24 Aralık 2025

Lily Allen’ın 10 Günde Yazdığı Albüm

 


    Bir ilişkinin otopsisi diyebileceğimiz West End Girl, Lily Allen’ın özüne dönüşündeki pervasız coşkuyu sert sözler ve adrese teslim alaylarla müjdeliyor. Bir ilişkinin sonuna ne kadar hazırlıklı olursanız olun ortaya çıkan enkazı yönetmek hiçbir zaman kolay değil. Lily Allen bize 10 günde kaydettiği yeni albümüyle son ilişkisinin tüm sırlarına dair büyük ipuçları vererek yapmacıklığa ne kadar düşman olduğunu yeniden gösteriyor. Ayrılığın olgun bir genel bakışını sunmaktan ziyade, anlık acı ve ihanet duygularını onurlandırmakla çok daha ilgilendiğinden şarkıların türü de bu yönde bir alaycılıkla akıyor.

    Lily Allen’ın şarkılarda bahsettiği toksik kişi Stranger Things ile hepimizin tanıdığı David Harbour. Kendisi açık ilişki yaşamayı teklif etmiş ve Lily Allen’ı aldatmakta hiçbir sakınca görmemiş.

    Bir partnerin sadakatsizliğiyle yüzleşmenin şarkıları diyebileceğimiz West End Girl içinde Sleepwalking ve Tennis parçaları öne çıkıyor. Sheezus'taki popüler tınıların Lily Allen’ın tarzına uymayışı ve kötü sarışınlığın getirdiği tuhaf tarzın zemine oturmayışının arkasından gelen West End Girl, alışılmadık Lily Allen kafiyelerini sevenleri mutlu ediyor. Yine de ilk iki albümün kalitesi aratmıyor değil.

04 Aralık 2025

2025'in En İyileri




FİLMLER

Young Frankenstein 10/10

Mission Impossible The Final Reckoning 10/10

Only When I Laugh 9/10

One Battle After Another 8,5/10

The Sunshine Boys 1975 8,5/10

Murder by Death 1976 8,5/10

The Goodbye Girl 1977 8/10

Girlfriends: 8/10

Mickey 17 7,5/10

Bugonia 7,5/10

Caught Stealing 7,5/10

Honey Don't 7/10


DİZİLER

Pluribus: 8/10

Hacks 8/10

Wednesday 2. Sezon 8/10

Poker Face 2. Sezon 8/10

Stranger Things 5. Sezon Part 1: 8/10

The Studio 7,5/10

OYUNLAR

Dispatch 10/10

Metal Gear Solid 3 10/10

Metal Gear Solid 4 10/10


ALBÜMLER

Bret Mckenzie - Freak Out City

Foxy Shazam

Wet Leg - Moisturizer

Mister invincible

 Tek gerçek çizgi roman kahramanı diye geçiyor. Şaşırdım. Hiç duymamıştım. 





03 Aralık 2025

KASIM 2025 İZLENCESİ



Stranger Things 5: Beklentileri karşılamamak gibi bir durumu var. İzletiyor fakat alışkanlık nostalji ve tahmin edilebilir anların zincirlemesinin ötesine geçmemekte inat ediyor. 

The Running Man: Edgar Wright filmi, Stephen King uyarlaması, Glen Powell oynuyor, davetli olarak ön gösterimde izledim. Güzel akan bir film. Act 3 sıkıntılı. 

Bugonia: Yorgos’un son filmi. Ben tabii ki Emma Stone için izledim. İlginç anlarla kamçıladığı merak duygusunu şüpheye ulaştırırken seyir zevkini uzun diyaloglara emanet eden bir film. Sonuyla yarattığı atmosfer her bakımdan konuşulmaya değer bir his bırakıyor.

The Smashing Machine: Safdie işi. Gerçek işleri ilgi çekici bulmuyorum. Merakımdan izledim. Sevmedim.

A Very Jonas Christmas: Baya güldüm. Liseye giderken izlediğim Jonas dizisinin tadını verdi. Evet Jonas seviyorum.

