Modern anksiyete çağında tüm yeni çıkan film, dizi, albüm, resim ve kitaplara daha hızlı ulaşabiliyorken bunlara ulaşmamayı ve yüzlerce kedi videosu daha izlemeyi tercih ediyoruz. Eskiden baskısını bulamayıp kitapçıları dolaştığımız çoğu dergi ve çizgi roman çeşitli yollarla indirilebilir durumda. İndirilebilir entelektüellik çağında cahil kalmayı başarıyoruz. Şunu demek istiyorum; her şeye ulaşmak bu kadar kolay hem de bir o kadar zor. Yalnızlık korkusunun bizi yeni kitap ve müziklerden uzak tuttuğu teorimi paylaşmadan önce konuyu biraz daha derinleştirmemiz gerekiyor.
Zygmunt Bauman: "Modern dünya, belirsizlik üretme kapasitesi bakımından eşsizdir. Bu, sürekli olarak bir güvenlik arayışı yaratır; ama güvenlik her zaman ulaşılmazdır." (Liquid Modernity)
Güvenli alan oluşturma konusunda instagram, YouTube ve TikTok iyi bir iş yapıyor. Algoritma yardımıyla kullanıcıya özel ana sayfalarla siteyi bizim için güvenli hale getiriyor. Buradaki güven kelimesi bizi güvende tutmak yerine onların izlenmesini güvende tutan bir anlamda.
Alain de Botton: "Modern toplum, bize her şeyin mümkün olduğunu söylüyor; bu, kaçınılmaz olarak bir başarısızlık korkusu yaratıyor." sözünden yola çıkarsak yeni bir şeyler denemekten kaçınan bir neslin yetiştiği söylenebilir. Edward Said: "Entelektüelin görevi, toplumdaki tabuları sorgulamak, iktidarın yanlışlarını cesurca eleştirmek ve bu süreçte yalnız kalmayı göze almaktır." (Representations of the Intellectual) Yani buradan da şuraya varabiliriz ki yalnız kalmamak için çok izlenen videoları izliyor, çoksatan kitapları okuyor ve çok kötü müzikler dinliyoruz.
Yalnızlıktan korkmadan içimize kapanarak gelişime açık olmak iç sesimizle başlıyor. Hannah Arendt: "Düşünmek, her şeyin sorgulanabilir olduğu bir içsel diyaloğa girmektir. Entelektüel cesaret, bu diyaloğun devam ettirilmesinde yatar."
Her gün yeni bir müzik dinlemek bile entelektüel cesaretimizi arttırmaya yardımcı olabilir diyebiliriz. Merakımızın peşinden giderek iyi bir müziğin peşinden giderek Beatles'ı keşfetmek bile bize farklı düşünce yollarının kapılarını avucumuzun içindeki telefon yoluyla açmamızı sağlayacaktır. Simone de Beauvoir: "Özgürlük, korkunun ortasında bile sorumluluk almayı gerektirir." (The Ethics of Ambiguity)
Şu an hepimiz gerçek anlamıyla korkunun ortasındayız. Bilinçli bir korku yayan dünya liderlerinin ve şirketlerinin peşinde şahsi düşüncelere sahip olmanın değeri günümüzde hiç olmadığı kadar önemli. Marshall McLuhan: "Araçlar, sadece işlerimizi kolaylaştırmaz; aynı zamanda düşünme biçimimizi de şekillendirir." (Understanding Media) Sözünden yola çıkarak akıllı telefonların tüm insan düşünme sistemini kalıcı olarak değiştirdiği söylenebilir.
Jaron Lanier: "Sosyal medya, insanın varoluşunun en kırılgan yönlerini sömürmek için tasarlandı." (Ten Arguments for Deleting Your Social Media Accounts Right Now)
Biraz ağır bir alıntı ama anlatmak istediğim şeyi çok açık bir şekilde dile getiriyor. Sosyal medya insanlar üzerinde yapılan deneylerin sayısını epeyce arttırdı. Bertrand Russell: "Bir insanın mutluluğu, kendi küçük endişelerinden çıkıp daha geniş bir evrensel düzene bakabilmesine bağlıdır." (The Conquest of Happiness) Diyor düşünürümüz ama biz hala telefondan aynı kedi videosunu izliyoruz. Günün küçük cesaretlerle şekillendiğini asla unutmadan yeni şeyleri kendimiz için daha az endişe verici bir hale sokmalıyız.
