05 Şubat 2025

Ocak 2025 İzlencesi




Ocak ayında bu kadar çok şey izlemeyi beklemiyordum.  Aslında iş güç koşturma derken sadece birkaç dizi izleyecektim ama öyle olmadı. Kendimi dizi-film evrenine fena halde kaptırdığım ve güzel diziler keşfettiğim bir ay oldu.

Girlfriends: New York'ta bir daireyi paylaşan iki kız arkadaş, fotoğrafçı Suzan ve yazar Anne. Başarı hayalleriyle günleri geçerken Anne’in evlenmesiyle her şey değişir. Hem komik hem de depresif, çok beğendiğim bir film oldu. Girlfriends, arkadaşlığın, yalnızlığın ve özgürlüğün ufak zaferlerini gözlemleyen iyi bir film. Bilgi: Girlfriends, Amerikan Film Enstitüsü tarafından 10.000 dolara finanse edilen otuz dakikalık bir kısa film olarak başladı. Kısa filmin görüntüleri, tamamlanan uzun metrajlı filmin ilk yedi dakikası olarak kullanıldı. Yönetmen Claudia Weill, hikayeyi uzun metraj bir filme dönüştürmek istediğine karar verdi ve National Endowment for the Arts ve New York State Council for the Arts aracılığıyla 80.000 dolarlık bir fon aldı. Bu para bittiğinde, özel yatırımcılar bulunana kadar yapım durdu. Bu, yapımın iki buçuk yıla yayılmasına neden oldu.

Poker Face: Sevdim. Natasha Lyonne oynuyor. Rian Johnson yazmış. Knives Out'tan biliyoruz kendisini. Suç hikayelerinde küçük şeyleri, objeleri kullanma konusunda iyi bir kalemi var. Bu dizi de her bölüm ilginç davalar izliyoruz. Epey eğlenceli bir iş.

Baskets: Güzel gidiyor. Louie Anderson'ın hayat verdiği anne tipi çok başarılı. Bizim işlerde hiçbir akraba böyle yansıtılmıyor.

Skeleton Crew: Vasatın altında bir final yaptı. Goonies x Star Wars birleşimi ama aşırı kötü bir senaryo var ortada.

Landman: Güzel. Çok sevdim. Tyler Sheridan işi, başarılı. Televizyona yaptığı her iş belli bir kalitenin hep üzerinde.

A Man Called Otto: Tom Hanks filmi, asabi adamın hayata dönüşü hikayesi, sevdim.

Wallace & Gromit Vengeance Most Fowl 2024: Stop-Motion tekniği hayranlık verici, son yirmi dakika özellikle çok iyi bir gösteri sunuyor fakat daha iyi bir senaryo içine oturtulsaymış bu görsel dünya bir derinlik kazanabilirmiş.

Edge of Tomorrow: Tom Cruise oynuyor diye izledim. Manga uyarlamasıymış. Hoşuma gitti.

Not Another Teen Movie: Gençlik filmlerini tiye alan bir film. Oyuncular iyi, espriler eh işte. 

A Man on the Inside: Ted Danson sevenler için keyifli bir komedi olabilir ama geri kalan her şey ortalama. Büyük bir fikir yok.

Vera: Polisiye bir dizi. İlk bölümünü izledim.

Adsız Aşıklar: İlk bölümünü izledim.

Interview with the Vampire: Hem filmi hem dizisini izledim. İkisi de pek hoşuma gitmedi.

Felicity: JJ Abrams ve Matt Reeves gençlik dizisi yazıp çekmiş. Türü sevenler için keyifli. 

Dirty John: Sevmedim.

Anora: Keyifli bir film, ikinci yarısından sonra hikaye belirginleşiyor, Oscar için alışık olmadığımız +18 sahneler barındırıyor. Derdini anlatan bir iş, iyi yazılmış. Üzüntünün yanında neşe var. Bir trajedinin içinde komedi var. Genellikle akıllıca ve şefkatle iyimser olmayı seçmiş.

Sonic 3: Jim Carrey performansı görmek isteyenler için iyi gelecek bir aile filmi. Büyük şeyler olmuyor, yer yer klişe ama sanıyorum amaç da buymuş. Çocuklarla izlemek içi ideal.

How to have Sex: Cannes’da ödül alan bir film, minör bir olay örgüsüyle birlikte bağımsız yapımların alıştığımız kamerasına sahip. Genel olarak sevmedim. Cinsel olgunluğa erişmenin dürtüsünü ve endişesini sergileyen filmler içinde güçsüz kalıyor.

Nosferatu: Sevmedim.

American Primeval: The Revenant'ın yazarından bir Amerikan hikayesi. Kızılderililer, Mormonlar, geçmişlerinden kaçan ana-oğul. Güzel dizi.

Flow: Kedilerle ilgili bir animasyon Letonya yapımı. Beğenmedim.

Nickel Boys: İçerik bakımından yeni bir şey sunmasa da deneysel yönetmenliğiyle öne çıkan bir iş. Fikir boyutu güzel ama işlendiği zaman ortaya çok etkileyici bir iş çıkmamış. 

Conclave: Din adamlarıyla çekilmiş 12 Kızgın Adam gibi duran, düşük tempolu bir iş. 

Severance: İlk sezonu izledim. Konuşulan konuşturan bir dizi. Geçmişte izlediğimiz pek çok işle bir yerden bağlantı kurmak mümkün ama merak unsurunu korumayı başarıyor. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder