21 Haziran 2025
Yazmak
Bir süredir dizilerin yazar odalarında bulunuyor, asistanlık yapıyor, bazen bölüm hikayesi bazen sahneler yazmam gerekiyor. Uzun zaman önce yerli dizi izlemeden, yerli diziler için bir şeyler üretmenin zor olacağını düşünürdüm. Pek öyle olmadı. Her hikaye kendi içinde çözülüyor, rating notları geliyor; çoktan yazılmış şeyler yazılıyor demek istiyorum. Yazmaya devam...
20 Haziran 2025
Augusto Monterroso
Kısa Öykü Hakkında Birkaç Kelam
Roman seven kişi roman yazar; kısa öykü seven, kısa öykü yazar. Ben ikinci gruba dahil olduğum için kısa öykü yazıyorum. Ama çok da değil; dokuz yılda altı tane ya da on iki yılda sekiz tane gibi bir şey.
İnsan çok fazla kısa öykü yazamaz. Dört ya da beş konu vardır; bazıları yedi olduğunu iddia eder. İşte üzerinde çalışılması gerekenler bu konulardır.
Sayfa sayısına gelirsek, bu da az olmalıdır çünkü kısa öykü çok çabuk bir şekilde berbat hale gelebilir. Fazladan on cümle öyküyü çoraklaştırır; eksik on cümle ise öyküyü bir anekdot haline getirir. Yazılı ya da sözlü halde olsun, apaçık anekdot olan bir öykü kadar iğrenç bir şey olamaz.
Gerçek şu ki kimse bir kısa öykünün nasıl olması gerektiğini bilemez. Bunu bilen yazar kötü bir hikaye anlatıcısı demektir. Bu bilgisi, yazdığı ikinci öyküden itibaren aşikar hale gelecektir ve öyküsündeki her şeyin yanlış, sıkıcı ve yapmacık görünmesine yol açacaktır. Yazar, bilgi ve güvenin iğvasından uzak duracak bilgelikte olmalıdır.
Yazar İçin On Emir
1. Rüyalar kendi başlarına ilginç değillerdir. Kulaklarla ve karıncalarla yanlış yerde karşılaşan karışık bir zihnin edebiyatla alakası yoktur. Kafka’ya bakın: Rüyaları gerçek gibiydi.
2. Öykünüzde nasıl ilerleyeceğinizi kestiremiyorsanız eğer, durun. Tavana bakın. 10’a kadar sayın, biraz viski için. Öyküler sondan başa doğru ilerlerler.
3. Olabildiğince düzeltin, sonra da bir kusur ekleyin: yanlış yere konmuş bir virgül, hercai bir büyük harf, tekrar eden bir sözcük. Edebiyatta, doğallıktan daha önemli bir şey yoktur.
4. İnsanların konuşmalarını dinlemekten vazgeçmeyin. İyi yazılmış diyaloglar, o konuşmalardan doğarlar.
5. İyi bir üslup görünür değildir. Borges cesetlere makyaj yapmaz, onları diriltirdi.
6. Semboller, sinekler gibi, her yerdedirler. Fakat yalnızca sinek yiyenlerin ilgisini çekerler.
7. Birçok film izlemişsinizdir. Öyküler sahne sahne ortaya çıkmazlar. Okurun, sizin söylediğiniz şeyi “görmesini” beklemeyin. İmgelerinizi göstermeyi öğrenin.
8. Yazarken, duyguların karakterlerin tepkilerini yönlendirmesine izin vermeyin. Mahzun bir kahraman, okuyucuyu mahzunlaştırmaz. Duyguların, yazılanlara verilen tepki olarak ortaya çıkmasına izin verin.
9. Don Kişot’u okuyun. Sonra tekrar okuyun. Sonra da, içindeki hiç kimsenin Don Kişot’u bilmediği bir öykü yazın.
10. Özlü olmayı övmeyin, onu uygulayın. Daha fazla vakit almasına takılmayın. Pascal, yine, haklı: Uzun metinler, onları kısa hale getirmek için gereken vaktin ayrılmamasının sonucudurlar.
11. Romancılar acemi hikayecilerdir, ama tersi doğru değildir. Kısa öykü, başka bir türün hazırlık aşaması değildir.
12. On maddesi olan on emir’lerden uzak durun. Aslına bakarsanız, tüm on emir’lerden uzak durun.
Komedi Atölyesi
Uzun zamandır aklımda bir komedi atölyesi yapmak vardı.
Gerçekten bilgilerin paylaşıldığı.
Gerçekten bir şeylerin karşılıklı öğrenildiği bir atölye.
Çünkü benim buna 10 yıl önce çok ihtiyacım vardı.
Ulaşılabilir bir atölye olması benim için çok önemli bir konuydu.
Ortaya şöyle bir şey çıktı.
İlgilenenlere duyurulur.
