21 Şubat 2025

Twin Peaks 3. Sezon: Olası Hikâyeler ve Kaybolan Fırsatla

 

David Lynch ve Mark Frost’un yarattığı Twin Peaks, televizyon tarihinin en gizemli ve etkileyici yapımlarından biri oldu. Ancak 2. sezon finalinden sonra iptal edilmesi, tüm hayranları yıllarca cevapsız sorularla baş başa bıraktı. Eğer dizi iptal edilmeseydi, 3. sezonda neler izleyeceğimize dair bazı fikirler forumlarda ve çeşitli kaynaklarda bulunabiliyor. İşte 3. sezon için planlanan ama asla gerçekleşmeyen bazı olaylar…

Cooper’ın Kurtarılması ve Mısır Tarlası

  1. sezonun başlarında, Şerif Truman, Mike ile birlikte Black Lodge’da sıkışan Cooper’ı kurtarmaya çalışacaktı. Bu sahne, alışık olduğumuz Black Lodge dünyasından farklı olarak tamamen bir mısır tarlasından oluşuyordu. Truman, Cooper’ı bulduktan sonra çıkış yolunu keşfetmek için tersine hareket etmesi gerektiğini fark ediyordu. Arabayı geri geri sürerek mısır tarlasını aşmayı başarıyor ve iyi olan Cooper’ı kurtarıyordu.

Zaman Atlaması ve Karakterlerin Yeni Yaşamları

Cooper’ın kurtarılmasından sonra hikâye 5 ila 10 yıl ileri saracaktı. Bu süreçte Cooper FBI’dan ayrılıp eczane açacak, Şerif Truman ise inzivaya çekilecekti. Andy ise kasabanın yeni şerifi olacaktı. Bu değişimler, karakterlerin yaşadığı travmaların ardından yeni bir başlangıç yapmalarını sağlayacaktı.

Sheryl Lee’nin Geri Dönüşü

Laura Palmer’ı canlandıran Sheryl Lee, 3. sezonda tamamen farklı bir karakterle geri dönecekti. Bu kez kızıl saçlı bir karakter olarak hikâyeye dahil olacak ama trajik bir şekilde yine öldürülecekti. Bu detay, Twin Peaks’in sonsuz döngüler içinde tekrar eden lanet temasına uyuyordu.

Audrey ve Banka Patlaması

Audrey Horne’un akıbeti, senaristler tarafından tam olarak netleştirilmemişti. Ancak banka patlamasında Pete’in onu korumasıyla hayatta kalacağı düşünülüyordu. Audrey, bir süre hastanede kalacak ve hikâyesi buna göre şekillenecekti. Bunun yanı sıra hamile olup olmayacağı konusu belirsizdi.

Liselilere Veda

Yapımcılar, lise öğrencilerini tamamen dizinin ana hikâyesinden çıkarmak için zaman atlamasını bir araç olarak kullanmayı planlıyordu. Donna, Audrey ve James artık yetişkin bireyler olarak ekrana dönecekti, ancak nasıl bir hikâye izleyecekleri belli değildi.

Annie ve Laura’ya Uyarı

Annie Blackburn, geçmişe giderek Laura Palmer’ı uyarmaya çalışacaktı. Ona, günlüğüne “İyi olan Cooper locada” notunu yazmasını söyleyecekti. Bu sahne, daha sonra çekilen Fire Walk With Me filminde de bir şekilde yer aldı.

Sezonun Açılışı: Hızlı Çözümler ve Yeni Bir Başlangıç

  1. sezonun ilk bölümü, 2. sezon finalindeki tüm olayları ilk 20 dakikada çözecekti. Reklam arasından sonra ekranda “10 yıl sonra” yazacak ve hikâye bu zaman atlamasıyla birlikte bambaşka bir yöne evrilecekti.

İyi Cooper’ın Lodge’dan tamamen kurtulması toplamda 25 yıl sürecek ve geri döndüğünde kasabayı hiç tanıyamayacağı bir hâlde bulacaktı. Bu zaman atlaması, Twin Peaks evreninde çok şeyin değiştiğini gösteren bir dönüm noktası olacaktı.


Keşke David Lynch hayattayken bu hikâyeyi tamamlayacak bir sezon daha yapabilseydi. İlk iki sezonun mistik kasaba atmosferini devam ettiren, karakterlerin kaderlerini tamamlayan bir sezon izleyebilmek harika olurdu. Belki de Twin Peaks’in büyüsü, asla tam olarak çözülemeyen gizemlerinde saklıdır. Ama yine de, bu yarım kalan hikâyeler, bir gün başka bir şekilde anlatılmayı bekliyor olabilir.

13 Şubat 2025

Çağdaş İlişkiler ve Profil Resimlerinden Kişilik Analizi


Eskiden nasıl mektupların içinde vesikalık fotoğraflar gönderiliyorsa bugün de profil resimleri aynı işlevi taşıyor. Titizlikle seçilen profil fotoğrafları bizim hakkımızda ilk düşünceleri karşı tarafa aktarırken bu konuyu Sherlockvari bir tutumla ele almak istedim.

Siyah-Beyaz: profil resimlerini ele alalım. Cool görünmekle beraber ışık ve renk kullanımındaki kusurları gizleyen bir efekttir. Ciddi bir görüntü verir ve her zaman iyi durması muhtemeldir. Garantiye oynayan biriyseniz en ideal profil resmi budur.

Canlı Renkler: Enerjik ve dışa dönük bireylerin işareti olabilir. Bu kişiler genellikle pozitif bir yaşam tarzını benimser ve dikkat çekmeyi sever. Karşı tarafa iyimser bir mesaj vermekle birlikte sayfayı renklendireceğinden iyi bir tercihtir.

Alt Açı: Alt açıdan çekilmiş fotoğraflar, kişinin güçlü, otoriter ve baskın bir imaj sergilemek istediğini gösterebilir. Kimi resmi kurum sayfalarında daha çok böyle pozlarla karşılaşırız. Büyüklenme ve güç hayranlığı da alt açıdan çekilmiş fotoğrafların bir diğer göstergesidir.

Üst Açı: Üst açı, kişinin daha samimi ve çekingen bir görünüm sergileme isteğiyle ilgilidir. Aynı zamanda, kişinin genç ve sevimli görünme çabası da olabilir. İyi bir ışıkla birlikte üst açıdan çekilmiş bir fotoğraf sizi genç ve sevimli göstermekle birlikte gözleri de ortaya çıkarır.

Peki profil resminde joker ya da kuru kafa varsa? Bence bu kısaca benden uzak durun demek. Çizgi film ya da anime karakterleri kullanmakta bir sakınca yok. Ama bu konuya başka bir zaman geleceğiz...


Cristina Segalin ve arkadaşlarının çalışmasından: "Dışa dönük ve uyumlu bireyler, sosyal eğilimlerini yansıtarak, sıcak renk tonlarına sahip ve birçok yüzün bulunduğu fotoğraflar kullanma eğilimindedirler; buna karşın, nevrotik bireyler, iç mekanlarda çekilmiş fotoğrafları tercih etmektedir." Buradan görülüyor ki profil resimlerinin dışındaki paylaşımlarımız da bizim karakterimizi yansıtma konusunda oldukça etkili. PsyBlog'da yayımlanan bir makaleden: "Dürüst insanların daha doğal, renkli ve parlak fotoğraflar kullandıkları" belirtilmektedir.

Profil resimleri günümüzde bizi tanıtan en önemli göstergelerden biri. Bununla beraber yapılan paylaşımlardan hareketle derinlemesine bir kişilik analizi yapmak mümkün. Sherlock Holmes öyküleri günümüzde geçseydi muhakkak bunlardan faydalanırdı diyor ve herkesi profil resimlerini gözden geçirmeye davet ediyoruz.

