Vaktinde New Yorker'a gönderdiğim birkaç karikatür...
22 Mayıs 2025
03 Mayıs 2025
Mutluluğun Felsefi Tanımları
Aristoteles: “Mutluluk, maratondur kardeşim.”
Aristoteles’e göre mutluluk öyle Instagram’da gördüğün bir kahveyle, anlık bir kahkahayla gelmiyor. Diyor ki: "Erdemli yaşa, potansiyelini gerçekleştir, düşün, üret, kararlarını bilgelikle ver. Kısacası, uzun vadeli bir oyun bu. Mutluluk sprint değil, maraton.”
Epiküros: “Tatlı bir limonata gibi.”
Epiküros’un mutluluğu daha sade: Haz al ama abartma kardeşim diyor. Sade yaşa, dostlarınla vakit geçir, ölümden korkma.
Marcus Aurelius: “Sakin ol kral, hayat geçici.”
Dışarısı yansın, sen içini ferah tut diyor bu kardeşlerimiz. Ona göre mutluluk, kontrol edemediğin şeyleri takmamaktan geçiyor. Epiktetos bir köleydi mesela ama en özgür insan oydu belki de. Marcus Aurelius bir imparatordu ama iç sesi hep şunu diyordu: “Sakin ol kral, hayat geçici.” Çok da şey yapmayın alışın kardeşim işte bu hayatın aksiliğe diyor kısacası.
Nietzsche: “Mutluluk direniştir.”
Nietzsche için mutluluk, iyi hissetmek değil—kendini aşmak. Acıya rağmen “evet!” diyebilmek. Güç ve potansiyelini gerçekleştirme duygusu. Bu mutluluk, kolay bir yaşamdan değil, mücadele, zorluk ve kendini yenme sürecinden doğar. Ona göre gerçek mutluluk, "üstinsan" idealine yaklaşırken, bireyin kendi değerlerini yaratması ve zorluklar karşısında daha güçlü bir varlık haline gelmesiyle mümkündür.
Kant: “Kusura bakma, mutluluk ölçülemez.”
Kant biraz sert takılıyor : “Mutluluk evrensel olarak tarif edilemez birader.” Diyor Ama şunu da ekliyor: “Ahlaklı ol, doğruyu yap. Gerisi gelir.” Yani: “Mutlu musun?” yerine “Doğru mu yaptım?” sorusu daha önemli.
Albert Camus: “Absürt Ol.”
Camus diyor ki, hayat absürt. Ama sen, o taşı tekrar tekrar dağa çıkaran Sisifos gibi, kendi anlamsızlığını kabullenerek mutlu olabilirsin. Yani: anlam arama, anlam yarat. Mutluluk, baş kaldırmakta gizli diyor Camus abimiz.
Söz Oyunları
Şöyle anlatıyor:
"Hemen hemen birbirinin benzeri iki sözcük seçerdim. Örneğin billard (bilardo masası) ve pillard (yağmacı, soyguncu). Ardından buna benzer fakat iki ayrı anlamda alınmış sözcükler eklerdim bunlara ve böylece hemen hemen özdeş iki cümle elde ederdim."
02 Mayıs 2025
Nisan 2025 izlencesi
Mickey 17: Güzel başladı, düştü ve daha da düştü. Anlam vermediğim, kurguda kesinlikle çıkarılır dediğim kısımlar vardı. İlginç bir filmdi ama felsefesini koruyamadı. Sonraki filmlerini bekliyoruz.
Black Mirror 7. Sezon: İlk bölüme benzeyen öykülerim vardı. İnternet paketi gibi abonelik sistemiyle yaşamak vs. Finali etkileyiciydi. İkinci bölüm, trajik lise anılarını ileri bir teknolojiye bağlayarak yer yer ilginç bir akış yakalamış. Üçüncü bölüm, oyunculara rüyada dizi çektirmece. Çoğu bölümü x2 izledim.
Last of Us 2.Sezon: Pek severek takip ettiğim bir iş değildi ama herkesin beklediği sahne güzel çekilmiş.
Andor 2. Sezon: Sıkıcı başladı. Sıkıcı gidiyor.
Sinir Krizinin Eşiğindeki Kadınlar: En sevdiğim Almadovar filmi oldu.
Eyes Without A Face: Günümüzde yinelenen bir fikir. Sevmedim ama bilinmesi gereken bir klişenin ilk adımlarından. Önermem.
Mother: Bong Joon-ho filmi. İlginç yerleri var fakat sevemedim.
Mozart in the Jungle: Yıllar önce ilk bölümünü izleyip devamını getirmemiştim. Bu ay diziyi bitirdim. Güzeldi. Gençlik heyecanı, sanat tutkusu, arzular beklentiler ve gerçekler... Özdeşleştiğim bir iş.
