Stranger Things: 9 yıldır izlediğim dizinin sonuna gelirken uzun bir final izlemek duygusal olarak iyi geldi. Geç gelen bir final olmasının, çocukların büyümesinin ve nostalji hissinin diziyi dokuz yıl taşıyacak kadar yeterli olmaması sebebiyle potansiyelini tam olarak kullanamadığını söylemem gerek. Çok severek izlediğim bir işti fakat final ne yazık ki tatmin etmedi. Eski sezonlara bakınca üstüne koyarak ilerleyebilen bir yapı kurulabilirdi. Her sezon hikaye çok başka yerlere savruldu. Yine de keyifliydi. Ulan netfilişk.
84 Charing Cross Road 1987: Bayıldım. Artık böyle filmler yapılmıyor. Naif bir hikaye, çok güzel bir film. İnsanca yaşamanın, edebiyatla hayatın kesiştiği noktayı görmenin verdiği keyifli bir dostluğa tanık olmak gibiydi.
Ella McCay: "As Good as it Gets" filminin yazar/yönetmeni James L. Brooks’un son filmi: Ella McCay. Karmaşık hayatları olan, zorlu kadınları konu alan hikayeleri seviyor. Ben de seviyorum.
Gülün Adı: İlginç bir film. Umberto Eco uyarlaması.
DJ Ahmet: izledim.
The Secret Agent: Oscar adayı. Cannes ödüllü. Yönetmenlik iyi fakat senaryo daha iyi kurulabilirmiş.
Win or Lose: İkinci bölüm çok güzel bir yere bağlandı. Beklemiyordum. Sevdim. Beysbol takımına odaklanarak daha vurucu olabilirmiş. Fikirler ve metaforlar arasında hikaye dağılmış.
No Other Choice: İzledim. Yönetmenin kendi işleri için zayıf kalmış.
The Summer I Turned Pretty: Sonunda ben de izledim. Eh diyelim.
Mel Brooks 99 Years old Men: İzledim. Sevdim. Komedi işleriyle ilgilenenler bu belgesele bir göz atmalı.
Loveable: İzledim. Eh.
School for Scoundrels 2006: Eh. Akmayan bir komedisi var.

