30 Aralık 2025

ARALIK 2025 İZLENCESİ

Sentimental Value: Yönetmenin diğer işlerine göre iyimser kalan finaline şaşırdım. Elle Fanning için izledim. Güzel bir filmdi.

The Road Home 1999: Çok güzel film. 

Landman 2. Sezon: Güzel gidiyor. Seviyorum bu hikayeleri.

Spy Kids 3: Artık böyle işler yapılmıyor.

Wake Up Dead Man: A Knives Out Mystery:  Büyük bir beklentiyle izledim ama olmadı. Serinin en zayıf halkası. Kilise müdavimlerinin derinleştirilmemesi çok büyük bir hata. Dedektif çok geç giriyor hikayeye ve bunun için bir motivasyonu da yok. Cailee iyi oynamış fakat senaryo hayal kırıklığı. Neden?

The Karate Kid Part III: Yine izledim. Yine sevdim. Kata Training şarkısı bana çok dokundu.

Sekizinci Aile: İzledim.

Rick Gervais Mortality: Güzeldi.

Şahsi Düşler 10 Yaşında


Tam 10 yıl önce ilk kitabım çıktı.

Yirmi yaşında yazdığım öykülere dönüp baktığımda hüzünlü ve düşündürücü -ki ben bu duruma “hüzündürücü” diyorum- ayrıntılar buluyorum.

Her yazarın yazım sancılarını anlatmaktan kaçındığı fakat üzerinden belli bir süre geçtikten sonra keyif aldığını biraz da üstün bir tavırla itiraf ettiği günler benim için her zaman iştahlı yazım günlerimin en güzel hatırası oldu.

Sözcüklerin peşinden giderek onların çocuksu oyununa inanmanın keyifli ve tabii ki yorucu olduğunu bana hatırlatan şahsi düşler tam 10 yaşında.

24 Aralık 2025

Lily Allen’ın 10 Günde Yazdığı Albüm

 


    Bir ilişkinin otopsisi diyebileceğimiz West End Girl, Lily Allen’ın özüne dönüşündeki pervasız coşkuyu sert sözler ve adrese teslim alaylarla müjdeliyor. Bir ilişkinin sonuna ne kadar hazırlıklı olursanız olun ortaya çıkan enkazı yönetmek hiçbir zaman kolay değil. Lily Allen bize 10 günde kaydettiği yeni albümüyle son ilişkisinin tüm sırlarına dair büyük ipuçları vererek yapmacıklığa ne kadar düşman olduğunu yeniden gösteriyor. Ayrılığın olgun bir genel bakışını sunmaktan ziyade, anlık acı ve ihanet duygularını onurlandırmakla çok daha ilgilendiğinden şarkıların türü de bu yönde bir alaycılıkla akıyor.

    Lily Allen’ın şarkılarda bahsettiği toksik kişi Stranger Things ile hepimizin tanıdığı David Harbour. Kendisi açık ilişki yaşamayı teklif etmiş ve Lily Allen’ı aldatmakta hiçbir sakınca görmemiş.

    Bir partnerin sadakatsizliğiyle yüzleşmenin şarkıları diyebileceğimiz West End Girl içinde Sleepwalking ve Tennis parçaları öne çıkıyor. Sheezus'taki popüler tınıların Lily Allen’ın tarzına uymayışı ve kötü sarışınlığın getirdiği tuhaf tarzın zemine oturmayışının arkasından gelen West End Girl, alışılmadık Lily Allen kafiyelerini sevenleri mutlu ediyor. Yine de ilk iki albümün kalitesi aratmıyor değil.

04 Aralık 2025

2025'in En İyileri




FİLMLER

Young Frankenstein 10/10

Mission Impossible The Final Reckoning 10/10

Only When I Laugh 9/10

One Battle After Another 8,5/10

The Sunshine Boys 1975 8,5/10

Murder by Death 1976 8,5/10

The Goodbye Girl 1977 8/10

Girlfriends: 8/10

Mickey 17 7,5/10

Bugonia 7,5/10

Caught Stealing 7,5/10

Honey Don't 7/10


DİZİLER

Pluribus: 8/10

Hacks 8/10

Wednesday 2. Sezon 8/10

Poker Face 2. Sezon 8/10

Stranger Things 5. Sezon Part 1: 8/10

The Studio 7,5/10

OYUNLAR

Dispatch 10/10

Metal Gear Solid 3 10/10

Metal Gear Solid 4 10/10


ALBÜMLER

Bret Mckenzie - Freak Out City

Foxy Shazam

Wet Leg - Moisturizer

Mister invincible

 Tek gerçek çizgi roman kahramanı diye geçiyor. Şaşırdım. Hiç duymamıştım. 





03 Aralık 2025

KASIM 2025 İZLENCESİ



Stranger Things 5: Beklentileri karşılamamak gibi bir durumu var. İzletiyor fakat alışkanlık nostalji ve tahmin edilebilir anların zincirlemesinin ötesine geçmemekte inat ediyor. 

The Running Man: Edgar Wright filmi, Stephen King uyarlaması, Glen Powell oynuyor, davetli olarak ön gösterimde izledim. Güzel akan bir film. Act 3 sıkıntılı. 

Bugonia: Yorgos’un son filmi. Ben tabii ki Emma Stone için izledim. İlginç anlarla kamçıladığı merak duygusunu şüpheye ulaştırırken seyir zevkini uzun diyaloglara emanet eden bir film. Sonuyla yarattığı atmosfer her bakımdan konuşulmaya değer bir his bırakıyor.

The Smashing Machine: Safdie işi. Gerçek işleri ilgi çekici bulmuyorum. Merakımdan izledim. Sevmedim.

A Very Jonas Christmas: Baya güldüm. Liseye giderken izlediğim Jonas dizisinin tadını verdi. Evet Jonas seviyorum.

The Simpsons: 37. Sezonu izliyorum. Her bölümü ben bile artık çok sevemiyorum. The Day of the Jack-Up bölümü iyiydi şu ana kadar.

Frankenstein 2025: Del Toro filmi. Sevemedim. Mia Goth sevgim bile filmi bana sevdiremedi.

Young Frankenstein: Tarantino bu film için dünyanın 7 kusursuz filminden biri demiş. Mel Brooks ve Gene Wilder. 1974 filmi. Baya güldüm. Keşke daha erken izleseymişim.

Superman Returns 2006: O zaman da sevememiştim. Yine sevemedim.

Tulsa King: Güzel gidiyor. Karizmatik oyuncu izletiyor kendini.

Landman 2. Sezon: Seviyorum böyle dizileri. Taylor Sheridan işleri hep güzel oluyor. 

I Love LA: Rachel Sennot oynuyor diye izliyorum.

Being Eddie: Eddie Murphy belgeseli. Güzeldi. Adamı seviyorum.

Train Dreams: Sevmedim.

Blue Moon: Sevmedim.

14 Kasım 2025

Dispatch


Uzun zamandır güzel bir oyun bulup oynama konusunda sıkıntı çekiyordum. Oyunları indirdiğim gibi kaldırıyor, yarım saat geçmesine rağmen bir türlü açılış yapmayan oyunları öfkeyle kapatıyordum. Bir süre sorunun bende olduğunu düşündüm. Ta ki Dispatch gelene kadar.