08 Şubat 2025

Rüküş Kalın Mont ve Hasta Eden Şık Mont Denklemi


Donuyorum ama yakıyorum...


Kışın üşümek mi yoksa şık durmak mı? İlk buluşmaya balon montlarla mı gitmek istersiniz yoksa şık bir ince ceketle mi? Romantik buluşmalardaki mont problemi günümüzdeki en derin tartışmalardan biri olmasa da tartışmaya epey müsait. Yapılı saçlarımızı sergilemek yerine başımızın üstüne şemsiye tutmak ya da saçları dümdüz edecek bir bere takmak da bu probleme benzetilebilir ama biz şimdilik montlardan devam edelim.

Romantik buluşmalara karşı tarafa özenli olduğumuzu gösterecek şık giysilerle gitmeyi tercih ederiz fakat "Kış Buluşmaları" her zaman çeldirici giyim şıkları barındıran karmakarışık bir meseledir.

Gigi Hadid'in Kışlık Mont Tercihi: "Kışlık mont, bir insanın gardırobundaki en önemli parçalardan biridir. Bu, duygusal bir alışveriştir; günler karardığında ve dünya soğuduğunda psikolojik ve fiziksel bir koruyucu işlevi görür." Gigi Hadid’in bu konuda bilirkişi olduğunu düşünürsek kışlık montun ne kadar önemli olduğunu ve ilk buluşmalardaki yerini yadırgayamayız.

Önemli olan ikinci buluşmaya sizi hasta edecek kadar ince bir montla gitmemektir diyelim ve sizi üşütmeyecek kalın montları ilk buluşmalarda gönül rahatlığıyla tercih edebilirsiniz diyelim.

 


Farklı Olmak

Ben çok farklıyım ya...


Farklı olmak, çoğu zaman bir lütuf gibi sunulsa da, gerçekte genellikle yalnızlıkla gelir. Toplum, sıra dışı olanı önce dışlar, sonra merak eder, en sonunda ise onu taklit etmeye başlar. Tim Burton, sinemasında hep bu uyumsuz ruhları anlatır. Ona göre, “Normal dediğimiz şey, sadece sıkıcı insanların uydurduğu bir yanılsamadır.” Belki de gerçekten farklı olanlar, normalliği reddedebilenlerdir. Ama bu, kolay bir yolculuk değildir. Çünkü farklı olmak, yalnızca başka türde biri olmak değil, bazen dünyayı tamamen başka bir gözle görmek anlamına gelir.

Akira Kurosawa, “Taklit ettiğiniz sürece asla gelişemezsiniz.” derken, bireyselliğin sanatın en saf hali olduğunu anlatır. Bir yönetmen olarak, Hollywood’un kurallarına uymadı, kendi temposunu ve anlatımını yarattı. Tıpkı Fellini’nin “Hayat, hiçbir zaman bir çizgi üzerinde ilerlemez; o, kendi içinde dönen bir karnavaldır.” sözünde olduğu gibi, farklı olanlar hayatı düz bir yol değil, dönüp dolaşılan, bazen gürültülü ama her zaman kendine özgü bir panayır olarak görür. Normallik, başkalarının çizdiği bir çerçevedir; o çerçevenin dışına çıkanlar ise gerçek hikâyeyi anlatanlardır.


Depresyon

Görüldü Yiyen Kadın Heykeli 1604

Jim Carrey, depresyonu “vücudun artık oynamak istemediği bir karakter” olarak tanımlar. Ona göre, zihnimizde inşa ettiğimiz kimlik sürdürülemez hale geldiğinde, ruhumuz bu sahte benliği bırakmamız için bizi zorlar. David Lynch ise içsel huzuru bulmanın yolunun “şeylerin yüzeyinin altına inmek” olduğunu söyler. Belki de depresyon, tam da bu yüzden korkutucudur: Yüzeyin altına bakmaya cesaret edemeyenler için dipsiz bir kuyu gibidir.


Odaklanma


Odaklandım... Ah yine gitti.