17 Haziran 2025
Senaryo Haritaları
📘 Save the Cat (Blake Snyder)
Blake Snyder’ın “Save the Cat” kitabı, özellikle senaryo yazımına yeni başlayanlar için sade ve uygulanabilir bir yol haritası sunar. Kitabın merkezinde, izleyicinin ana karakterle empati kurabilmesi için onun “bir kediyi kurtarması” gibi küçük ama insani bir eylem yapması gerektiği fikri yer alır. Snyder’ın 15 basamaklı “beat sheet” yöntemi, hikayenin ritmini belirleyerek yapıyı kolaylaştırır ve ticari başarıya ulaşabilecek senaryoların temelini atar. Popüler sinema anlatısının nabzını tutmak isteyenler için vazgeçilmez bir kaynaktır.Joseph Campbell’ın mitolojik kahraman yolculuğu teorisinden esinlenen Christopher Vogler, “The Writer’s Journey” kitabında bu arketipik yapıyı modern hikâyelere nasıl uygulayabileceğimizi anlatır. Kahramanın içsel ve dışsal yolculuğu üzerinden şekillenen bu yaklaşım, karakter dönüşümünü merkeze alır. Vogler’in 12 aşamalı anlatı modeli, özellikle karakter gelişimine odaklanan dramatik hikayeler için güçlü bir araç sunar. Epik anlatılar ya da duygusal derinliği olan hikayeler yaratmak isteyen yazarlar için etkili bir pusuladır.
Rick and Morty'nin yaratıcılarından Dan Harmon, klasik kahraman yolculuğunu sekiz adımlık sade ve döngüsel bir modele dönüştürerek “Story Circle”ı geliştirmiştir. Bu modelde karakter, tanıdık bir dünyadan çıkar, yeni bir gerçeklikle yüzleşir, bir bedel öder ve dönüşerek geri döner. Minimal ve esnek yapısı sayesinde hem drama hem de komedide kolayca uygulanabilir. Story Circle, karmaşık yapıları anlaşılır kılarken karakterin değişimini temel alır ve özellikle televizyon yazımında hızla popülerlik kazanmıştır.
05 Haziran 2025
As Bayrakları
Superman II, Elton John Nikita klibi ve Ferdi Tayfur'un Huzurum Kalmadı filminin 14. dakikası. Yabancı işlerde Türkçe harfler görme sevinciyle Yeşilçam filminde Beatles görme zevki.
31 Mayıs 2025
Mayıs 2025 İzlencesi
Bu ay izlediklerim:
Mission Impossible The Final Reckoning: Tom Cruise'u çok severim. Sinemayı seven, üreten, canını ortaya koyan biri. Cesaretinin verdiği bir seyir zevki var. Zekice yazılmış bir serinin son filmine geldiğimizi bize hissettiren büyük sahnelere sahip. Tabii ki sinema salonunda büyük bir zevk alarak izledim. Böyle filmlerden daha çok lazım.
Hacks: 4. Sezonu ayrı sevdim. Yan hikayeler konuyu çok dağıtıyordu. Toparlamışlar. Sektörün iç yüzünü anlatan işleri seviyorum. Başta Hannah Einbinder için izliyordum sonraları çok iyi yazılmış bölümler diziyi sıkı takip etmemi sağladı. Karakter gelişimleri ve diyalogların sezonlar arası sürerliliği iyi kuruluyor. Sektörün iç yüzünü gülümseterek anlatan güzel bir yapım. Senaryo tekniği başarılı.
Carnivale: Eski bir HBO dizisi. Yavaş, sakin bir anlatımı var. Twin Peaks'ten esinlendiği yerler var. İlk sezon güzeldi. İkinci sezon merkez fazla dağıldı. İlginç bir şeyler izlemek isteyenler için HBO da mevcut.
Mobland: Paramount dizileri güzel oluyor. Oyuncular iyi. Yer yer düşüyor, ileri alarak izlediğim yerler oldu.
Double Team 1997: Aksiyon filmi. Tv'de rastladım. Dönemi için ilkel kalan yerleri var. Kurşunlar, klişeler, büyük sahneler. Kaplana tekme vs.
Minecraft: Hem aileler hem çocuklar için basit bir konusu var. Yönetmeni Napoleon Dynamite'la tanıyoruz. Eh bir film.
Poker Face: 2. Sezon güzel başladı. Bu tarz hikayeleri seviyorum. Beysbol bölümüyle Cenaze Evi bölümü epey hoşuma gitti.
The Studio: Film işlerini analtan woke kültürü alaya alan zekice bir iş. Bizim sektörün cilvelerini güzel ortaya seriyor.
Russian Doll: İlk çıktığında izleyip beğenmemiştim. İlk sezonu yeni bitirebildim. Yine tam sevemedim.
Play Time: Jacques Tati'nin başyapıtı kabul edilen Play Time, görsel komedi ve toplumsal eleştiriyi ustalıkla harmanlayan benzersiz bir sinema deneyimi sunuyor. Beton ve camdan yapılmış modern bir Paris’te geçen film, insanın mekanla ilişkisini mizahi bir dille sorguluyor.
Sinners: Ben Hailey Steinfeld oynuyor diye izledim. Vampir filmi ama ilk yarı yavan. İkinci yarı kurtarmıyor. Yılın en iyi filmi diyenleri anlamıyorum.
A Working Man: Jason Statham oynamış, Stallone yazmış. Aksiyon filmi olmasına rağmen izlerken sıkıyor. Geç açılıyor. Peh. Sevmedim.
22 Mayıs 2025
03 Mayıs 2025
Mutluluğun Felsefi Tanımları
Aristoteles: “Mutluluk, maratondur kardeşim.”
Aristoteles’e göre mutluluk öyle Instagram’da gördüğün bir kahveyle, anlık bir kahkahayla gelmiyor. Diyor ki: "Erdemli yaşa, potansiyelini gerçekleştir, düşün, üret, kararlarını bilgelikle ver. Kısacası, uzun vadeli bir oyun bu. Mutluluk sprint değil, maraton.”
Epiküros: “Tatlı bir limonata gibi.”
Epiküros’un mutluluğu daha sade: Haz al ama abartma kardeşim diyor. Sade yaşa, dostlarınla vakit geçir, ölümden korkma.
Marcus Aurelius: “Sakin ol kral, hayat geçici.”
Dışarısı yansın, sen içini ferah tut diyor bu kardeşlerimiz. Ona göre mutluluk, kontrol edemediğin şeyleri takmamaktan geçiyor. Epiktetos bir köleydi mesela ama en özgür insan oydu belki de. Marcus Aurelius bir imparatordu ama iç sesi hep şunu diyordu: “Sakin ol kral, hayat geçici.” Çok da şey yapmayın alışın kardeşim işte bu hayatın aksiliğe diyor kısacası.
Nietzsche: “Mutluluk direniştir.”
Nietzsche için mutluluk, iyi hissetmek değil—kendini aşmak. Acıya rağmen “evet!” diyebilmek. Güç ve potansiyelini gerçekleştirme duygusu. Bu mutluluk, kolay bir yaşamdan değil, mücadele, zorluk ve kendini yenme sürecinden doğar. Ona göre gerçek mutluluk, "üstinsan" idealine yaklaşırken, bireyin kendi değerlerini yaratması ve zorluklar karşısında daha güçlü bir varlık haline gelmesiyle mümkündür.
Kant: “Kusura bakma, mutluluk ölçülemez.”
Kant biraz sert takılıyor : “Mutluluk evrensel olarak tarif edilemez birader.” Diyor Ama şunu da ekliyor: “Ahlaklı ol, doğruyu yap. Gerisi gelir.” Yani: “Mutlu musun?” yerine “Doğru mu yaptım?” sorusu daha önemli.
Albert Camus: “Absürt Ol.”
Camus diyor ki, hayat absürt. Ama sen, o taşı tekrar tekrar dağa çıkaran Sisifos gibi, kendi anlamsızlığını kabullenerek mutlu olabilirsin. Yani: anlam arama, anlam yarat. Mutluluk, baş kaldırmakta gizli diyor Camus abimiz.
Söz Oyunları
Şöyle anlatıyor:
"Hemen hemen birbirinin benzeri iki sözcük seçerdim. Örneğin billard (bilardo masası) ve pillard (yağmacı, soyguncu). Ardından buna benzer fakat iki ayrı anlamda alınmış sözcükler eklerdim bunlara ve böylece hemen hemen özdeş iki cümle elde ederdim."
02 Mayıs 2025
Nisan 2025 izlencesi
Mickey 17: Güzel başladı, düştü ve daha da düştü. Anlam vermediğim, kurguda kesinlikle çıkarılır dediğim kısımlar vardı. İlginç bir filmdi ama felsefesini koruyamadı. Sonraki filmlerini bekliyoruz.
Black Mirror 7. Sezon: İlk bölüme benzeyen öykülerim vardı. İnternet paketi gibi abonelik sistemiyle yaşamak vs. Finali etkileyiciydi. İkinci bölüm, trajik lise anılarını ileri bir teknolojiye bağlayarak yer yer ilginç bir akış yakalamış. Üçüncü bölüm, oyunculara rüyada dizi çektirmece. Çoğu bölümü x2 izledim.
Last of Us 2.Sezon: Pek severek takip ettiğim bir iş değildi ama herkesin beklediği sahne güzel çekilmiş.
Andor 2. Sezon: Sıkıcı başladı. Sıkıcı gidiyor.
Sinir Krizinin Eşiğindeki Kadınlar: En sevdiğim Almadovar filmi oldu.
Eyes Without A Face: Günümüzde yinelenen bir fikir. Sevmedim ama bilinmesi gereken bir klişenin ilk adımlarından. Önermem.
Mother: Bong Joon-ho filmi. İlginç yerleri var fakat sevemedim.
Mozart in the Jungle: Yıllar önce ilk bölümünü izleyip devamını getirmemiştim. Bu ay diziyi bitirdim. Güzeldi. Gençlik heyecanı, sanat tutkusu, arzular beklentiler ve gerçekler... Özdeşleştiğim bir iş.