Wolf Among Us ekibi tarafından açılan ayrı bir stüdyodan çıkan bu oyunun fragmanlarını görmüştüm fakat yine de Telltale'ın düşüşü sırasında çıkardığı kötü oyunlar sebebiyle önyargım vardı. Dispatch bu önyargıları sildi süpürdü. Haftalık bir dizi tadında ilerleyen bu oyun bir anda her Çarşamba çıkmasını beklediğim bir diziye dönüşüverdi. 

Babasının intikamını almaya çalışan bir süper kahramanın süper kahramanlar teknik desteğinde çalışmaya başlamasına odaklanan Dispatch; The Boys, Invincible ve Wolf Among Us'ı akla getiren güzel bir atmosfere sahip. Hem oynuyor hem de izliyorsunuz. İzlediğiniz kısımlardan asla sıkılmıyorsunuz çünkü diyalogların özenle yazıldığı bu hikaye sizi 40 dakika boyunca sürüklüyor. 

Eski Smallville günllerimdeki gibi her hafta 40 dakikalık bir dramayı beklediğim günlere dönmek beni sevindirdi. İlk iki bölüm çok iyi yazılmıştı ve kahramanlarla oynana stratejik sekanslar da gayet güzeldi. Keşke daha uzun olsalardı fakat haftaya ne olacak diye gerçekten merak ediyorsunuz.



Tabii ki favorim Blonde Blazer karakteri. Güçlü ve güzel bir kadın. Hayallerimizi süsleyen bir Supergirl edasıyla bizi kurtarıyor. Blonde Blazer ve Mecha Man arasındaki cinsel gerilim çok iyi kağıda dökülmüş. Animasyon kalitesi de epey üst seviye. Keşke Invincible da bu kalitede animasyonlaştırılabilseymiş. Ve keşke böyle bir oyunu olsaymış. 

Blonde Balzer ve Invisigal arasında bizi bırakan oyun seçimler konusunda epey iddialı. Karakterler arasındaki cinsel gerilimi kurarken gülümseten sivri diyaloglar kurmayı çok iyi başarıyor. Karakterimiz Robert Robertson'ın verdiği yanıtlar her zaman tam aklımızdaki gibi olmasa da Mecha Man haline girdiğinde ortalığı kasıp kavuracağı kesin. 


3. ve 4. bölümler karakter gelişimine dayalı, sonraki bölümlere zemin hazırlayan anlara sahipti. Hacker bölümleri zorlaştı ve kahramanları göreve gönderdiğimiz strateji sekansları da büyük önem kazandı. Karakterleri geliştirirken ekibi ne kadar düzenli kullanmaya çalışsanız da aynı anda gelen zor görevler sizin için epey zorlayıcı olabiliyor. Süper kahramanların bu hallerini anlatan bir dizi olsa kesinlikle izlerdim. Keşke Smallville gibi yüksek bütçeli bu tarz bir gençlik dizisi yapılmış olsaydı vaktinde. 
4. Bölümdeki davranışlarınıza göre Invisigal ve Blonde Blazer ile yakınlaşıyorsunuz. Ben tabii ki Blonde Blazer'ı tercih ettim. Strateji kısmında kahramanları nasıl bir ustalıkla yönlendirdiysem başarı konusunda yüzde 1'lik dilime girmeyi başardım.

5. ve 6. Bölümlere gelelim.
Blonde Blazer ile güzel bir ilişkimiz var. Takım bize artık saygı duyuyor. Vardiyamıza geri dönerek kahramanlarımıza yardım etmeye başlıyoruz fakat Mecha Man kostümümüzde birtakım sorunlar baş gösteriyor. Hackerlık kısımları biraz sıkmaya başlasa da buraya kadar diyalog kalitesi hiç düşmedi. Ekiple güzel bir kaynaşma yaşayıp bar kavgasına bile girdik. Ev partisinde güzel anlar yaşarken bir anda hüzünlü bir sahne bizi karşılıyor ve tepe taklak oluyoruz. 
Chase kendini Insivigal için feda ederek Flash gibi hız gücüyle ona yardıma koşuyor.

7 ve 8'i Steam'de yayınlandığı gibi indirip bitirdim. Bu kadar iyi bir hikayeyle karşılaşmayı hiç beklemiyordum. Dövüş sekansları çok iyiydi. Belki evet olaylara çok müdahale etmiyoruz fakat buna ihtiyaç duymuyoruz. Çünkü izlediğimiz hikaye bizi tatmin ediyor. Ezeli düşmanımızla olan savaşın köklerine iniyor ve dostlarımızla büyük bir savaşa giriyoruz. Herkesin karşılaştırdığı Invincible'dan çok daha iyi bir yapım var karşımızda. Masa başı teknik destek kısımları gayet eğlenceliydi. Finale yakışır bir sekansla kahramanlara veda etmek hem beni tatmin etti. Hem de ikinci sezona dair net bir planları olmayışı beni biraz üzdü. Senaryo, seslendirme, oyun tasarımı derken sanırım bizi 3-4 senelik bir ara bekliyor. O arada umarız Wolf Among Us falan çıkar da bekleyiş biraz keyifli bir hal alır.

Sonuç olarak Dispatch oyunu uzun zamandır herkesin beklediği Telltale oyunu. Adhoc stüdyosu umarız bunun devamını getirir ve eskilerin yaptığı hatayı yapmaz. Oyunların bir sanat olduğunu ve hikaye anlatıcılığının bunun bir parçası olduğunu bize yeniden hatırlatan bu oyunla oyun oynama iştahım yeniden canlandı. 





01 Kasım 2025

EKİM 2025 İZLENCESİ

Caught Stealing: Aranofsky filmi. Austin Butler güzel oynamış. Suça bulaşan eski beyzbolcu. Güzel filmdi. Sevdim. Belki ileride çok konuşmayacağız ama keyif verici iyi fikirlere sahip bir işti.

Psycho Therapy: Güzel film. Brit'in soğan doğradığı sahne favorim. 

One Battle After Another: Thomas Pynchon'un Vineland kitabından ilham alan Paul Thomas Anderson filmi. Inherent Vice'dan sonra bu yönetmenin ikinci Thomas Pynchon uyarlaması. Didaktik bir absürtlükle başlayan film, devrim ve rejimin kıyasıya mücadelesini baba-kız ekseninde merkeze alıyor. Varoluşsal rastlantısallığıyla karakterleri edilgen bıraksa da iyi bir film. Dram, komedi, gerilim, alegori, hiciv ve sosyo-politik trajediyi bir araya getiren altıgen fay hattında ilerleyen bir dram. Film, kendi içinde tuhaf ve alışılmadık bir şekilde diyalektik; birleşmeyen veya birbirine bağlanmayan, ancak birbirini yansıtan ve gerilim yaratan birçok katmandan oluşuyor. Jonny Greenwood'un kurguya ritmini veren dokunuşları filmi sıkıcı noktalarda kesinlikle daha iyi bir hale getiriyor. Dicaprio'nun yersiz cesareti, kaybeden karması, aşınmış ahlakından kaynaklanan çaresiz kahramanlıklarını izlemek epey zevkli. Duyusal ve dramatik dokusunun olağanüstü zenginliğine rağmen, görkemli bir zirveye sahip değil. Anderson, bir profesörün öğrencilere "Terminatör 2" gibi bir film yapmak istiyorlarsa ayrılmaları gerektiğini söylemesi üzerine sinema okulunu bırakmış. Paul Thomas Anderson bu isyan hikayesini hala kendi içinde sürdürüyor gibi.

Tulsa King S3: Güzel gidiyor. 

Chair Company: İlginç bir işe benziyor. Karakterin takıntılı düşünme biçimi etrafında dönen bir senaryoya sahip. 

Chad Powers: Linç yediği kariyerini yeniden canlandırmak için kendine yeni bir kimlik uyduran futbolcu. Güzel dizi. Ben böyle işleri izlemeyi seviyorum. Kendine ikinci bir şans verilmesini beklemektense kendine bu şansı yaratan insanları izlemek keyifli oluyor. 

Only Murders in the Building: Son sezonu pek sarmadı. Yine de vazgeçemiyorum. Sonuna kadar izledim. Özellikle sezon finalini çok beğendim. Epey güldüğüm yer oldu. 

West End Girl: Lily Allen yeni albüm çıkardı. Lily Allen'ın ilk iki albümü benim için çok önemlidir. Bu sebeple tabi ki albüm çıkar çıkmaz kulaklığımı çıkardım ve dinlemeye başladım.

Dispatch: Uzun zamandır oynadığım en iyi oyunlardan biri oldu. Dileyenler YouTube üzerinden izleyebilir. Invincible izlerken kavgalarda kontrolün size geldiğini düşünün.

Star Wars Visions: 9. bölüm, Black, Ghibli'nin key animatörlerinden biri yönetmiş. Gerçeküstü mükemmel bir bölümdü. 

01 Ekim 2025

EYLÜL 2025 İZLENCESİ



Wednesday 2. Sezon Part 2: Evet, beklediğim dizi geldi. Wednesday sonunda geldi ve beklentilerimi tam olarak karşılamasa da Smalville tadında bir-iki sahneyle güzel vakit geçirmemi sağladı. Senaryo değişikliğine gittikleri aşikar olan bir olay örgüsü izledik. İyi yazılmış bir düşmandan mahrum olsak da Lady Gaga'nın şarkısı, dans sahnesi ve klasik Wednesday mimikleriyle 3. Sezonu beklemek için elimizde güzel bir malzeme var artık. Genel olarak sevdiğim bir dünya, daha çok derinleştirilmesi gerekiyor. Her sene çekilmesi gereken bir iş olduğunu düşünüyorum. 

Enid ve Wednesday'in bedenlerinin değiştiği bölüm hoşuma gitti. Smallville tadı vardı. Zaten dizinin yazarları Smallville yaratıcıları. Tim Burton'ın yönetmenliğini yaptığı bölümler ayrı keyifli. Enid'in gelişimi ve akıbeti 3. Sezon için merak uyandırıyor. Öte yandan Wednesday'in pasif kalması beni biraz düşündürdü. Düşmanı kendi alt etmeliydi neden böyle bir tercih yapılmış anlamadım. Senaryo bölümler arası yer yer savsaklıyor, plot hole var çok sayıda. Genel olarak sevdim. 

Honey Don't: Çooook beklediğim Ethan Coen filmini sonunda izledim. Coen Kardeşler artık ayrı filmler yapıyor. Bu da Ethan'ın ikinci filmi. Lesbian Trilogy dediği bir üçleme yapacak kendisi. Bu da serinin ikincisi oluyor. İlkinden kat kat daha iyi bir proje. Margaret Qualley taşra dedektifi Honey rolünde ve izlemesi epey zevkli. (Margaret Qualley hayranlığımızı kimseye sorgulatmayız. )Yine de eski Coen filmlerinin derinliğini arayanlar için yüzeysel kalabilecek bir film. Neo Noir türünün ilginç bir örneği sayılabilir. Şiddeti gösteriş biçimleri çok iyi. Olay örgüsü her yön değiştirdiğinde bir shot atsaydım komaya girerdim diyebileceğim türden bir yapısı var. Mizah dozu gayet iyi. Coenlerin mizahını seviyorum. İzlemesi bana keyif veriyor. Politik arkaplanı biraz daha genişleterek Honey karakterine daha iyi bir film yazılabilirmiş. Bu daha çok Coen kardeşler değil de onların anne tarafından bir kuzeni yazıp yönetmiş gibi. Şaka bir yana genel olarak keyif aldım. 

Only When I Laugh: Bayıldım. Çok iyi bir film. Neil Simon kendi tiyatro oyunundan senaryolaştırmış. Çok iyi bir film. Eski bir Broadway oyuncusunun içki sorunuyla gittiği rehabilitasyondan çıkışıyla başlıyor. Bakması gereken liseli bir kızı, yönetmesi gereken bir kariyeri var. Kendini oynayacağı bir oyun teklifiyle yeniden sahnelere dönüyor fakat işler beklediği gibi olmuyor. Hayat karşısındaki beklentilerimizin nasıl savrulduğunu, arzu ve ihtiyaçlar zinciri içinde insanların dostluklara tutunarak nasıl ayakta kaldığını anlatıyor. Üç oyuncusunun da Oscar'a aday olduğu çok iyi bir film. Filmin adı meşhur bir fırkadan geliyor. 

Bir adama mızrak saplanır ve arkadaşı sorar: Canın acıyor mu? 

"Sadece güldüğümde."

Nobody 2: İlk filmin gerisinde kalmış. Yazlık aile filmi yadında bir John Wick formülü filmi diyebileceğimiz bir iş. Aksiyonu iyi fakat giriş kısmı kırpılabilirmiş. Vasatın altında kalan yerleri var. Akmıyor ilki gibi. Çatışmayı zayıflatan kararlar alınmış. Bot dövüşü sahnesi güzeldi. İlk filmdeki otobüs gibi değil ama iş görecek cinsten.

Naked Gun 2025: Komedisini sevdim. Eski filmleri kadar fazla şakası yok ama keyifli. Temposu yüksek olabilirmiş. Modern filmlerin olay örgüsü tercih edilmiş. Yapıyla alay edebilirlerdi ama o yola girmemişler. Bazı şakalara gülmek için bağlamı bilmek gerekiyor. İçe kapalı esprilere sahip. Eskiler böyle değildi dublajla bile akan bir komedisi vardı. Neyse. İzlenir yine de.

The Hot Spot: Noir türünde bir film. Jennifer Connely var diye izledim. Sonunu öyle beklemiyordum. İyi kurduğu sahneler var. Güzel düşünülmüş yerleri var ama iyi bir film değil. Jennifer sevenler izlesin.

Escape From New York: Carpenter filmi, bu kadar sevmeyi beklemiyordum. Metal Gear buradan baya şey almış. Snake'i almış daha ne olsun :) Güzel film. Kurt Russel baya iyi. Steve Buscemi akılda kalıcı bir karaktere sahip. 

Escape From L.A. : İlki kadar sevmedim ama güzel bir iş. 

Weapons: Övüldü diye izledim. Beğenmedim. Josh Brolin var, korku türü. Meh. Bana göre değil. 

Lazarus: Cowboy Bebop'ın yaratıcısının son işi. Sevdim gibi. Potansiyeli bilince sevmek zorlaşıyor. Daha iyisini yaparmış ama sektör şartları diyelim.

My Oxford Year: Çerezlik bir film.

The Monkey: Stephen King uyarlaması fakat öyküden çok farklı. Filme kötü demiyorum ama öyküdeki işe yarar şeyleri neden kullanmadığını anlamadım. Derinleşememiş bir telaşı var.

Only Murders in the Building: Yeni sezon geldi. İştahla bu projeye gönül vermeleri çok güzel.

Fantastic Four 2025: Kötüydü. Neden diye açıklamak istemiyorum. Film senaryosu değildi izlediğimiz şey.

Peacemaker S2: Güzel şakalar var fakat 6. Bölümdeki olayları saymazsak pek bir şey olmadı. 6. Bölüm güzeldi. 

*Hacks S4: İzleyip paylaşmayı unutmuşum. Yan hikayelere ara verilen bir sezon olmuş. Bu açıdan Emmy ödülü bu sene riske girecek gibi. Hannah Einbinder Emmy ödülünün en büyük adayı. Duygu patlamalarına vs. çok önem verilmiş. Ödüle oynuyor, umarım alır. Öte yandan, ilk sezonlardaki derin çatışmanın kaybolduğunu söyleyebilirim. Geçen sezon çok yüksek bir noktada bitmişti. Meseleler çabuk çözüme kavuştu sanki. Kavga + Barış + Yine Risk formülü aynen bu sezon da uygulanıyor. 



28 Eylül 2025

Altın Koza




Bundan tam 10 yıl önce, 2015 yılında, Yaratıcı İntiharlar Departmanı adlı öyküm İletişim Yayınları'ndan çıktı. 10 Yıl sonra 2025 yılında bu öyküyü senaryolaştırdım ve Altın Koza'ya aday oldum. Benim için büyük bir haberdi bu. Adana'ya gittim, festivalde bulundum, diğer adaylarla tanıştım, dostlarımı gördüm. Genelde İstanbul dışına sadece film işleri sebebiyle çıktığım seyahat etmeye pek alışık değilim. Aday olmak, kendi yazdığım bir kitabı uyarlamak ve sinema emekçilerinin olduğu bir festival ortamında bulunmak pek çok açıdan güzeldi. Böyle şeyler insana sürekli çalışması, yolda olması gerektiğini hatırlatıyor. 



01 Eylül 2025

Ağustos 2025 İzlencesi


*Bu ay dinlediğim albümleri de bu listeye ekledim.

Alien Earth: İlk iki bölüm bir şeyler olacak dedi. Olmazsa sıkıntı büyük.

Wednesday 2. Sezon Part 1: Sevdim fakat eleştirilerim var. Kaynak materyalin ne olduğu unutulmuş. 1. Sezondaki kurduğumuz bağlar hiçe sayılmış.  Kasaba dünyasının neredeyse hiç olmaması gerçekliği bozmuş. Kasaba ve okul zıtlığı bize atmosferi veren en önemli şeydi.

*Bret Mckenzie - Freak Out City - Albüm: Buraya dinlediğim albümleri de yazayım dedim. Oscar ödüllü bir abimiz, kendisini Flight of the Conchords'tan severim. Güzel iş. 

F1: Brad Pitt filmi. İyi film güzel prodüksiyon. Sevdim. Herkesin seveceği türden bir iş, sağlam iş.

*Foxy Shazam: Grubun kendi adını taşıyan albümü 2010 yılında çıkan güzel bir rock albümü. Oh Lord çok iyi bir parça. Bombs Away güzel. The Only Way to My Heart... Güzel parçalardan. 

Thursday Murder Club: Sıkıcıydı. Sürprizsizdi. 

Eddington: Emma Stone oynuyor diye izledim ama çok az oynuyormuş. Ari Aster filmi. Daha iyi olabilirmiş. Amerikan taşrasındaki woke kıpırdanmaların pandemiyle birlikte gelen boğuculuğu ve sosyal medyanın ifşa tarafı üzerinden bir senaryo kurmuş.

Fargo: 4. Sezona bir daha başladım. Güzel bir anlatımı var.


30 Ağustos 2025

Metal Gear Solid 3: Snake Eater


Uzun süredir oyunlara uzak kalmıştım. Spiderman 2 sonrası zevkli bir oyun bulma konusunda sıkıntı yaşadım. Pandemide emülatörlerle PS2 oyunlarına bir süre sardıysam da çok sevdiğim bir yapım bulamadım. PS3 üzerinde Metal Gear serisine başlama çabalarım hep işlerle, projelerle, senaryolarla kesintiye uğradı.

Metal Gear Solid 3 yeni sistemlere gelince mutlaka denemem gerek diye düşündüm ve sonuç harika oldu. Oyuna bir bakıp çıkmak için girdim ve 3 saatin sonunda oyunu bitirmeyi başardım. Mekanikler, boss dövüşler ive ince düşünülmüş ayrıntılar yıllar sonra bile benim için yeniydi. Yarım saat oynayıp çıkmayı düşündüğüm oyunu bir anda bitirmek benim seriye başlangıç yapmamı sağladı. İlerleyen günlerde muhakkak PS3 üzerinde MGS4'ü de bitireceğim.

Oyunlardaki motor sekanslarına bayılan biri olarak MGS3'te Eva'nın sürdüğü motorda düşmanlara ateş etmek aşırı keyifliydi. Eva karakteri zaten beni ilk görüşte almayı başardı. 



01 Ağustos 2025

Temmuz 2025 İzlencesi



Superman 2025: Superman filmi James Gun’ın ellerinde çizgi romanlardaki renkli anlara yaklaşırken dağınık olay örgüsünün altında kafa karışıklığına davetiye çıkarıyor. Lex’in belirsiz motivasyonuyla birlikte sekansların kopuk yapısına, tatmin etmeyen savaş aksı da eklenince ne yazık ki uzun zamandır beklediğim Superman’in vasat bir senaryoya sahip olduğunu söyleyebilirim. Gösterişli, tahmin edilebilir sahnelerin arkasından gelen twistin yarattığı şaşkınlık seyir zevkini pek fazla yükseltemiyor. Hak ettiğimiz Superman filmine hala kavuşamadık.

Ballerina: Alıştığımız yalın olay örgüsünden uzaklaşarak karakteri derinleştirmeye çalışırken seyir zevkini düşürüyor. Tembel ve kopuk anlatımı John Wick filmlerinin kalitesine uzak yönetmenlikle birleşirken elimizde tatminden uzak bir final kalıyor. Olmamış.

Interstate 60: Bob Gale filmi, Mcihael j Fox ve Chritopher Lloyd cameosu. Tatlı film. Çerezlik.

Deep Cover 2025: Doğaçlama oyuncular polise muhbirlik yapmak için çeteye sızarsa ne olur? Güzel komedi. 

Total Recall 1990: İyi film. Atmosfer güzel kurulmuş. şaşırtan sahneleri var. Twisti bol. Zamanın ötesinde.

Days of Thunder: Tom Cruise'un Nascar yarışçısı olduğu film. Tam doksanlar filmi. Hoşuma gitti ama düştüğü yerler var. Senaryo Robert Towne.

Poker Face 2. Sezon Finali: Tatmin etti fakat daha iyi olabilirdi. Rian'dan daha iyi bir bölüm beklerdim. Sezonun başlangıcı daha iyiydi. 

How to Train Your Dragon 2025: Sevmedim.

Eden 2024: Cast için baktım. Sevmedim.

Akira: Bir kez daha izledim. İlk yarım saatinden sonra hala ben de bir şeylerin yanlış gittiği hissini uyandırıyor.

Happy Gilmore 2: Sahneler arası mantık yok. Gülemedim.


11 Temmuz 2025

Wet Leg Mosturizer


Son zamanlarda yakından takip ettiğim bir grup Wet Leg.

Bir süredir yeni albümlerinin çıkmasını bekliyor, albüm öncesi konserlerde çaldıkları yeni parçalardan yola çıkarak iyi bir işle karşılaşacağımızı az çok tahmin ediyordum.

Wet Leg’in ikinci albümü başarılarının tek seferlik olmadığını gösteren akılda kalıcı melodileriyle yeniden karşımızda.

Sakinliklerinde bir çılgınlık gizli parçalarıyla catch these fists, Davina Mccall, CPR, liqiudize öne çıkıyor. Grunge esintilerinin içinde özlem dolu bir melankoli var.

Tuhaf enerjilerinin daha yapacakları çok şey olduğunu göstermesi muazzam. Rhian’ın uykulu sesine eşlik eden akılda kalıcı gitar ritimleri epey keyifli. Müzik yaparken eğlendikleri belli oluyor. Dışa dönük Rhian ve içe dönük Hester’in kimyası bir kez daha tutmuşa benziyor.

08 Temmuz 2025

DVD menüsü sırları

Simpsons DVD menüsünde en baştaki bölümün üzerinde durup kumandadan 10 defa sağ tuşuna basarsanız, Krusty'nin başında bir tuş çıkıyor ve ona basarsanız tüm bölüm görsellerine gizli bir karakter olan Graggle ekleniyor.



04 Temmuz 2025

Haziran 2025 İzlencesi

 


The Sunshine Boys (1975): Eski zamanların sahne tozunu yutmuş iki komedyen, yıllar sonra tekrar bir araya gelirse ne olur? İşte The Sunshine Boys tam da bu sorunun cevabını veren nefis bir film!1975 yapımı bu sıcacık komedinin yönetmen koltuğunda Herbert Ross oturuyor. Filmin senaryosu ise usta yazar Neil Simon’a ait. Zaten film, Simon’un aynı adlı tiyatro oyunundan uyarlanmış. Sahne ruhunu bu kadar güzel hissettirmesinin sebebi de bu olsa gerek.Başrollerde ise efsane isimler var: Walter Matthau ve George Burns. İkili, zamanında birlikte sahne alan ama artık birbirinin adını bile duymak istemeyen iki yaşlı komedyeni canlandırıyor. Özellikle George Burns, bu rolüyle 80 yaşında Oscar kazanarak sinema tarihine geçti!The Sunshine Boys, hem güldüren hem de biraz iç burkan, nostaljik bir film. Yaşlılık, dostluk, kırgınlıklar ve sahne aşkı… Hepsi ustalıkla işlenmiş. Eski usul komedileri seviyorsanız bu filme mutlaka bir şans verin derim.

🥋 The Karate Kid: Legends:  Jackie Chan ve Ralph Macchio, efsanevi rolleriyle geri dönüyor.  Eski filmlerin kalitesini beklemeyin. Netflix dizisi tadında bir film var karşınızda.

🎭 The Goodbye Girl (1977): 1970’lerin romantik komedi klasiği olan "The Goodbye Girl", yalnız bir anne, onun küçük kızı ve ani bir şekilde hayatlarına giren huysuz bir aktörün dokunaklı ve eğlenceli hikayesini anlatıyor. Neil Simon’un kaleminden çıkan bu sıcak öykü, hem güldürüyor hem de kalbe işliyor.

🔍 Murder by Death (1976): Agatha Christie'ye saygı duruşu mu, yoksa zekice bir parodi mi? Belki de ikisi birden! "Murder by Death", gizemli cinayet hikâyelerine gönül verenleri kahkahaya boğacak türden bir kara komedi klasiği. 1976 yapımı bu film, polisiye türünün tüm klişelerini tiye alarak, bir yandan da zekice bir dedektif bulmacası sunuyor. Hem gizem severleri hem de komedi tutkunlarını tatmin edecek bir yapım. Cinayet ve gülme krizini aynı anda yaşamak isteyenler için biçilmiş kaftan.

The Penguin Lessons: Hoş film ama bayılmadım. Politik arkaplanın üzerine daha ilgin. bir yolla değinilseymiş ortaya Oscar şansı olan bir yapım çıkabilirmiş.

Duster: Birkaç bölüm izledim. Tam sarmadı.

The Stick: Owen Wilson için izlemeye devam.

Orange County: Foo Fighters'ın One adlı şarkısı Soundtrack'te var diye izledim. Jack Black vardı falan ama sarmadı. 

Squid Game 3: Tamamen çözülme sezonu. Zorunlu sahnelerin sıklığından çatışma tat vermiyor. Final memnun etmedi. 

Thunderbolts: Thunderbolts, Marvel evreni ortalamasının altında kalan bir iş. Senaryonun sıkışıp kaldığı dar mekanlarda komik anlar yaratmaya çalışırken gülünç olan sahneleri senaryoyu eğlenceli kılmaktan çok cringe tanımına yakınlaştırıyor.

Fenike Planı: Wes Anderson’ın Fenike Planı; yönetmenin kendi kurduğu dünya içinde bize tanıdık sahneler sunuyor. Akılda kalıcı basket sahnesi ve kendine has mizahıyla filmografide yukarı sıralarda yer almayacak bir iş olsa da seyir zevki bir önceki filmine göre yüksek. Duygusal bağ kurmadaki zorluğu ve bilinçli soğukluğunda bir zeka var fakat bu filmi ileri taşımıyor. Fenike Planı hayranları için yeterli fakat yönetmenle yeni tanışacak seyirciler için iyi bir tercih değil.


Fenike Planı

Wes Anderson’ın Fenike Planı; yönetmenin kendi kurduğu dünya içinde bize tanıdık sahneler sunuyor. Akılda kalıcı basket sahnesi ve kendine has mizahıyla filmografide yukarı sıralarda yer almayacak bir iş olsa da seyir zevki bir önceki filmine göre yüksek. Duygusal bağ kurmadaki zorluğu ve bilinçli soğukluğunda bir zeka var fakat bu filmi ileri taşımıyor. Fenike Planı hayranları için yeterli fakat yönetmenle yeni tanışacak seyirciler için iyi bir tercih değil.




03 Temmuz 2025

Superman Nasıl Tıraş Oluyor?

Superman nasıl traş oluyor merak edenler için gelsin.

Gözün çıkardığı ışınları aynada kendi yüzüne yansıtıp öyle traş oluyor Kripton’dan gelen abimiz. Ben olsam beyaz kriptonitten yapılma Mach3 falan gibi bir jilet uydururdum. Böyle de güzel olmuş.



01 Temmuz 2025

Brent Forrester ile Senaryo

The Simpsons ve The Office gibi önemli dizilerin senaristi Brent Forrester ile senaryo çalışmasından anlar. İlginç ve hatırlanacak bir macera oldu. Yıllar önce Cnbc-e’de Simpsons izlerken yazarıyla tanışacağım aklıma gelmezdi. Manifest diyor buna çevremdekiler, ben “yolda olmak” terimini daha doğru buluyorum. Homer’ın deyimiyle: D'oh!


22 Haziran 2025

not almak

 

Not almadan zaman ileri akmıyor.
Başarılar, zafer yorgunlukları; hafızayla birlikte eskiyor, sararıyor.
Yazdıkça, not aldıkça ilerlediğini fark ediyor insan.
Yürümenin en güzel tarafı, dönüp geriye bakabilmek.
Not almak, harita üzerinde ilerlediğin yere bakmak, arkayı dikizlemek.

29 Yaşında Fark Ettiğim 29 Şey

1. Planlanan her şey hatalara davetiye çıkarır.

2. Arkadaşlarla evde buluşmak daha keyiflidir.

3. Güzel film ve kitapların sayısı çok az.

4. İnsanların hafızası çok zayıf.

5. Beatles her zaman haklıdır.

6. Gülmekten çekinmeyen insanları çevrende tut.

7. Hayat ciddiye alınmayacak kadar önemli.

8. Bir şeyle ilgilenmenin en iyi yolu onunla ilgilenmemektir.

9. İnsanlar nadiren birbirlerini dinler.

10. Aksilikleri kabullen.

11. Düşündüğün şeylere dönüşürsün. 

12. Not al, her şeyi.

13. Her insanın varış çizgisi aynı yerde değildir.

14. Haberler gereksiz.

15. Günler tahmin ettiğinden uzun.

16. Herkesten yardım iste ama kendin yap.

17. Her gün planlamadığın bir şey yap.

18. Kahkaha en iyi iletişim şeklidir.

19. Dünyanın senin onun üzerinde yaşadığından haberi yok.

20. Kötü müzik dinleyen insanlardan uzak dur.

21. Günde 20 dakika hiçbir şey düşünme.

22. Zaman yönetimi çok önemli.

23. Çoğu şeyi bedava elde etme yolları var.

24. Çoğu şeye ihtiyacın yok.

25. Yürümek çok önemli.

26. Şikayetçileri kimse sevmez.

27. Konuşmaktan keyif aldığın birileri olmalı.

28. Kendini bir kahveyle ödüllendir.

29. Dinozorlara güvenme.

21 Haziran 2025

Augusto Monterroso

 Augusto Monterroso, epey bilinen bir küçürek öykü yazarı. Öyküsü şu:

"Uyandığımda dinozor hala oradaydı."

Latin Amerika devletlerinin “dinozorlaşan” yapısını anlattığını söyleyen de var,

Bunun diktatörleri temsil ettiğini de,

Bunun sadece bir söz oyunu olduğunu da,

Bence hepsi. 

Inside Joke

Netflix'in "Kimler Geldi Kimler Geçti" dizisinin yazar odasında bulundum. Dijital bir dizinin içinde bulunmak ilginç bir deneyimdi benim açımdan. Bugüne kadar genelde mizahi öyküler, içerikler benden istenmişti. Tür olarak farklı işlerin içinde yer almak düşünme biçimini de değiştiriyor bir açıdan. KGKG'ye gelirsek Top 10 denilen izlenme sayılarına baktığımızda dizinin globalde epey izlendiğini söyleyebilirim. Tüm dünyadan izleyici bulması, sürekli dizi hakkında TikTok'ların çekilmesi dijital işlerin kolay mecra değiştirebilen işler olduğunu da gösteriyor. Amerikalıların fragmanlık sahne dediği şeyler TikTok'ta bir anda viral oluyor, dizinin sesini kullanarak yüzlerce kişi "kapalı" bir mizah yapıyor. In-joke, inside joke denilen şey. Diziyi izlemeyenlerin anlamayacağı bir mizah. Yazarken buna da kafa yorulması gerekiyor. In-joke konusunda biraz daha yazacağım.

Yazmak


Bir süredir dizilerin yazar odalarında bulunuyor, asistanlık yapıyor, bazen bölüm hikayesi bazen sahneler yazmam gerekiyor. Uzun zaman önce yerli dizi izlemeden, yerli diziler için bir şeyler üretmenin zor olacağını düşünürdüm. Pek öyle olmadı. Her hikaye kendi içinde çözülüyor, rating notları geliyor; çoktan yazılmış şeyler yazılıyor demek istiyorum. Yazmaya devam... 




20 Haziran 2025

Augusto Monterroso




Kısa Öykü Hakkında Birkaç Kelam

Roman seven kişi roman yazar; kısa öykü seven, kısa öykü yazar. Ben ikinci gruba dahil olduğum için kısa öykü yazıyorum. Ama çok da değil; dokuz yılda altı tane ya da on iki yılda sekiz tane gibi bir şey.

İnsan çok fazla kısa öykü yazamaz. Dört ya da beş konu vardır; bazıları yedi olduğunu iddia eder. İşte üzerinde çalışılması gerekenler bu konulardır.

Sayfa sayısına gelirsek, bu da az olmalıdır çünkü kısa öykü çok çabuk bir şekilde berbat hale gelebilir. Fazladan on cümle öyküyü çoraklaştırır; eksik on cümle ise öyküyü bir anekdot haline getirir. Yazılı ya da sözlü halde olsun, apaçık anekdot olan bir öykü kadar iğrenç bir şey olamaz.

Gerçek şu ki kimse bir kısa öykünün nasıl olması gerektiğini bilemez. Bunu bilen yazar kötü bir hikaye anlatıcısı demektir. Bu bilgisi, yazdığı ikinci öyküden itibaren aşikar hale gelecektir ve öyküsündeki her şeyin yanlış, sıkıcı ve yapmacık görünmesine yol açacaktır. Yazar, bilgi ve güvenin iğvasından uzak duracak bilgelikte olmalıdır.

Yazar İçin On Emir

1. Rüyalar kendi başlarına ilginç değillerdir. Kulaklarla ve karıncalarla yanlış yerde karşılaşan karışık bir zihnin edebiyatla alakası yoktur. Kafka’ya bakın: Rüyaları gerçek gibiydi.

2. Öykünüzde nasıl ilerleyeceğinizi kestiremiyorsanız eğer, durun. Tavana bakın. 10’a kadar sayın, biraz viski için. Öyküler sondan başa doğru ilerlerler.

3. Olabildiğince düzeltin, sonra da bir kusur ekleyin: yanlış yere konmuş bir virgül, hercai bir büyük harf, tekrar eden bir sözcük. Edebiyatta, doğallıktan daha önemli bir şey yoktur.

4. İnsanların konuşmalarını dinlemekten vazgeçmeyin. İyi yazılmış diyaloglar, o konuşmalardan doğarlar.

5. İyi bir üslup görünür değildir. Borges cesetlere makyaj yapmaz, onları diriltirdi.

6. Semboller, sinekler gibi, her yerdedirler. Fakat yalnızca sinek yiyenlerin ilgisini çekerler.

7. Birçok film izlemişsinizdir. Öyküler sahne sahne ortaya çıkmazlar. Okurun, sizin söylediğiniz şeyi “görmesini” beklemeyin. İmgelerinizi göstermeyi öğrenin.

8. Yazarken, duyguların karakterlerin tepkilerini yönlendirmesine izin vermeyin. Mahzun bir kahraman, okuyucuyu mahzunlaştırmaz. Duyguların, yazılanlara verilen tepki olarak ortaya çıkmasına izin verin.

9. Don Kişot’u okuyun. Sonra tekrar okuyun. Sonra da, içindeki hiç kimsenin Don Kişot’u bilmediği bir öykü yazın.

10. Özlü olmayı övmeyin, onu uygulayın. Daha fazla vakit almasına takılmayın. Pascal, yine, haklı: Uzun metinler, onları kısa hale getirmek için gereken vaktin ayrılmamasının sonucudurlar.

11. Romancılar acemi hikayecilerdir, ama tersi doğru değildir. Kısa öykü, başka bir türün hazırlık aşaması değildir.

12. On maddesi olan on emir’lerden uzak durun. Aslına bakarsanız, tüm on emir’lerden uzak durun.


Çeviri: Onur Çalı

Komedi Atölyesi



Uzun zamandır aklımda bir komedi atölyesi yapmak vardı.

Gerçekten bilgilerin paylaşıldığı.

Gerçekten bir şeylerin karşılıklı öğrenildiği bir atölye.

Çünkü benim buna 10 yıl önce çok ihtiyacım vardı. 

Ulaşılabilir bir atölye olması benim için çok önemli bir konuydu. 

Ortaya şöyle bir şey çıktı. 

İlgilenenlere duyurulur.

https://linktr.ee/hrisippos


17 Haziran 2025

Senaryo Haritaları

 📘 Save the Cat (Blake Snyder)

Blake Snyder’ın “Save the Cat” kitabı, özellikle senaryo yazımına yeni başlayanlar için sade ve uygulanabilir bir yol haritası sunar. Kitabın merkezinde, izleyicinin ana karakterle empati kurabilmesi için onun “bir kediyi kurtarması” gibi küçük ama insani bir eylem yapması gerektiği fikri yer alır. Snyder’ın 15 basamaklı “beat sheet” yöntemi, hikayenin ritmini belirleyerek yapıyı kolaylaştırır ve ticari başarıya ulaşabilecek senaryoların temelini atar. Popüler sinema anlatısının nabzını tutmak isteyenler için vazgeçilmez bir kaynaktır.




📗 The Writer’s Journey (Christopher Vogler)
Joseph Campbell’ın mitolojik kahraman yolculuğu teorisinden esinlenen Christopher Vogler, “The Writer’s Journey” kitabında bu arketipik yapıyı modern hikâyelere nasıl uygulayabileceğimizi anlatır. Kahramanın içsel ve dışsal yolculuğu üzerinden şekillenen bu yaklaşım, karakter dönüşümünü merkeze alır. Vogler’in 12 aşamalı anlatı modeli, özellikle karakter gelişimine odaklanan dramatik hikayeler için güçlü bir araç sunar. Epik anlatılar ya da duygusal derinliği olan hikayeler yaratmak isteyen yazarlar için etkili bir pusuladır.




🔵 Dan Harmon’un Story Circle’ı
Rick and Morty'nin yaratıcılarından Dan Harmon, klasik kahraman yolculuğunu sekiz adımlık sade ve döngüsel bir modele dönüştürerek “Story Circle”ı geliştirmiştir. Bu modelde karakter, tanıdık bir dünyadan çıkar, yeni bir gerçeklikle yüzleşir, bir bedel öder ve dönüşerek geri döner. Minimal ve esnek yapısı sayesinde hem drama hem de komedide kolayca uygulanabilir. Story Circle, karmaşık yapıları anlaşılır kılarken karakterin değişimini temel alır ve özellikle televizyon yazımında hızla popülerlik kazanmıştır.



05 Haziran 2025

As Bayrakları

Superman II, Elton John Nikita klibi ve Ferdi Tayfur'un Huzurum Kalmadı filminin 14. dakikası. Yabancı işlerde Türkçe harfler görme sevinciyle Yeşilçam filminde Beatles görme zevki. 

 




31 Mayıs 2025

Mayıs 2025 İzlencesi

 

Bu ay izlediklerim:

Mission Impossible The Final Reckoning: Tom Cruise'u çok severim. Sinemayı seven, üreten, canını ortaya koyan biri. Cesaretinin verdiği bir seyir zevki var. Zekice yazılmış bir serinin son filmine geldiğimizi bize hissettiren büyük sahnelere sahip. Tabii ki sinema salonunda büyük bir zevk alarak izledim. Böyle filmlerden daha çok lazım.

Hacks: 4. Sezonu ayrı sevdim. Yan hikayeler konuyu çok dağıtıyordu. Toparlamışlar. Sektörün iç yüzünü anlatan işleri seviyorum. Başta Hannah Einbinder için izliyordum sonraları çok iyi yazılmış bölümler diziyi sıkı takip etmemi sağladı. Karakter gelişimleri ve diyalogların sezonlar arası sürerliliği iyi kuruluyor. Sektörün iç yüzünü gülümseterek anlatan güzel bir yapım. Senaryo tekniği başarılı.

Carnivale: Eski bir HBO dizisi. Yavaş, sakin bir anlatımı var. Twin Peaks'ten esinlendiği yerler var. İlk sezon güzeldi. İkinci sezon merkez fazla dağıldı. İlginç bir şeyler izlemek isteyenler için HBO da mevcut. 

Mobland: Paramount dizileri güzel oluyor. Oyuncular iyi. Yer yer düşüyor, ileri alarak izlediğim yerler oldu.

Double Team 1997: Aksiyon filmi. Tv'de rastladım. Dönemi için ilkel kalan yerleri var. Kurşunlar, klişeler, büyük sahneler. Kaplana tekme vs. 

Minecraft: Hem aileler hem çocuklar için basit bir konusu var. Yönetmeni Napoleon Dynamite'la tanıyoruz. Eh bir film. 

Poker Face: 2. Sezon güzel başladı. Bu tarz hikayeleri seviyorum. Beysbol bölümüyle Cenaze Evi bölümü epey hoşuma gitti. 

The Studio: Film işlerini analtan woke kültürü alaya alan zekice bir iş. Bizim sektörün cilvelerini güzel ortaya seriyor.

Russian Doll: İlk çıktığında izleyip beğenmemiştim. İlk sezonu yeni bitirebildim. Yine tam sevemedim.

Play Time: Jacques Tati'nin başyapıtı kabul edilen Play Time, görsel komedi ve toplumsal eleştiriyi ustalıkla harmanlayan benzersiz bir sinema deneyimi sunuyor. Beton ve camdan yapılmış modern bir Paris’te geçen film, insanın mekanla ilişkisini mizahi bir dille sorguluyor.

Sinners: Ben Hailey Steinfeld oynuyor diye izledim. Vampir filmi ama ilk yarı yavan. İkinci yarı kurtarmıyor. Yılın en iyi filmi diyenleri anlamıyorum. 

A Working Man: Jason Statham oynamış, Stallone yazmış. Aksiyon filmi olmasına rağmen izlerken sıkıyor. Geç açılıyor. Peh. Sevmedim.

03 Mayıs 2025

Mutluluğun Felsefi Tanımları

Aristoteles: “Mutluluk, maratondur kardeşim.”

Aristoteles’e göre mutluluk öyle Instagram’da gördüğün bir kahveyle, anlık bir kahkahayla gelmiyor. Diyor ki: "Erdemli yaşa, potansiyelini gerçekleştir, düşün, üret, kararlarını bilgelikle ver. Kısacası, uzun vadeli bir oyun bu. Mutluluk sprint değil, maraton.”

Epiküros: “Tatlı bir limonata gibi.”

Epiküros’un mutluluğu daha sade: Haz al ama abartma kardeşim diyor. Sade yaşa, dostlarınla vakit geçir, ölümden korkma.


Marcus Aurelius: “Sakin ol kral, hayat geçici.”

Dışarısı yansın, sen içini ferah tut diyor bu kardeşlerimiz. Ona göre mutluluk, kontrol edemediğin şeyleri takmamaktan geçiyor. Epiktetos bir köleydi mesela ama en özgür insan oydu belki de. Marcus Aurelius bir imparatordu ama iç sesi hep şunu diyordu: “Sakin ol kral, hayat geçici.” Çok da şey yapmayın alışın kardeşim işte bu hayatın aksiliğe diyor kısacası.

Nietzsche: “Mutluluk direniştir.”

Nietzsche için mutluluk, iyi hissetmek değil—kendini aşmak. Acıya rağmen “evet!” diyebilmek. Güç ve potansiyelini gerçekleştirme duygusu. Bu mutluluk, kolay bir yaşamdan değil, mücadele, zorluk ve kendini yenme sürecinden doğar. Ona göre gerçek mutluluk, "üstinsan" idealine yaklaşırken, bireyin kendi değerlerini yaratması ve zorluklar karşısında daha güçlü bir varlık haline gelmesiyle mümkündür.

Kant: “Kusura bakma, mutluluk ölçülemez.”

Kant biraz sert takılıyor : “Mutluluk evrensel olarak tarif edilemez birader.” Diyor Ama şunu da ekliyor: “Ahlaklı ol, doğruyu yap. Gerisi gelir.” Yani: “Mutlu musun?” yerine “Doğru mu yaptım?” sorusu daha önemli.

Albert Camus: “Absürt Ol.”

Camus diyor ki, hayat absürt. Ama sen, o taşı tekrar tekrar dağa çıkaran Sisifos gibi, kendi anlamsızlığını kabullenerek mutlu olabilirsin. Yani: anlam arama, anlam yarat. Mutluluk, baş kaldırmakta gizli diyor Camus abimiz.


Söz Oyunları


Raymond Roussel yazarken kelimelerle oynamayı seviyormuş. Bunu çok sonraları öğrendim.

Şöyle anlatıyor:

"Hemen hemen birbirinin benzeri iki sözcük seçerdim. Örneğin billard (bilardo masası) ve pillard (yağmacı, soyguncu). Ardından buna benzer fakat iki ayrı anlamda alınmış sözcükler eklerdim bunlara ve böylece hemen hemen özdeş iki cümle elde ederdim."

02 Mayıs 2025

Nisan 2025 izlencesi

 


Mickey 17: Güzel başladı, düştü ve daha da düştü. Anlam vermediğim, kurguda kesinlikle çıkarılır dediğim kısımlar vardı. İlginç bir filmdi ama felsefesini koruyamadı. Sonraki filmlerini bekliyoruz. 

Black Mirror 7. Sezon: İlk bölüme benzeyen öykülerim vardı. İnternet paketi gibi abonelik sistemiyle yaşamak vs. Finali etkileyiciydi. İkinci bölüm, trajik lise anılarını ileri bir teknolojiye bağlayarak yer yer ilginç bir akış yakalamış. Üçüncü bölüm, oyunculara rüyada dizi çektirmece. Çoğu bölümü x2 izledim.

Last of Us 2.Sezon: Pek severek takip ettiğim bir iş değildi ama herkesin beklediği sahne güzel çekilmiş.

Andor 2. Sezon: Sıkıcı başladı. Sıkıcı gidiyor.

Sinir Krizinin Eşiğindeki Kadınlar: En sevdiğim Almadovar filmi oldu.

Eyes Without A Face: Günümüzde yinelenen bir fikir. Sevmedim ama bilinmesi gereken bir klişenin ilk adımlarından. Önermem.

Mother: Bong Joon-ho filmi. İlginç yerleri var fakat sevemedim. 

Mozart in the Jungle: Yıllar önce ilk bölümünü izleyip devamını getirmemiştim. Bu ay diziyi bitirdim. Güzeldi. Gençlik heyecanı, sanat tutkusu, arzular beklentiler ve gerçekler... Özdeşleştiğim bir iş.

27 Nisan 2025

hayat bir süpermarkettir

 


Hayat koca bir süpermarket. Raflar tıklım tıklım dolu.

Yoğurtlar probiyotik, sular vitaminli, atıştırmalıklar "lifli"

Her şeyin üzerinde bir etiket var.


Ve raflar tarihi çoktan geçmiş cehaletle dolu. Eskiden utanılırdı. Şimdi ise üstüne: “Yerli üretim” diye yapıştırılmış.
Bir şey bilmemek marifet, her konuda fikri olmaksa bir tür cesaret kimliği kabul ediliyor.
Filozof yerine “fenomen” takip ediliyor. İçeriğin değil, ambalajın konuşulduğu bir reyonda, içi boş ama parlak cümleler kapış kapış gidiyor.

Ve nedense, en çok ilgimizi reyonları devirenler çekiyor.
Bağıranlar, olay çıkaranlar, dram yaratıp ortalığı birbirine katanlar...
Çünkü markette sessizce alışveriş yapan değil, ürünle kavga eden manşet oluyor.


Ama belki de sormalıyız: Neden bu kadar çok bağıran, bu kadar az bilen insan var ortalıkta?
Neden en gereksiz tanıtlar alkış alıyor?
Ve neden hayat, hep bir şeyler alırken, aslında elimizde hiçbir şey kalmayan bir süpermarket gibi?

Çoğumuz ihtiyacımız olanı değil, indirimde olanı alıyoruz.

Birbirimize bakarak alışveriş yapıyoruz. O ne aldıysa, ben de onu almalıyım diyoruz.
Algoritmaların önerdiği aşklara tutunuyoruz. “Sizin için seçildi” yazıyor üstünde.
Yani aslında seçmiyoruz. Ürün bizi seçiyor.

Ve işin tuhafı, biz bu oyunu bozmak istemiyoruz.
Çünkü herkes aynı markette.
Herkes aynı reyonda dolanıyor.

Cahilliğin övüldüğü bir çağdayız çünkü.
Bilenin sustuğu, bilmeyenin mikrofonu kaptığı bir dönem.
Fikirsizliğin özgürlük, cehaletin özgünlük sanıldığı yer burası.
Süpermarket metaforunun en trajik rafında, bu var:
Her etikette “Kendin Ol” deniyor.

Ama kendin ol demek cahil kal demek değil.

26 Nisan 2025

DERRIDA’NIN GELMEYEN KARGOSU



Sabah telefonuna bir bildirim düştü: “Kargonuz dağıtıma çıkarılmıştır.”

Cümle kısa. Net. Ve Umut verici. Sanki hayatın siparişin gelir gelmez düzene girecek. masana aldığın o lamba bütün sorunlarını çözecek.

Bugün o gün olabilir. Bugün o paket gelebilir.

Ama olmuyor.

Telefonunda parlayan bildirime bakıyorsun.

“Alıcı adreste bulunamadı,” yazıyor.

25 Nisan 2025

Mini Dizi Önerileri



The Queen's Gambit:
Yetimhanedeki hademeden satranç oynamayı öğrenen bir kızın başarı hikayesini izlediğimiz bir mini dizi. Hayatı bir satranç tahtası gibi görmeye başlayan Beth'in kayıp çocukluğunu satrançla var ederek kendini ve dünyayı keşfetmesini anlatan bir iş. 

Barry: Bir kiralık katil oyunculuk kursuna yazılırsa ne olur? HBO'nun en iyi kara komedilerinden biri olan Barry kısacık bir dizi olmasına rağmen karakterleri uzun bir süre unutamıyorsunuz. Yönetmenliği ve yazarlığı kaliteli olan ender işlerden biri.

06 Nisan 2025

İyi Yönetmenlik

Wim Wenders'ın Perfect Days filmi. Yaşlı adam genç kız tarafından öpülünce yüzü nasıl da kızarıyor. Yönetmen işi yüzdeki kan akışına bırakmadan aracın tepe lambasından gelen kırmızı ışıkla kızartıyor yüzünü. Seviyorum böyle sahneleri.