Odaklanma sorunlarının temelinde ne yapacağım hissi yattığı söylense de buna kesinlikle karşı çıkıyor ve derin bir odaklanmanın bilinçsizlikle yaratılabileceğini söylüyorum. Gitar çaldığını düşünen biri nasıl iyi gitar çalamazsa ne yazacağını düşünen biri de asla bir şey yazamaz. Bilinçsizlikle erişilen odaklanma sürecinin ötesine geçebilen sanatçıların eserleri her zaman kalıcı olmuştur. 

Gerçek yaratıcılık, bazen düşünmeyi bıraktığımız anda ortaya çıkar. Rick Rubin’in dediği gibi, “İlham, onu kovalamayı bıraktığında gelir.” Modern dünyada odaklanma genellikle bir irade savaşı olarak görülse de, en derin konsantrasyon aslında bilinçsizce akışa teslim olduğumuz anlarda gerçekleşir. Sanatçılar, müzisyenler ve yazarlar en iyi işlerini planlı disiplinle değil, kendilerini sürecin doğal akışına bıraktıklarında üretirler. Aşırı farkındalık, yaratıcılığı boğan bir otosansüre dönüşebilir. Oysa bilinçsizce kendini ifade eden bir zihin, odaklanmanın en saf ve özgür formunu yaşar. Tıpkı Rubin’in prodüksiyon anlayışında olduğu gibi, “Hiçbir şey yapmamak bazen en büyük ilerlemedir.”


Narsist Duygular ve Telefon Arkaplanı

Hmm demek arkaplanında kedi var...


Bir insanın telefon arka planına bakarak karakterini çözmek, onun bilinçaltına göz atmak gibidir. Aynada kendi yüzünü koymuş biri mi? O halde, onaylanma arzusunun teknolojiyle nasıl iç içe geçtiğini konuşabiliriz. Estetik bir manzara mı? Belki huzur arayışında ama başkalarına ne kadar “cool” göründüğünü de önemsiyor. Sevgilisiyle çekilmiş bir fotoğraf mı? Muhtemelen aşkı, kimlik inşasının bir parçası olarak görüyor. Boş, sade bir ekran mı? Ya mükemmel bir minimalist ya da hayatında o kadar çok şey oluyor ki telefonun bile dikkatini dağıtmasını istemiyor. İşte telefon arkaplanları, sadece bir görüntü değil; kişinin nasıl görülmek istediğinin ve içindeki narsistik kırılganlıkların sessiz bir yansımasıdır.

1. Kendi Fotoğrafı 📸

Teşhis: Onaylanma ihtiyacı, özgüven gösterisi veya gizli narsisizm.
Bu kişi kendini estetik bir nesne olarak görüyor olabilir. “Ben buradayım, bana bakın” mesajı verir. Selfie koymuşsa sosyal medyaya olan bağımlılığı yüksektir, profesyonel bir çekimse dış dünyaya karşı güçlü bir imaj sergilemek istiyordur.

2. Sevgilisiyle Fotoğrafı ❤️

Teşhis: Duygusal bağımlılık veya ilişkiyi başkalarına kanıtlama isteği.
Bu kişi aşkını dijital bir bayrak gibi taşıyor. Eğer sevgilisinin tek başına olduğu bir fotoğraf varsa, belki de ona hayranlık duyuyor veya “Benim” mesajı veriyor. Ancak, arka planı sık sık değiştiriyorsa, ya ilişkide dalgalanmalar yaşıyordur ya da duygusal istikrarı düşük olabilir.

3. Ünlü Bir Figür 🎭

Teşhis: Kimlik arayışı, hayranlık veya idealize etme.
Favori bir sanatçı, yazar veya dizi karakteri mi? O halde bu kişi kendi kişiliğinde eksik gördüğü bir şeyi tamamlamaya çalışıyor. Nietzsche mi? Derin düşünceli, ama belki biraz fazla havalı görünmeye çalışıyor. Joker mi? Büyük ihtimalle “toplum” hakkında biraz fazla düşünmüş. Taylor Swift mi? Duygularını dışa vurmayı seven, ama aynı zamanda trendleri takip eden biri.