Kişisel gelişim kitaplarındaki küçük hedefleri değil büyük hedeflerin peşinden gitmezsek anksiyete çağından kurtulamayız. Kurtuluşumuz korkularımızda yatıyor, güvenli alanlarımızda değil. Albert Camus: "Yaşamın saçmalığına rağmen, insanın ona karşı isyan ederek anlam yaratması gerekir." (The Myth of Sisyphus) Anlam yaratmak için de cesur olmak gerekir ve bizim cahil değil akıllı cesurlardan olmamız gerekiyor.
Günün telaşı içinde zamanı yönetmek başlı başına bir uzmanlık alanı haline geldi. Çoğu insan "şimdi"den uzaklaşamaya çalıştığından kendini gerçekten geliştirecek içeriklerden çok geliştirmiş gibi görünenleri tercih ediyor. Klişeye kaçmadan olmaz ama teknoloji elimizin avucunda lafı günümüzde epey hakkını veriyor. İyi müziğe ulaşmak hiç olmadığı kadar kolay. Peki iyi müziği, kitabı ve filmi bulmak için bizi kim yönlendirecek? Burada yine eleştirmenlere ve yazarlara büyük bir rol yükleniyor. İyi sanat yapıtlarını ortaya çıkaran listeler günün akımı ve woke kültürüyle sürekli sekteye uğrarken otoritelerin de kusursuz listeler hazırlaması mümkün değil gibi.
Foucault, aydınlanmanın bireyin kendi varlığını sorgulaması ve yenilenme sürecine sokması olduğunu; bu sürecin kaygı içerdiğini, ancak bireysel özgürlük için bir kapı araladığını ifade eder (Foucault, 1984). Gördüğünüz gibi çoğu düşünür geçmemiz gereken bir kapıdan bahsediyor. Buna entelektüelizmin kapısı diyelim. Kapı metaforu yerinde fakat ben buna ne kadar derin olduğunu bilmediğimiz bir göle atlamaya benzetiyorum.
"Modern çağda anksiyete, bireylerin kendi başarısızlıklarını sistematik güçler yerine kişisel eksikliklere atfetmesinden kaynaklanır." Fisher, M. (2009). Capitalist realism: Is there no alternative? Zero Books. Kişisel eksiklikleri kapatma derdine düşen insanlar için de uygulama üretmeyi bırakmayan insanlık peki neden hala modern endişelerden kurtulamıyor? Duolingo tarzı uygulamalar bile kullanıcıları bir rekabete sokmaktan çekinmiyor. İnsan başkaları görmeyecekse kendini geliştirmeyi istemiyor anlamına mı geliyor bu? Takipçi sayıları gizlense kimse komik içerikler üretmeyecek o halde. "Modern bireyler, özgürlük adı altında kendilerini sömürmekte ve bu durum tükenmişlik sendromuna yol açmaktadır."Han, B.-C. (2015). The burnout society (E. Butler, Trans.). Stanford University Press.
Kendimizi sosyal medyada sömürmeyi göze alıyoruz fakat bizi aydınlatacak bir makaleyi okumaktan mı çekiniyoruz? Bauman (2000), modern toplumun bireyleri sürekli hareket halinde olmaya zorladığını ve bu durumun kimlik algısında çatlaklar oluşturduğunu belirtir. Deleuze ve Guattari'ye (1972) göre, kapitalizm, bireylerin arzularını kontrol altına alarak sürekli bir eksiklik hissi yaratır. Illouz (2007), kapitalist ekonominin duyguları metalaştırarak bireysel deneyimleri ticari araçlara dönüştürdüğünü öne sürer.
Tüm bunları bilmemize rağmen yeni bir müzik dinleyip, iyi bir kitap okumak bize zor geliyorsa, petrol şirketlerini eleştiren storyler atmanın hiçbir anlamı yok. Giddens (1991), modern bireyin, kimliğini sürekli olarak yeniden inşa etme baskısı altında olduğunu vurgular. Profil resmi seçmek için yarım saat harcıyor ama yeni şeyleri denemeye korkuyor ve sürekli modern anksiyeteden şikayet ediyoruz.
Akıllı telefonlardan önce entelektüel olamadığımız için televizyonu, ondan önce de sinemayı suçluyorduk. Bu bizi tekerin bulunuşuna kadar götürebilir ama oraya varmadan tüm suçun yersiz anksiyetemizde yattığını söyleyebiliriz.
Batıkan Köse

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder