumet güzel iş çıkartıyor.

Sweet and Lowdown: Dünyanın en iyi ikinci gitaristini anlatan bir Woody Allen filmi. Hayatının kadınını özgüven eksikliği ve kötü psikolojisi yüzünden kaçıran başka bir karakter daha. Woody bu yetenekli ve zeki insanların kadınlar karşısındaki saçma hallerini çok iyi anlatıyor.

Primal S3: İzlediğim en iyi kısa animasyonlardan biri oldu. Çok iyi bir iş. Hiç konuşma olmadan her dilden insanları etkileyecek bir proje.

Scream 7: Sevmedim. Derinleşebilecek karakterler erken ölüyor, bir şeyler oluyor, nostaljiye göz kırpmalar vs.

Masumiyet Müzesi: Güzel bir dizi olmuş... Füsun’un küpelerini yıllar önce romanı beğenerek satın aldığımda tabii ki bunu dostlarıma sergilemek için yapmış ve iyi bir yatırım olacağını bilmeden kitaplığıma koymuş, edebiyatın da enflasyondan etkilendiğini hayret ve tabii ki haklı çıkmanın da verdiği gururla diziyi izlerken gülümsemiştim.

Cold Mountain: Beğendim. İyi bir film. Savaştan dönen adam hikayesi.

Burn: İlginç bir film. Benzincide geçiyor, tek mekan, soygun, tuhaf bir kız.

Deconstructing Harry: Yine izledim. Woody Allen'ın bir filme üç film fikri sığdırması hayret verici.

Avatar: Fire and Ash: İlginç bir tutkuyla yapılan bir iş.

24 Mart 2026

Sevdiğim Şeyler



En Sevdiğim Filmler

Annie Hall

Sideways

Scott Pilgrim vs. The World

Royal Tenenbaums

The Big Lebowski

Eternal Sunshine of the Spotless Mind

Arizona Dream

Groundhog Day


En Sevdiğim Şarkılar

The Beatles - I Wanna Hold Your Hand

The Beatles - Free as a Bird

Pixies - Is She Weird

ELO - Mr. Blue Sky

Elvis Presley - If I Can Dream

Pink Floyd - Eclipse (Pulse Live)

Pink Floyd - The Great Gig In The Sky (Pulse Live)

23 Mart 2026

Favori Adventure Time Bölümlerim



Summer Showers: Jake’s kızı tiyatrocu olmak için seçmelere giriyor. Başarısız olsa da tiyatro da ses efektlerini yapma işine giriyor sahne arkasında. Babasına yalan söyleyip rolü aldığını anlatıyor. Çok güzel bölüm. 

Walnuts and Rain: Twist dolu çok güzel bir bölüm. 


The Hall of Eggress: Gözler kapalı geçilmesi gereken bir zindan bölümü.

20 Mart 2026

Senaryoların 13. Sayfasında Ne Oluyor?



Senaryonun 13. Dakikasında ne oluyor? İstediğiniz filmi açın bakın. Netflix, gişe filmi, sanat filmi. Bakın bakalım neler dönüyor bu gizemli 13. Dakikada. Eğer ortalama iki saatlik bir film izliyorsanız karşınıza mutsuz bir kahraman çıkacak.

Jim Carrey’nin meşhur Maske filminin 13. Dakikasında kahramanımızın arabası bozuluyor.

Little Miss Sunshine’da mutsuz bir aile sofrası görüyoruz.

Matrix filminde Neo şirket binası içinde sorun yaşıyor.

İnanmıyor musunuz?

Fellini’nin Sekiz Buçuk filminin 13. Dakikasına bakın (Biliyorum ilginç bir cümle oldu.)

Marcello sıkıntıyla tren garında bekliyor.

Recep İvedik 7’yi açın. Recep yatakta huzursuz yatıyor.

13 uğursuz bir rakam olduğu için mi böyle oluyor?

Hayır. Bunun batıl inançlarla bir ilgisi yok.