4. Minimalist, Sade Bir Arka Plan ⚫⚪

Teşhis: Kontrollü, pratik veya kaostan kaçan bir zihin.
Bu kişi telefonunu bir statü nesnesi olarak görmüyor. Fonksiyonellik ön planda. Hayatı düzene koymayı seviyor, fazla dikkat dağıtıcı unsur istemiyor. Ama aşırı sadelik, zaman zaman duygularını bastırdığının da göstergesi olabilir.

5. Bir Şehir Manzarası veya Doğa Görseli 🌆🌿

Teşhis: Kaçış isteği veya “estetik” bir kimlik oluşturma çabası.
Şehir manzarası koyan biri, büyük ihtimalle geleceğe dair planlar yapıyor, dinamik ve hırslı bir ruh haline sahip. Doğa fotoğrafı koyanlar ise dinginliği arayanlar ya da “ben şehirden sıkıldım ama telefonumla bile kaçıyorum” diyenlerdir. Eğer bu fotoğraflar kendi çektiği görsellerse, estetik algısı güçlü bir sanatçı ruhu olabilir.

6. Çizgi Film, Anime veya Oyun Karakteri 🎮🎬

Teşhis: İçindeki çocukla bağlantısını kesmeyen biri.
Bu kişi nostaljiye bağlıdır ve eğlenceyi ciddiye alır. Eğer çok karanlık veya dramatik bir karakterse, belki içindeki bastırılmış öfkeyi yansıtıyor. Eğer eğlenceli ve renkliyse, çevresi tarafından "sıkıcı" biri gibi görülmek istemiyordur.

7. Boş, Varsayılan Arka Plan 📱

Teşhis: Umursamazlık mı yoksa bilinçli bir sadelik mi?
Bu kişi teknolojiyi fazla önemsemiyor olabilir. Telefonunu sadece bir araç olarak gören, detaylara takılmayan biri olabilir. Ancak eğer genel olarak düzen takıntısı varsa, bu boşluk onun hayatındaki kaosu kontrol etme çabasının bir parçası da olabilir.


Postmodernizm ve Neden Her şey Eskisi Gibi Değil?

1 Tam 1 Depresyon Bileti

Her şeyin postmoderni makbuldür diye bir laf vardır. Ya da bunu ben uydurmuş olabilirim, bilmiyorum. Derrida anlamın sabit ve nihai bir yapıya sahip olmadığını, her okumanın yeni bir yorum yarattığını savunur. Peki klasikleri hiç okumadan klasikleşmiş olguları yeniden yorumlamak mümkün müdür? Bilgi çağında bilgiye sahip olmadan onu uydurarak başarı kazanabileceğimizin kanıtları etrafımızı sarmışken her şey hiç olmadığı kadar postmodern diyebilir miyiz? Çok soru sorduk. Biraz da yanıtlara bakalım. Bauman postmodern etik anlayışının mutlak doğruların yıkılmasıyla bireyin sürekli ahlaki belirsizlik içinde kalmasına neden olduğunu belirtir. 

Bizi deli eden belirsizlikten kurtulmak için ne yapabiliriz? Sosyal medya hesapları ya da romantik tanışma uygulamaları bizi bu muğlak durumdan kurtarabilir mi? "Dijital çağda birey, sürekli görünür olma zorunluluğuyla karşı karşıya kalır ve bu durum anksiyete yaratır." diyen Byung-Chul Han’ın üzerinden biraz düşünelim. Görünürlükle bir derdim yok ama ne gördüğüm beni fazlasıyla ilgilendiriyor. Hiç olmadığı kadar kaynağa sahipken neden bir şeyin en iyisi olmak yerine mertebenin getireceği vaatlere odaklanıyoruz?


Neden Her Şey Kötüye Gidiyormuş Gibi Geliyor?

İlkokulda kaybettiğim kalem.