The Simpsons: 37. Sezonu izliyorum. Her bölümü ben bile artık çok sevemiyorum. The Day of the Jack-Up bölümü iyiydi şu ana kadar.

Frankenstein 2025: Del Toro filmi. Sevemedim. Mia Goth sevgim bile filmi bana sevdiremedi.

Young Frankenstein: Tarantino bu film için dünyanın 7 kusursuz filminden biri demiş. Mel Brooks ve Gene Wilder. 1974 filmi. Baya güldüm. Keşke daha erken izleseymişim.

Superman Returns 2006: O zaman da sevememiştim. Yine sevemedim.

Tulsa King: Güzel gidiyor. Karizmatik oyuncu izletiyor kendini.

Landman 2. Sezon: Seviyorum böyle dizileri. Taylor Sheridan işleri hep güzel oluyor. 

I Love LA: Rachel Sennot oynuyor diye izliyorum.

Being Eddie: Eddie Murphy belgeseli. Güzeldi. Adamı seviyorum.

Train Dreams: Sevmedim.

Blue Moon: Sevmedim.

14 Kasım 2025

Dispatch


Uzun zamandır güzel bir oyun bulup oynama konusunda sıkıntı çekiyordum. Oyunları indirdiğim gibi kaldırıyor, yarım saat geçmesine rağmen bir türlü açılış yapmayan oyunları öfkeyle kapatıyordum. Bir süre sorunun bende olduğunu düşündüm. Ta ki Dispatch gelene kadar.

Wolf Among Us ekibi tarafından açılan ayrı bir stüdyodan çıkan bu oyunun fragmanlarını görmüştüm fakat yine de Telltale'ın düşüşü sırasında çıkardığı kötü oyunlar sebebiyle önyargım vardı. Dispatch bu önyargıları sildi süpürdü. Haftalık bir dizi tadında ilerleyen bu oyun bir anda her Çarşamba çıkmasını beklediğim bir diziye dönüşüverdi. 

Babasının intikamını almaya çalışan bir süper kahramanın süper kahramanlar teknik desteğinde çalışmaya başlamasına odaklanan Dispatch; The Boys, Invincible ve Wolf Among Us'ı akla getiren güzel bir atmosfere sahip. Hem oynuyor hem de izliyorsunuz. İzlediğiniz kısımlardan asla sıkılmıyorsunuz çünkü diyalogların özenle yazıldığı bu hikaye sizi 40 dakika boyunca sürüklüyor. 

Eski Smallville günllerimdeki gibi her hafta 40 dakikalık bir dramayı beklediğim günlere dönmek beni sevindirdi. İlk iki bölüm çok iyi yazılmıştı ve kahramanlarla oynana stratejik sekanslar da gayet güzeldi. Keşke daha uzun olsalardı fakat haftaya ne olacak diye gerçekten merak ediyorsunuz.



Tabii ki favorim Blonde Blazer karakteri. Güçlü ve güzel bir kadın. Hayallerimizi süsleyen bir Supergirl edasıyla bizi kurtarıyor. Blonde Blazer ve Mecha Man arasındaki cinsel gerilim çok iyi kağıda dökülmüş. Animasyon kalitesi de epey üst seviye. Keşke Invincible da bu kalitede animasyonlaştırılabilseymiş. Ve keşke böyle bir oyunu olsaymış. 

Blonde Balzer ve Invisigal arasında bizi bırakan oyun seçimler konusunda epey iddialı. Karakterler arasındaki cinsel gerilimi kurarken gülümseten sivri diyaloglar kurmayı çok iyi başarıyor. Karakterimiz Robert Robertson'ın verdiği yanıtlar her zaman tam aklımızdaki gibi olmasa da Mecha Man haline girdiğinde ortalığı kasıp kavuracağı kesin. 


3. ve 4. bölümler karakter gelişimine dayalı, sonraki bölümlere zemin hazırlayan anlara sahipti. Hacker bölümleri zorlaştı ve kahramanları göreve gönderdiğimiz strateji sekansları da büyük önem kazandı. Karakterleri geliştirirken ekibi ne kadar düzenli kullanmaya çalışsanız da aynı anda gelen zor görevler sizin için epey zorlayıcı olabiliyor. Süper kahramanların bu hallerini anlatan bir dizi olsa kesinlikle izlerdim. Keşke Smallville gibi yüksek bütçeli bu tarz bir gençlik dizisi yapılmış olsaydı vaktinde. 
4. Bölümdeki davranışlarınıza göre Invisigal ve Blonde Blazer ile yakınlaşıyorsunuz. Ben tabii ki Blonde Blazer'ı tercih ettim. Strateji kısmında kahramanları nasıl bir ustalıkla yönlendirdiysem başarı konusunda yüzde 1'lik dilime girmeyi başardım.

5. ve 6. Bölümlere gelelim.
Blonde Blazer ile güzel bir ilişkimiz var. Takım bize artık saygı duyuyor. Vardiyamıza geri dönerek kahramanlarımıza yardım etmeye başlıyoruz fakat Mecha Man kostümümüzde birtakım sorunlar baş gösteriyor. Hackerlık kısımları biraz sıkmaya başlasa da buraya kadar diyalog kalitesi hiç düşmedi. Ekiple güzel bir kaynaşma yaşayıp bar kavgasına bile girdik. Ev partisinde güzel anlar yaşarken bir anda hüzünlü bir sahne bizi karşılıyor ve tepe taklak oluyoruz. 
Chase kendini Insivigal için feda ederek Flash gibi hız gücüyle ona yardıma koşuyor.

7 ve 8'i Steam'de yayınlandığı gibi indirip bitirdim. Bu kadar iyi bir hikayeyle karşılaşmayı hiç beklemiyordum. Dövüş sekansları çok iyiydi. Belki evet olaylara çok müdahale etmiyoruz fakat buna ihtiyaç duymuyoruz. Çünkü izlediğimiz hikaye bizi tatmin ediyor. Ezeli düşmanımızla olan savaşın köklerine iniyor ve dostlarımızla büyük bir savaşa giriyoruz. Herkesin karşılaştırdığı Invincible'dan çok daha iyi bir yapım var karşımızda. Masa başı teknik destek kısımları gayet eğlenceliydi. Finale yakışır bir sekansla kahramanlara veda etmek hem beni tatmin etti. Hem de ikinci sezona dair net bir planları olmayışı beni biraz üzdü. Senaryo, seslendirme, oyun tasarımı derken sanırım bizi 3-4 senelik bir ara bekliyor. O arada umarız Wolf Among Us falan çıkar da bekleyiş biraz keyifli bir hal alır.

Sonuç olarak Dispatch oyunu uzun zamandır herkesin beklediği Telltale oyunu. Adhoc stüdyosu umarız bunun devamını getirir ve eskilerin yaptığı hatayı yapmaz. Oyunların bir sanat olduğunu ve hikaye anlatıcılığının bunun bir parçası olduğunu bize yeniden hatırlatan bu oyunla oyun oynama iştahım yeniden canlandı. 





01 Kasım 2025

EKİM 2025 İZLENCESİ

Caught Stealing: Aranofsky filmi. Austin Butler güzel oynamış. Suça bulaşan eski beyzbolcu. Güzel filmdi. Sevdim. Belki ileride çok konuşmayacağız ama keyif verici iyi fikirlere sahip bir işti.

Psycho Therapy: Güzel film. Brit'in soğan doğradığı sahne favorim. 

One Battle After Another: Thomas Pynchon'un Vineland kitabından ilham alan Paul Thomas Anderson filmi. Inherent Vice'dan sonra bu yönetmenin ikinci Thomas Pynchon uyarlaması. Didaktik bir absürtlükle başlayan film, devrim ve rejimin kıyasıya mücadelesini baba-kız ekseninde merkeze alıyor. Varoluşsal rastlantısallığıyla karakterleri edilgen bıraksa da iyi bir film. Dram, komedi, gerilim, alegori, hiciv ve sosyo-politik trajediyi bir araya getiren altıgen fay hattında ilerleyen bir dram. Film, kendi içinde tuhaf ve alışılmadık bir şekilde diyalektik; birleşmeyen veya birbirine bağlanmayan, ancak birbirini yansıtan ve gerilim yaratan birçok katmandan oluşuyor. Jonny Greenwood'un kurguya ritmini veren dokunuşları filmi sıkıcı noktalarda kesinlikle daha iyi bir hale getiriyor. Dicaprio'nun yersiz cesareti, kaybeden karması, aşınmış ahlakından kaynaklanan çaresiz kahramanlıklarını izlemek epey zevkli. Duyusal ve dramatik dokusunun olağanüstü zenginliğine rağmen, görkemli bir zirveye sahip değil. Anderson, bir profesörün öğrencilere "Terminatör 2" gibi bir film yapmak istiyorlarsa ayrılmaları gerektiğini söylemesi üzerine sinema okulunu bırakmış. Paul Thomas Anderson bu isyan hikayesini hala kendi içinde sürdürüyor gibi.

Tulsa King S3: Güzel gidiyor. 

Chair Company: İlginç bir işe benziyor. Karakterin takıntılı düşünme biçimi etrafında dönen bir senaryoya sahip. 

Chad Powers: Linç yediği kariyerini yeniden canlandırmak için kendine yeni bir kimlik uyduran futbolcu. Güzel dizi. Ben böyle işleri izlemeyi seviyorum. Kendine ikinci bir şans verilmesini beklemektense kendine bu şansı yaratan insanları izlemek keyifli oluyor. 

Only Murders in the Building: Son sezonu pek sarmadı. Yine de vazgeçemiyorum. Sonuna kadar izledim. Özellikle sezon finalini çok beğendim. Epey güldüğüm yer oldu. 

West End Girl: Lily Allen yeni albüm çıkardı. Lily Allen'ın ilk iki albümü benim için çok önemlidir. Bu sebeple tabi ki albüm çıkar çıkmaz kulaklığımı çıkardım ve dinlemeye başladım.

Dispatch: Uzun zamandır oynadığım en iyi oyunlardan biri oldu. Dileyenler YouTube üzerinden izleyebilir. Invincible izlerken kavgalarda kontrolün size geldiğini düşünün.

Star Wars Visions: 9. bölüm, Black, Ghibli'nin key animatörlerinden biri yönetmiş. Gerçeküstü mükemmel bir bölümdü. 

01 Ekim 2025

EYLÜL 2025 İZLENCESİ



Wednesday 2. Sezon Part 2: Evet, beklediğim dizi geldi. Wednesday sonunda geldi ve beklentilerimi tam olarak karşılamasa da Smalville tadında bir-iki sahneyle güzel vakit geçirmemi sağladı. Senaryo değişikliğine gittikleri aşikar olan bir olay örgüsü izledik. İyi yazılmış bir düşmandan mahrum olsak da Lady Gaga'nın şarkısı, dans sahnesi ve klasik Wednesday mimikleriyle 3. Sezonu beklemek için elimizde güzel bir malzeme var artık. Genel olarak sevdiğim bir dünya, daha çok derinleştirilmesi gerekiyor. Her sene çekilmesi gereken bir iş olduğunu düşünüyorum. 

Enid ve Wednesday'in bedenlerinin değiştiği bölüm hoşuma gitti. Smallville tadı vardı. Zaten dizinin yazarları Smallville yaratıcıları. Tim Burton'ın yönetmenliğini yaptığı bölümler ayrı keyifli. Enid'in gelişimi ve akıbeti 3. Sezon için merak uyandırıyor. Öte yandan Wednesday'in pasif kalması beni biraz düşündürdü. Düşmanı kendi alt etmeliydi neden böyle bir tercih yapılmış anlamadım. Senaryo bölümler arası yer yer savsaklıyor, plot hole var çok sayıda. Genel olarak sevdim. 

Honey Don't: Çooook beklediğim Ethan Coen filmini sonunda izledim. Coen Kardeşler artık ayrı filmler yapıyor. Bu da Ethan'ın ikinci filmi. Lesbian Trilogy dediği bir üçleme yapacak kendisi. Bu da serinin ikincisi oluyor. İlkinden kat kat daha iyi bir proje. Margaret Qualley taşra dedektifi Honey rolünde ve izlemesi epey zevkli. (Margaret Qualley hayranlığımızı kimseye sorgulatmayız. )Yine de eski Coen filmlerinin derinliğini arayanlar için yüzeysel kalabilecek bir film. Neo Noir türünün ilginç bir örneği sayılabilir. Şiddeti gösteriş biçimleri çok iyi. Olay örgüsü her yön değiştirdiğinde bir shot atsaydım komaya girerdim diyebileceğim türden bir yapısı var. Mizah dozu gayet iyi. Coenlerin mizahını seviyorum. İzlemesi bana keyif veriyor. Politik arkaplanı biraz daha genişleterek Honey karakterine daha iyi bir film yazılabilirmiş. Bu daha çok Coen kardeşler değil de onların anne tarafından bir kuzeni yazıp yönetmiş gibi. Şaka bir yana genel olarak keyif aldım. 

Only When I Laugh: Bayıldım. Çok iyi bir film. Neil Simon kendi tiyatro oyunundan senaryolaştırmış. Çok iyi bir film. Eski bir Broadway oyuncusunun içki sorunuyla gittiği rehabilitasyondan çıkışıyla başlıyor. Bakması gereken liseli bir kızı, yönetmesi gereken bir kariyeri var. Kendini oynayacağı bir oyun teklifiyle yeniden sahnelere dönüyor fakat işler beklediği gibi olmuyor. Hayat karşısındaki beklentilerimizin nasıl savrulduğunu, arzu ve ihtiyaçlar zinciri içinde insanların dostluklara tutunarak nasıl ayakta kaldığını anlatıyor. Üç oyuncusunun da Oscar'a aday olduğu çok iyi bir film. Filmin adı meşhur bir fırkadan geliyor. 

Bir adama mızrak saplanır ve arkadaşı sorar: Canın acıyor mu? 

"Sadece güldüğümde."

Nobody 2: İlk filmin gerisinde kalmış. Yazlık aile filmi yadında bir John Wick formülü filmi diyebileceğimiz bir iş. Aksiyonu iyi fakat giriş kısmı kırpılabilirmiş. Vasatın altında kalan yerleri var. Akmıyor ilki gibi. Çatışmayı zayıflatan kararlar alınmış. Bot dövüşü sahnesi güzeldi. İlk filmdeki otobüs gibi değil ama iş görecek cinsten.

Naked Gun 2025: Komedisini sevdim. Eski filmleri kadar fazla şakası yok ama keyifli. Temposu yüksek olabilirmiş. Modern filmlerin olay örgüsü tercih edilmiş. Yapıyla alay edebilirlerdi ama o yola girmemişler. Bazı şakalara gülmek için bağlamı bilmek gerekiyor. İçe kapalı esprilere sahip. Eskiler böyle değildi dublajla bile akan bir komedisi vardı. Neyse. İzlenir yine de.

The Hot Spot: Noir türünde bir film. Jennifer Connely var diye izledim. Sonunu öyle beklemiyordum. İyi kurduğu sahneler var. Güzel düşünülmüş yerleri var ama iyi bir film değil. Jennifer sevenler izlesin.

Escape From New York: Carpenter filmi, bu kadar sevmeyi beklemiyordum. Metal Gear buradan baya şey almış. Snake'i almış daha ne olsun :) Güzel film. Kurt Russel baya iyi. Steve Buscemi akılda kalıcı bir karaktere sahip. 

Escape From L.A. : İlki kadar sevmedim ama güzel bir iş. 

Weapons: Övüldü diye izledim. Beğenmedim. Josh Brolin var, korku türü. Meh. Bana göre değil. 

Lazarus: Cowboy Bebop'ın yaratıcısının son işi. Sevdim gibi. Potansiyeli bilince sevmek zorlaşıyor. Daha iyisini yaparmış ama sektör şartları diyelim.

My Oxford Year: Çerezlik bir film.

The Monkey: Stephen King uyarlaması fakat öyküden çok farklı. Filme kötü demiyorum ama öyküdeki işe yarar şeyleri neden kullanmadığını anlamadım. Derinleşememiş bir telaşı var.

Only Murders in the Building: Yeni sezon geldi. İştahla bu projeye gönül vermeleri çok güzel.

Fantastic Four 2025: Kötüydü. Neden diye açıklamak istemiyorum. Film senaryosu değildi izlediğimiz şey.

Peacemaker S2: Güzel şakalar var fakat 6. Bölümdeki olayları saymazsak pek bir şey olmadı. 6. Bölüm güzeldi. 

*Hacks S4: İzleyip paylaşmayı unutmuşum. Yan hikayelere ara verilen bir sezon olmuş. Bu açıdan Emmy ödülü bu sene riske girecek gibi. Hannah Einbinder Emmy ödülünün en büyük adayı. Duygu patlamalarına vs. çok önem verilmiş. Ödüle oynuyor, umarım alır. Öte yandan, ilk sezonlardaki derin çatışmanın kaybolduğunu söyleyebilirim. Geçen sezon çok yüksek bir noktada bitmişti. Meseleler çabuk çözüme kavuştu sanki. Kavga + Barış + Yine Risk formülü aynen bu sezon da uygulanıyor. 



28 Eylül 2025

Altın Koza




Bundan tam 10 yıl önce, 2015 yılında, Yaratıcı İntiharlar Departmanı adlı öyküm İletişim Yayınları'ndan çıktı. 10 Yıl sonra 2025 yılında bu öyküyü senaryolaştırdım ve Altın Koza'ya aday oldum. Benim için büyük bir haberdi bu. Adana'ya gittim, festivalde bulundum, diğer adaylarla tanıştım, dostlarımı gördüm. Genelde İstanbul dışına sadece film işleri sebebiyle çıktığım seyahat etmeye pek alışık değilim. Aday olmak, kendi yazdığım bir kitabı uyarlamak ve sinema emekçilerinin olduğu bir festival ortamında bulunmak pek çok açıdan güzeldi. Böyle şeyler insana sürekli çalışması, yolda olması gerektiğini hatırlatıyor. 



01 Eylül 2025

Ağustos 2025 İzlencesi


*Bu ay dinlediğim albümleri de bu listeye ekledim.

Alien Earth: İlk iki bölüm bir şeyler olacak dedi. Olmazsa sıkıntı büyük.

Wednesday 2. Sezon Part 1: Sevdim fakat eleştirilerim var. Kaynak materyalin ne olduğu unutulmuş. 1. Sezondaki kurduğumuz bağlar hiçe sayılmış.  Kasaba dünyasının neredeyse hiç olmaması gerçekliği bozmuş. Kasaba ve okul zıtlığı bize atmosferi veren en önemli şeydi.

*Bret Mckenzie - Freak Out City - Albüm: Buraya dinlediğim albümleri de yazayım dedim. Oscar ödüllü bir abimiz, kendisini Flight of the Conchords'tan severim. Güzel iş. 

F1: Brad Pitt filmi. İyi film güzel prodüksiyon. Sevdim. Herkesin seveceği türden bir iş, sağlam iş.

*Foxy Shazam: Grubun kendi adını taşıyan albümü 2010 yılında çıkan güzel bir rock albümü. Oh Lord çok iyi bir parça. Bombs Away güzel. The Only Way to My Heart... Güzel parçalardan. 

Thursday Murder Club: Sıkıcıydı. Sürprizsizdi. 

Eddington: Emma Stone oynuyor diye izledim ama çok az oynuyormuş. Ari Aster filmi. Daha iyi olabilirmiş. Amerikan taşrasındaki woke kıpırdanmaların pandemiyle birlikte gelen boğuculuğu ve sosyal medyanın ifşa tarafı üzerinden bir senaryo kurmuş.

Fargo: 4. Sezona bir daha başladım. Güzel bir anlatımı var.