Dramatik yapı gerektirdiği için böyle oluyor.

Senaryonun ilk perdesi ya da sıradan dünyası diyebileceğimiz kısımda kahraman hayatından büyük bir memnuniyetsizlik duyuyor. Seyirci onunla özdeşleşebileceği insani tarafını görüyor.

13 burada tamamen temsili bir sayı. Sizin senaryonuzun uzunluğuna göre değişebilecek bir dakikayı ifade ediyor. Böyle ilgi çekici başlıklar kullanıyoruz ki yazıları sonuna kadar okuyun;

Yazmak Karınca Çiftliği Kurmaktır



Her yazarın yazım sancılarını anlatmaktan kaçındığı fakat üzerinden belli bir süre geçtikten sonra keyif aldığını biraz da üstün bir tavırla itiraf ettiği günler benim için her zaman iştahlı yazım günlerimin en güzel hatırasıdır.

Onlarca sayfayı silerek yeniden yazmak, buruşturulan notları çöpe atmak, işe yarar bir şey çıkar umuduyla çöpleri yeniden karıştırmak. Günü iyi yazılmış bir sayfayla kapattığımıza mutlu olurken bunların hiçbiri yaşanmamış gibi davranmak. 

Her yazar, acı dolu bu süreci kabullense de bunu bir başkasına övünerek anlatmaktan çekinmez. Ortaya çıkardığı öykünün, romanın, kitabın onun için parmak şıklatmak kadar kolay olduğunu ima eder. 

Yazmak için öneri isteyenler karşısında durum değişir. Yazar birden kutsal bir dürüstlük dürtüsüyle bu işin ne kadar zor olduğundan bahsetmeye başlar. Tamamlaması yıllar süren cümleler, bilinçaltında budaklanan fikirler ve uykusuz bırakan hayatı kaçırma hissinin verdiği rahatsızlıktan sözü açar.

Gündelik işlerin hayatın cazibesini nasıl gölgelediğinden bahseder. Muhasebe kayıtlarına bakan gözler feribotların buğulu camlarında kızıl bulutların dansını göremez çünkü.

Yazmak karınca çiftliği kurmak gibidir. Karıncalara siz ne kadar yol açarsanız açın hangi yoldan gideceklerine yine onlar, sinir bozucu bir bekleyişle karar verir. İyi bir karınca çiftliği kurmak yıllar alır. Doğru karıncaları seçecek kadar yetenekli doğmuş olanlarsa ilginç bir şekilde kendi seslerini bulur.
Her yazar da pek güzel ve kendine özgü bir havası olan bu çiftlikle övünmekten geri kalmaz ama karınca çiftliğine şekil verenin kendisi değil de o büyülü ve kontrol dışı süreç olduğundan da pek bahsetmez. 

28 Şubat 2026

ŞUBAT 2026 İZLENCESİ


Marty Supreme: Genç bir fanatiğin hırsını gerçeğe dönüştürme cesaretini abartılı, komik, hatta alaycı ve iyimser bir şekilde dramatize eden bir film. Pervasız ve iyicil bir finalle tamamlanma hissini seyirciye veriyor. Yorgunluğu ve başarıyı bağladığı "güzel şeyleri kaçırma" motifi hoş. 

1883
: Güzel bir western. Sonuyla yürekleri dağlıyor. Yeni bir hayat kurmak için evini terk edip yeni topraklara giden insanların yaşadığı zorlukları sert bir dille anlatıyor. Pek bilinmeyen güzel bir dizi.

From Dusk Till Dawn: Seyir zevki güzel, akıp giden bir film. Robert Rodriguez ve Tarantino işi. 

Moon 2009: Daha önce izlesem daha çok severdim. Mickey 17 ve Intersteller'a benzettiğim sahneler oldu. Akıl karıştırıcı bir yalnızlığın içinde geçen, tekinsiz bir uzay filmi.

Hamnet: Marriage Story filmine Shakespeare serpiştirilmiş gibiydi. İngiliz edebiyatının en zengin, entelektüel açıdan en çok yönlü eserlerinden birini kayıp yaşayan bir ailenin iyileşme aracı olarak görmek bir fikir fakat bu fikir Oscar alabilecek kadar derinleşmiyor.

Sentimental Value: Bir daha izledim, karakterlerinin iç dünyalarına ve taşıdıkları kuşaksal baskılara gösterdiği özen açısından oldukça edebi ve aynı zamanda sinematik ritimleri ve öykü anlatımı olarak kullandığı imgeler açısından da değerli. 

27 Şubat 2026

Nothing's About to Happen to Me


Mitski’nin sekizinci albümü Nothing's About to Happen to Me çıktı. Mitski'nin şöhretle olan ilişkisine paralel olarak, anonimlik ve dünyadan ayrılma arzusu yine şarkılarında tekrar eden bir motif olarak karşımıza çıkıyor. Albümden yayınladığı ilk şarkı “Where’s My Phone?” ile Townie benzeri şarkıların bizi karşılayacağını düşünmüştük ama öyle olmadı. Karşımızda gayet sakin ilerleyen bir albüm var.

Benim Adventure Time çizgi filmindeki Frances Frover şarkısıyla 2016’da tanıştığım Mitski’yi asıl dünyaya duyuran TikTok’ta viral olan şarkıları oldu. Indie müziğin üzgün kızlarını temsil eden bir figüre dönüşmesiyle kendine geniş bir kitle edinmesiyle büyük konserler vermeye başladı. Bu başarı Mitski’nin müziğini gayet iyi etkilemişe benziyor çünkü sekizinci albüm akılda kalıcı yeni şarkıları bize kazandırdı.

Albümdeki ilk şarkımız In A Lake. Verse kısmıyla direkt akılda kalıcı bir melodi sunan, tam bir Mitski parçası. Bu parçayı Where’s My Phone? Takip ediyor. Toplam 35 süren albümle yolculuğumuz gayet güzel başlıyor. Sonraki parçalar sakin ritimlerle ilerlese de Mitski yer yer güçlü vokal çıkışlarıyla sekizinci albümünde ne kadar ilerlediğini gösteriyor.

Benim favori parçalarım şöyle; Where’s My Phone?, In A Lake, Dead Women, Charon’s Obol.

Bağımsız müzik dünyasının gözdesi olup daha sonra pop müziğin favorisi haline gelen sanatçı, sekizinci albümünde viral şöhretin ve başarının ağırlığıyla yüzleşirken son derece alaycı bir üslup sergiliyor. Kendine özgü tarzıyla, açık bir kalple ve keyifli bir şekilde karamsar bir mizah anlayışıyla Mitski her zamanki gibi iyi.

21 Şubat 2026

Öykü - Doğu Timor Günlerim



Üniversiteden mezun olurken fırlattığım kep yüzünden Doğu Timor turizm gelirlerinin yüzde yirmisini düşürüp nesli tükenmekte olan göçmen kuşları çiftleştirmek zorunda kalıp, haritada bulamayacağım bir ülkenin milli takımına teknik direktörlük ve Portekiz’li korsanlara komedyenlik yapmak zorunda kalarak hayatımı nasıl kurtardığımı dinlemek ister misiniz?

Her şey üniversite mezuniyetimde başladı. Havaya fırlattığım kepin nesli tükenmekte olan göçmen bir kuşu (Cyanistes Caeruleus’u) yaralamasıyla gözaltına alındım. Özel bir veterinerde bakıma alınan göçmen kuşun tüm tedavi masraflarını ödediğimde her şeyin bittiğini sanıyordum fakat kız arkadaşımla gideceğimiz Norveç tatiliyle her şey değişti. Pasaport kontrolüne girer girmez tutuklandım. Uluslararası bir suçlu olduğum gerekçesiyle Berlin’e, ifade vermek için Amsterdam’a, oradan da direk uçuşla Doğu Timor’a götürülüp nezarete atıldım. Kimse işlediğim suçun ne olduğunu söylemiyor, Google’ın bile çeviremediği bir dili konuşan iki muhafız başıma toplanmış kuş resimleri çiziyordu. Çıkarıldığım nöbetçi mahkemede İngilizce bilen bir hakim bana vatana ihanetle suçlandığımı söyledi fakat vatana ihanet edebilmem için önce o ülkenin vatandaşı olmam gerekmez miydi? Doğu Timor’da gerekmiyormuş.

14 Şubat 2026

Stranger Things ve 5 Maymun Çetesi

Çocukluğumda izlediğim 5 Maymun Çetesi benim için çocukların kahraman olduğu özel bir diziydi. Her bölüm kötüler yenilir, klişe de olsa -ki o zamanlar çocuklar için hiçbir şey klişe değildi- güzel mutlu bir sona ulaşılırdı. 

Günümüzde Stranger Things izlerken de benzer hatta aynı duyguları hissediyorum.Çocukların arasına katılan yetenekli maymunumuzu Eleven'la kıyaslamıyorum tabii ki. Sadece içinde çocukların olduğu işlerin kıymetli olduğunu söylüyorum. E.T. ile başlayan bu çocuk serüvenleri benim için her zaman seyir zevki yüksek işler olmuştur. Çocukların kendine ait bir macera alanının olduğu işler daha çok yapılmalı. 

İster Eleven ister Çarli olsun, böyle hikayelere ihtiyaç var.




11 Şubat 2026

New Yorker ve Mısır Gevreği

Mısır gevreği yerken kaseye önce sütü mü koyarsın yoksa mısır gevreğini mi? Çocukluğumdan beri önce sütü koyardım. Çizgi filmlerde ve pek de bizimkine benzeyen Amerikan aile filmlerinde her zaman tersinin yapıldığını görsem de bana önce sütü koymak daha yerinde geliyor. 

Bu da bizi aşağıdaki karikatüre getiriyor.

"New Yorker at 100" belgeselinde Editör bey çok güldü bu karikatüre. Editör Bey kaseye önce sütü dolduran psikopattır demesin mi? Yıllardır mısır gevreğini psikopat gibi yediğimi fark ederek belgeseli izlemeye devam ettim. İşe bak be.



31 Ocak 2026

OCAK 2026 İZLENCESİ


Stranger Things: 9 yıldır izlediğim dizinin sonuna gelirken uzun bir final izlemek duygusal olarak iyi geldi. Geç gelen bir final olmasının, çocukların büyümesinin ve nostalji hissinin diziyi dokuz yıl taşıyacak kadar yeterli olmaması sebebiyle potansiyelini tam olarak kullanamadığını söylemem gerek. Çok severek izlediğim bir işti fakat final ne yazık ki tatmin etmedi. Eski sezonlara bakınca üstüne koyarak ilerleyebilen bir yapı kurulabilirdi. Her sezon hikaye çok başka yerlere savruldu. Yine de keyifliydi. Ulan netfilişk.

Stranger Things 1- 4. Sezon: Rewatch şöleni. İlk sezon çok iyi. Sinema gibi. İkinci sezon direksiyon daha iyi bir yere kıvrılabilir, Eleven ekibe daha evvel katılabilirmiş. 3. Sezonun zevki bir başka olmuş. AVM ve Robin-Steve güzel bir aks yaratmış. 4 ile düşüş başlamış. 

84 Charing Cross Road 1987: Bayıldım. Artık böyle filmler yapılmıyor. Naif bir hikaye, çok güzel bir film. İnsanca yaşamanın, edebiyatla hayatın kesiştiği noktayı görmenin verdiği keyifli bir dostluğa tanık olmak gibiydi.

Ella McCay: "As Good as it Gets" filminin yazar/yönetmeni James L. Brooks’un son filmi: Ella McCay. Karmaşık hayatları olan, zorlu kadınları konu alan hikayeleri seviyor. Ben de seviyorum.

Gülün Adı: İlginç bir film. Umberto Eco uyarlaması.

DJ Ahmet: izledim.

The Secret Agent: Oscar adayı. Cannes ödüllü. Yönetmenlik iyi fakat senaryo daha iyi kurulabilirmiş. 

Win or Lose: İkinci bölüm çok güzel bir yere bağlandı. Beklemiyordum. Sevdim. Beysbol takımına odaklanarak daha vurucu olabilirmiş. Fikirler ve metaforlar arasında hikaye dağılmış.

No Other Choice: İzledim. Yönetmenin kendi işleri için zayıf kalmış.

The Summer I Turned Pretty: Sonunda ben de izledim. Eh diyelim.

Mel Brooks 99 Years old Men: İzledim. Sevdim. Komedi işleriyle ilgilenenler bu belgesele bir göz atmalı.

Loveable: İzledim. Eh.

School for Scoundrels 2006: Eh. Akmayan bir komedisi var.

Rental Family: Beklentimin altında kaldı. Daha iyi olabilirmiş.

The Summer I Turned Pretty: Hepsini izledim. Eh. 

Three Identical Strangers: Güzel belgesel. Üçüz olduğunu fark eden bir genç ve arkasındaki gerçekler. Teoriler falan.

A Knight of the Seven Kingdoms 1: İlk bölüm için sönük. Bir şeye yeterince büyük girmezsen kimse onu ciddiye almaz.

Landman 2.Sezon Finali: Güzel bir sezon finaliydi. Seviyorum bu diziyi. Taşra, petrol, aile olmak, anti woke bir iş.

08 Ocak 2026

10 Kitap






Kitaplıklar her yazarın sesini oluşturduğu yol haritalarıdır. Raflarda, sayfalarda, tümcelerde bizim düşlerimize eşlik edecek oyunlar vardır. Bana sesimi bulmamda yol gösteren, mutluluk veren, “İşte benim kurmak istediğim tümceler bunlar,” dedirten ( ve kesinlikle kıskandıran) kitaplardan on tanesi şunlardır.

Hayattaki küçük oyunları fark edebilmek, espri anlayışı dedikleri şeyi bulabilmek, virgülsüz noktasız tümceler içinde aynı sözcüklerin altını çizmiş biri olabileceği inancına tutunabilmek için Tutunamayanlar.

Kaldırımlarda onun da olabileceği düşüncesiyle kalabalığa karışmak, karıncaların bilmeden sevdiğini kendime anımsatmak için Aylak Adam.

Düş ve gerçeğin kol kola yürüdüğü öykülere “Hişt,” diye seslenmek için Alemdağda Var Bir Yılan.

Dikkatli bir okuyucu olduğumu ve tek tesellinin yazı olduğunu göstermek için Kara Kitap.

“Ben buradayım,” diyebilmek için
Korkuyu Beklerken.


O iyi insanların nereye gittiğini düşünmek için Demirciler Çarşısı Cinayeti.

Okuma yazma işleriyle alakam olduğu, mizahın en çok da en ciddi kurumlarda bulunduğunu bana gösterdiği için Saatleri Ayarlama Enstitüsü.

Seninle şöyle bir oturup konuşamadık dememek için Kürk Mantolu Madonna.

Herkesin bir Jane Gallagher’ı olduğu için Çavdar Tarlasında Çocuklar.

Kanımız sızarak bitmez tükenmez bir yolda yürüdüğümüz için Yaban.



Tesadüf, simpsons ve komplo teorisi

Seviyorum böyle ilginç tesadüfleri. Simpsons 37. Sezon 13. Bölümü izlerken 35. Saniyelerde Homer nükleer santralde bir tuşa bastı ve tüm elektriği kestiği için her yer karanlıkta kaldı. Tam bu sırada Ortaköy’de de elektrikler gitti. İlginçti.