Kısa bir süre önce doksanların mizah dergilerindeki güncel olayları anlatan karikatürleri okumaya başladığımda 2025 yılından pek de farklı ilerlemeyen bir zaman tüneli beni karşıladı. Seçim, deprem, yangın, asgari ücret ve yine seçim, deprem… böyle sürüp giden bir döngünün içinde olduğumuzu mizah dergilerinin ciltlenmiş sayılarını okuyunca daha iyi anlıyorsunuz. Uzun bir süredir aynı şeyleri yaşıyor ve unutuyoruz. Hayata devam ediyoruz. Her şey kötüye gidiyor deyip hayıflanıyor sonra yeni bir yıla giriyoruz.

Her şey kötüye mi gidiyor yoksa biz bazı şeyleri abartıyor muyuz? Sanırım her ikisi de. Mevcut düzen içinde iyimser kalabilmek epey zor, bunu kabul ediyorum fakat umut dolu kitap, film ve şarkılara yönelmenin önünde hiçbir engel yok.

Schopenhauer, "Hayat, sürekli tatmin edilmesi gereken bir arzular zinciridir; bu zincirin her halkası acı getirir," derken, belki de bu kaçınılmaz döngüye işaret ediyordu. Peki, gerçekten her şey kötüye mi gidiyor, yoksa biz sadece düşüşleri yükselişlerden daha fazla mı hissediyoruz? Albert Camus, absürd bir dünyada yaşamaya mahkûm olduğumuzu söyler ama “Mutlu olmak için absürdü kabul etmek gerekir,” diye ekler. Belki de her şeyin kötüye gittiğine inanmak, dünyayı anlamlandırma çabamızın bir parçasıdır.

Oysa Marcus Aurelius’un dediği gibi, "Dışarıda olup bitenler seni yaralamaz. Seni yaralayan, onlara verdiğin tepkidir." Belki de sorun, olayların kendisinde değil, onlara nasıl baktığımızdadır.

Üretkenlik ve Marcus Aurelius


Şuraya bir kelime oyunu koyalım.


İyimserlik ve üretkenlik arasında hep bir bağ olduğunu düşünürüm. Bunun aksini kanıtlayan sanatçılar da var tabii. Beni şaşırtan istisnalarla birlikte bu ilginç bir durum, çünkü yaratıcı süreç karşımıza stabil olmayan ruh halleri çıkarabiliyor. Belgesellerde gördüğümüz Miyazaki, iyimser dünyasına zıt biçimde depresif bir ruh haline sahip olabiliyor mesela. Buna karşın Berserk gibi karanlık bir mangayı çizen Miura sosyal hayatında çok neşeli biri olarak tanıtılıyor. 


Bu da bizi başka bir konuya taşıyor. İyimser olmayı başarmak üretkenliğin bir şartı mıdır? 

Üretken sanatçılara baktığımızda her zaman çok iyi zaman yönetimine sahip hayatlarla karşılaşıyoruz. İyimser olmak, zamanı daha faydalı kullanma konusunda bize yarar sağlıyor diyebiliriz.


Marcus Aurelius’a göre mutlu bir gün, dış koşulların değil, içsel duruşumuzun eseridir. Sabah uyandığında, karşılaşacağın insanların bencil, cahil veya kaba olabileceğini kabul et; ama onların senin huzurunu bozmasına izin verme. “Mutluluk, zihnin içsel eylemlerindedir. Dışarıdaki şeyler seni ancak izin verirsen etkileyebilir,” der Aurelius. Günü, yalnızca kontrol edebildiğin şeylere odaklanarak geçir; hava durumu, başkalarının düşünceleri ya da kaderin sürprizleri seni sarsmamalı. Zorluklar karşısında şikâyet etmek yerine, her engeli bir fırsat olarak gör: “Engel yolun kendisidir.” Gün sonunda, dünyevi hırsların seni yormasına izin vermeden, elinden geleni yaptığını bilerek huzurla dinlen. Çünkü gerçek mutluluk, dış dünyayı değiştirmek değil, ona verdiğin tepkiyi bilgelikle yönetmektir.


Yazıyı kişisel gelişim zırvalarına dönmeden keselim çünkü hepimiz biliyoruz ki her durum karşısında iyimser olmak pek mümkün değil.

Hayata karşı duruşumuz ortaya çıkan işin ruh halini elbette etkiliyor. Kötümser ve iyimser sanatçıların çalışma rutinlerini derleyip üretkenlik ve hız konusunda bir sonuca varabilir miyiz bilmiyorum ama günlük hayatın dertlerinden sıyrılma konusunda iyimserlik her zaman daha kullanışlı gibi hissediyorum. Buna göre de yaşamaya çalışıyorum. Bu istatistikler ne kadar doğru bilmiyorum ama bulduğum şöyle bir tabloyu paylaşıyorum.


İyimser ve Kötümser Yazarların Eser Sayıları

Yazar (İyimser)

Toplam Eser Sayısı

Mark Twain

~30

Jules Verne

~65

Charles Dickens

~40

Alexandre Dumas

250+

Terry Pratchett

~70

Victor Hugo

~60

Isaac Asimov

500+


Yazar (Kötümser)

Toplam Eser Sayısı

Franz Kafka

~10

Albert Camus

~20

Fyodor Dostoyevski

~20

Virginia Woolf

~30

Samuel Beckett

~25

Emil Cioran

~15

Edgar Allan Poe

~10




05 Şubat 2025

Ocak 2025 İzlencesi




Ocak ayında bu kadar çok şey izlemeyi beklemiyordum.  Aslında iş güç koşturma derken sadece birkaç dizi izleyecektim ama öyle olmadı. Kendimi dizi-film evrenine fena halde kaptırdığım ve güzel diziler keşfettiğim bir ay oldu.

Girlfriends: New York'ta bir daireyi paylaşan iki kız arkadaş, fotoğrafçı Suzan ve yazar Anne. Başarı hayalleriyle günleri geçerken Anne’in evlenmesiyle her şey değişir. Hem komik hem de depresif, çok beğendiğim bir film oldu. Girlfriends, arkadaşlığın, yalnızlığın ve özgürlüğün ufak zaferlerini gözlemleyen iyi bir film. Bilgi: Girlfriends, Amerikan Film Enstitüsü tarafından 10.000 dolara finanse edilen otuz dakikalık bir kısa film olarak başladı. Kısa filmin görüntüleri, tamamlanan uzun metrajlı filmin ilk yedi dakikası olarak kullanıldı. Yönetmen Claudia Weill, hikayeyi uzun metraj bir filme dönüştürmek istediğine karar verdi ve National Endowment for the Arts ve New York State Council for the Arts aracılığıyla 80.000 dolarlık bir fon aldı. Bu para bittiğinde, özel yatırımcılar bulunana kadar yapım durdu. Bu, yapımın iki buçuk yıla yayılmasına neden oldu.

Poker Face: Sevdim. Natasha Lyonne oynuyor. Rian Johnson yazmış. Knives Out'tan biliyoruz kendisini. Suç hikayelerinde küçük şeyleri, objeleri kullanma konusunda iyi bir kalemi var. Bu dizi de her bölüm ilginç davalar izliyoruz. Epey eğlenceli bir iş.

Baskets: Güzel gidiyor. Louie Anderson'ın hayat verdiği anne tipi çok başarılı. Bizim işlerde hiçbir akraba böyle yansıtılmıyor.

Skeleton Crew: Vasatın altında bir final yaptı. Goonies x Star Wars birleşimi ama aşırı kötü bir senaryo var ortada.

Landman: Güzel. Çok sevdim. Tyler Sheridan işi, başarılı. Televizyona yaptığı her iş belli bir kalitenin hep üzerinde.

A Man Called Otto: Tom Hanks filmi, asabi adamın hayata dönüşü hikayesi, sevdim.