27 Nisan 2025
hayat bir süpermarkettir
Yoğurtlar probiyotik, sular vitaminli, atıştırmalıklar "lifli"
Her şeyin üzerinde bir etiket var.
Ve raflar tarihi çoktan geçmiş cehaletle dolu. Eskiden utanılırdı. Şimdi ise üstüne: “Yerli üretim” diye yapıştırılmış.
Bir şey bilmemek marifet, her konuda fikri olmaksa bir tür cesaret kimliği kabul ediliyor.
Filozof yerine “fenomen” takip ediliyor. İçeriğin değil, ambalajın konuşulduğu bir reyonda, içi boş ama parlak cümleler kapış kapış gidiyor.
Ve nedense, en çok ilgimizi reyonları devirenler çekiyor.
Bağıranlar, olay çıkaranlar, dram yaratıp ortalığı birbirine katanlar...
Çünkü markette sessizce alışveriş yapan değil, ürünle kavga eden manşet oluyor.
Ama belki de sormalıyız: Neden bu kadar çok bağıran, bu kadar az bilen insan var ortalıkta?
Neden en gereksiz tanıtlar alkış alıyor?
Ve neden hayat, hep bir şeyler alırken, aslında elimizde hiçbir şey kalmayan bir süpermarket gibi?
Çoğumuz ihtiyacımız olanı değil, indirimde olanı alıyoruz.
Birbirimize bakarak alışveriş yapıyoruz. O ne aldıysa, ben de onu almalıyım diyoruz.
Algoritmaların önerdiği aşklara tutunuyoruz. “Sizin için seçildi” yazıyor üstünde.
Yani aslında seçmiyoruz. Ürün bizi seçiyor.
Ve işin tuhafı, biz bu oyunu bozmak istemiyoruz.
Çünkü herkes aynı markette.
Herkes aynı reyonda dolanıyor.
Cahilliğin övüldüğü bir çağdayız çünkü.
Bilenin sustuğu, bilmeyenin mikrofonu kaptığı bir dönem.
Fikirsizliğin özgürlük, cehaletin özgünlük sanıldığı yer burası.
Süpermarket metaforunun en trajik rafında, bu var:
Her etikette “Kendin Ol” deniyor.
Ama kendin ol demek cahil kal demek değil.
26 Nisan 2025
DERRIDA’NIN GELMEYEN KARGOSU
Sabah telefonuna bir bildirim düştü: “Kargonuz dağıtıma çıkarılmıştır.”
Cümle kısa. Net. Ve Umut verici. Sanki hayatın siparişin gelir gelmez düzene girecek. masana aldığın o lamba bütün sorunlarını çözecek.
Bugün o gün olabilir. Bugün o paket gelebilir.
Ama olmuyor.
Telefonunda parlayan bildirime bakıyorsun.
“Alıcı adreste bulunamadı,” yazıyor.
25 Nisan 2025
Mini Dizi Önerileri
The Queen's Gambit: Yetimhanedeki hademeden satranç oynamayı öğrenen bir kızın başarı hikayesini izlediğimiz bir mini dizi. Hayatı bir satranç tahtası gibi görmeye başlayan Beth'in kayıp çocukluğunu satrançla var ederek kendini ve dünyayı keşfetmesini anlatan bir iş.
Barry: Bir kiralık katil oyunculuk kursuna yazılırsa ne olur? HBO'nun en iyi kara komedilerinden biri olan Barry kısacık bir dizi olmasına rağmen karakterleri uzun bir süre unutamıyorsunuz. Yönetmenliği ve yazarlığı kaliteli olan ender işlerden biri.
06 Nisan 2025
İyi Yönetmenlik
Wim Wenders'ın Perfect Days filmi. Yaşlı adam genç kız tarafından öpülünce yüzü nasıl da kızarıyor. Yönetmen işi yüzdeki kan akışına bırakmadan aracın tepe lambasından gelen kırmızı ışıkla kızartıyor yüzünü. Seviyorum böyle sahneleri.
02 Nisan 2025
Mart 2025 İzlencesi
Mart ayını Marty filmiyle açtık diyerek sözcük oyunumu buraya bırakıyor ve Mart ayında izlediğim filmleri sıralıyorum.
Marty 1955: 34 yaşında bir bekarın kendine aşk arayışı. Tatlı bir film.
Drifting Clouds 1996: Kaurismaki filmi, çok sevmedim.
Le Havre 2011: Yine Kaurismaki, göçmen sorunları ve ilahi adalet.
Secrets and Lies 1996: Sevmedim.
1923: Taylor Sheridan dizileri güzel oluyor.
Gibi: 6. Sezonun ilk üç bölümünü izledim.
It's a Mad, Mad, Mad, Mad World: İyi ve dönemi etkileyen bir komedi. Son 10 dakikası çok iyi.







