06 Nisan 2025

1996

 

Bir süredir,

Doksanlardan günümüze 

Karikatür dergilerine

Şöyle bir göz atıyorum.

02 Nisan 2025

Mart 2025 İzlencesi


 Mart ayını Marty filmiyle açtık diyerek sözcük oyunumu buraya bırakıyor ve Mart ayında izlediğim filmleri sıralıyorum.

Marty 1955: 34 yaşında bir bekarın kendine aşk arayışı. Tatlı bir film.

Drifting Clouds 1996: Kaurismaki filmi, çok sevmedim.

Le Havre 2011: Yine Kaurismaki, göçmen sorunları ve ilahi adalet. 

Secrets and Lies 1996: Sevmedim.

1923: Taylor Sheridan dizileri güzel oluyor. 

Gibi: 6. Sezonun ilk üç bölümünü izledim. 

It's a Mad, Mad, Mad, Mad World: İyi ve dönemi etkileyen bir komedi. Son 10 dakikası çok iyi.

Toni Erdmann: Fikir güzel ama uygulaması pek ilgimi çekmedi.

The Studio: Seth Rogen sektöre içeriden bir gözle bakarak plan sekanslarla süslü güzel bir iş ortaya çıkarmış. Keyifli. 

17 Mart 2025

Kızılcık Şerbeti, Soap Opera ve Postmodernizm


Olamaz yine yanlışlıkla aldattım!



Günümüzde en çok izlenen dizilerden biri Kızılcık Şerbeti, içerik ve biçimine bakmadan izleme alışkanlıklarıyla beraber ele aldığımızda reyting sistemi ve sosyal medya gücüyle beraber Z kuşağının bu dizide ne bulduğuna yakından bakabiliriz. Temelinde sosyal, siyasi ve kültür bakımından apayrı iki aile üzerinden kurulan çatışmanın izleyici üzerinde TikTok paylaşımları ve teorileri ürettirecek kadar etkisi olduğunu biliyoruz.


Kızılcık Şerbeti, tipik bir Türk dizisi gibi görünse de, kökleri klasik soap opera formatına dayanıyor. Soap opera, özellikle Amerikan televizyonunda, entrikalar, melodram ve bitmek bilmeyen çatışmalarla karakterize edilen bir türdür. 1950’lerden itibaren günlük yayınlanan dizilerde, karakterlerin durmadan acı çekmesi, sürekli yanlış anlamalara kurban gitmesi ve olayların "her şey çözüldü" hissiyatına ulaşmadan yeni bir krize evrilmesi temel unsurlardır.


Postmodern teoride, Jean Baudrillard’ın “simülasyon” kavramı, gerçeğin yerine onun yeniden üretiminin geçtiğini söyler. Kızılcık Şerbeti aslında onların bir simülasyonunu sunuyor. “Modern ve muhafazakâr ailelerin çatışması” anlatısı, sürekli tekrar edilen olay örgüsüyle bir hiper-gerçeklik yaratıyor. Dizide gerçek hayattaki toplumsal dinamikler karikatürize edilerek, herkesin “öteki”yle kurduğu ilişki daha da kutuplaştırılmış bir hale getiriliyor.

Postmodern dünyada hiçbir anlatı “tamamen tarafsız” olamayacağı için, Kızılcık Şerbeti de bir noktada izleyiciyi kendi yansımasını izleyen bir karaktere dönüştürüyor: Herkes, kendisine yakın olan karakteri “haklı” olarak görüp, karşı tarafın karikatürize edildiğini düşünüyor.


Peki, bu yapımlar neden bu kadar bağımlılık yapıcı?


"Günümüzde medya, gerçekliğin yerini alan bir simülasyon evreni yaratmıştır. Televizyon dizileri ve diğer medya içerikleri, artık gerçekliğin bir temsili değil, gerçekliğin kendisi haline gelmiştir. İzleyiciler, bu simülasyon evreninde yaşadıkları deneyimleri gerçek hayatlarından daha fazla önemsemeye başlamıştır." (Baudrillard, 1981, s. 12).


Z kuşağının bu diziyi izlerken whatsapp gruplarından sürekli yorumda bulunduklarını ve sesli iletişim odaları açtığını biliyoruz. Bunun nedeni kurgusal bir diziden aldığımız katarsis değil reality şovların verdiği ifşa ve röntgen duygusuna dayanıyor.

Reality şovlar, izleyicilere başkalarının mahrem yaşamlarını sunarak, onların kendi yaşamlarının tekdüzeliğinden kaçmalarına olanak tanır. Bu durum, izleyicilerin kendilerini izledikleriyle kıyaslamalarına ve benliklerini başkaları aracılığıyla değerlendirmelerine yol açar.


İnsanlar, başkalarının çöküşünü, kavgasını, başarısızlıklarını ya da küçük düşmelerini izleyerek, kendi hayatlarına daha olumlu bir gözle bakma eğilimindedirler.



02 Mart 2025

Oscar 2025



Son zamanların en keyifsiz Oscar'ına saatler kala filmler hakkındaki düşüncelerimi derledim. Oscar'ı kim alır ve kim almalı diye düşünerek kaleme aldığım bu yazıda filmlerin bende uyandırdığı şeyler üstüne birkaç not aldım. 

Anora: Keyifli bir film, ikinci yarısından sonra hikaye belirginleşiyor, Oscar için alışık olmadığımız +18 sahneler barındırıyor. Derdini anlatan bir iş, iyi yazılmış. Üzüntünün yanında neşe var. Bir trajedinin içinde komedi var. Genellikle akıllıca ve şefkatle iyimser olmayı seçmiş.

Emilia Perez: Çok övüldü diye izledim. Hiç beğenmedim.

Dune 2: Yine izledim yine sevemedim. Dune evreni hakkında bilgiye sahibim fakat filmlerde beni iten bir şeyler var. Atmosfer yaratma konusunda başarılı bir yapım fakat olay örgüsünü merak etmiyor ve ne olacağını bir türlü önemseyemiyorum. 

The Substance: Öncelikle kesinlikle benlik değildi. Eğlence sektörünü ve insanların gençlik pınarını aramasından para kazanan milyarlarca dolarlık endüstriyi eleştirmek için yola çıkıyor fakat bunu yeni bir dille yapmıyor. Odağını kan ve neonlarla dolu bir gösteriye dönüştürüyor. Sevmedim. 

Nickel Boys: İçerik bakımından yeni bir şey sunmasa da deneysel yönetmenliğiyle öne çıkan bir iş. Fikir boyutu güzel ama işlendiği zaman ortaya çok etkileyici bir iş çıkmamış. 

Conclave: Din adamlarıyla çekilmiş 12 Kızgın Adam diyebileceğimiz bir iş. Kurgusu başarılı. Oyunculuklar iyi ama seyir zevki düşük bir film. Senaryo düzeninin iyi olması ödül getirebilir ama fazlasını beklemiyorum.

The Brutalist: Sevmedim fakat takdir edilesi yanları var. 10 milyon dolar gibi düşük bir bütçeyle ortaya çıkan iş hayranlık uyandırıcı fakat seyir zevki düşük bir film. 

Wicked: Sevmedim fakat Amerika'da müthiş bir Broadway seyircisi var ve uyarlamaları asla kaçırmadıkları gibi desteklerini de esirgemiyorlar. Müzikal türü sevdalısı büyük bir kitleye sahipler ama asla seveceğim bir film değil Wicked. Yönetmenliğinden kurgusuna büyüklük içinde her şey kayboluyor.

A Complete Unknown: Bob Dylan’ın kariyerinin nasıl başladığını anlatan bir film.
Yaratıcılığı şekillendiren ve çarpıtan tüm değişkenlerin hayata nasıl etki ettiğini net biçimde görüyoruz.
Timothee genel olarak iyi bir tablo çizmiş. Bob Dylan her şeyiyle taklit edilmesi zor bir karakter. Sesinden gitar çalışına kadar orijinal bir adam. Timothee abartısızca rolün altından kalkmış. Şarkıları kendi söylediğini de belirtelim. Ayrıca Bob Dylan’ın yönetmenden ricasıyla eski kız arkadaşının gerçek adı kullanılmamış. Bu yüzden Elle Fanning’in oynadığı karakter Sylvie Russo adını almış.
Filmin organik bir kurgusu ve gösterişsiz bir yönetmenliği var. Dylan’ın sözleri 60’lardan beri çok şey ifade ediyor. Nobel ödülü alan tek müzisyen olduğunu da ekleyelim. Bob Dylan sevenler ya da onu tanımak isteyenler için iyi bir yapım. (Elle Fanning az oynadığı için 3 puan kırıyorum.)

A Real Pain: Sideways'in farklı bir versiyonu diyebileceğimiz bir tada sahip, senaryo düzeni başarılı, Oscar almasını beklediğim bir film. Seyir zevki yüksek. Karakterleri zihinde yaşatma işini iyi başarıyor. 



Şubat 2025 İzlencesi



A Complete Unknown: Bob Dylan’ın kariyerinin nasıl başladığını anlatan bir film.
Yaratıcılığı şekillendiren ve çarpıtan tüm değişkenlerin hayata nasıl etki ettiğini net biçimde görüyoruz.
Timothee genel olarak iyi bir tablo çizmiş. Bob Dylan her şeyiyle taklit edilmesi zor bir karakter. Sesinden gitar çalışına kadar orijinal bir adam. Timothee abartısızca rolün altından kalkmış. Şarkıları kendi söylediğini de belirtelim. Ayrıca Bob Dylan’ın yönetmenden ricasıyla eski kız arkadaşının gerçek adı kullanılmamış. Bu yüzden Elle Fanning’in oynadığı karakter Sylvie Russo adını almış.
Filmin organik bir kurgusu ve gösterişsiz bir yönetmenliği var. Dylan’ın sözleri 60’lardan beri çok şey ifade ediyor. Nobel ödülü alan tek müzisyen olduğunu da ekleyelim. Bob Dylan sevenler ya da onu tanımak isteyenler için iyi bir yapım. (Elle Fanning az oynadığı için 3 puan kırıyorum.)

Odd Couple: Yine izledim. Çok filmi etkilemiş iyi bir komedi. Tiyatro oyunundan geldiği için sahneler uzun. Yeni bir komedi kimyası bulduğunu söylersek abartmış olmayız.

The Gorge: Anya Taylor-Joy oynuyor diye izledim. Beklediğimden iyi çıktı. Canavar vs işine hiç girmeden iki soğuk savaş askerinin gerçekten nöbet tutarken birbirlerine aşık olması gibi bir konu işlense daha etkileyici bir film olabilirmiş. Bu haliyle de güzel. İki askerin arasındaki ilişki güzel işlenmiş. 

Twin Peaks: Yeniden bitirdim. Çok ilginç ve benzeri olmayan bir iş. Japon oyun endüstrisini etkilediğini bilmiyordum. David Lynch'in kendi yazdığı bölümler farkını ortaya koyuyor. Keşke hiç iptal edilmeden kendi içinde doksanlı yıllarda tamamlansaymış. O yılların sinematografisini sonradan yakalayamamışlar. Bu tarz mistik kasaba işleri ilgimi çekiyor.

Shogun: Baştan bir daha izledim. 1980 versiyonu ve kitabındaki farklılıkları araştırmak keyifliydi. İlk sezon aslında uyarlama yapılan kitabı bitirdi. 2. ve 3. sezon gelecekmiş. Beklemedeyiz. Bakalım nasıl olacak.

Invincible: Güzel başladı. Yan hikayeler hala tam olarak doyum vermiyor. Animasyon kalitesi yetersiz. Dövüşler tam anlamıyla iyi kurgulanmamış. 

Moana 2: Şarkılar ilkine göre kötü kalmış. Olay örgüsü çok şey vaat etmiyor. İlkinin gerisinde bir film. Çocuklar sever mi emin olamadım. 

Babygirl: Sevmedim...

Cobra Kai 6. Sezon: Yıllar önce bayılarak izlediğim Karate Kid serisinin aynı kadroyla dizi olacağı hiç aklıma gelmezdi. İzlemesi keyifli, düzgün bir iş. Serinin hayranlarını gaza getirecek çokça sahnesi var. Hikaye güzel bitiyor, iyimser bir iş. Umut verirken hayatın zorluğuna da değiniyor. Herkesin hak ettiği mutlu sonları görmek güzeldi. Tüm meseleleri güzelce çözdüler. Miyagi backstory yavan kaldı ama napalım.


21 Şubat 2025

Twin Peaks 3. Sezon: Olası Hikâyeler ve Kaybolan Fırsatla

 

David Lynch ve Mark Frost’un yarattığı Twin Peaks, televizyon tarihinin en gizemli ve etkileyici yapımlarından biri oldu. Ancak 2. sezon finalinden sonra iptal edilmesi, tüm hayranları yıllarca cevapsız sorularla baş başa bıraktı. Eğer dizi iptal edilmeseydi, 3. sezonda neler izleyeceğimize dair bazı fikirler forumlarda ve çeşitli kaynaklarda bulunabiliyor. İşte 3. sezon için planlanan ama asla gerçekleşmeyen bazı olaylar…

Cooper’ın Kurtarılması ve Mısır Tarlası

  1. sezonun başlarında, Şerif Truman, Mike ile birlikte Black Lodge’da sıkışan Cooper’ı kurtarmaya çalışacaktı. Bu sahne, alışık olduğumuz Black Lodge dünyasından farklı olarak tamamen bir mısır tarlasından oluşuyordu. Truman, Cooper’ı bulduktan sonra çıkış yolunu keşfetmek için tersine hareket etmesi gerektiğini fark ediyordu. Arabayı geri geri sürerek mısır tarlasını aşmayı başarıyor ve iyi olan Cooper’ı kurtarıyordu.

Zaman Atlaması ve Karakterlerin Yeni Yaşamları

Cooper’ın kurtarılmasından sonra hikâye 5 ila 10 yıl ileri saracaktı. Bu süreçte Cooper FBI’dan ayrılıp eczane açacak, Şerif Truman ise inzivaya çekilecekti. Andy ise kasabanın yeni şerifi olacaktı. Bu değişimler, karakterlerin yaşadığı travmaların ardından yeni bir başlangıç yapmalarını sağlayacaktı.

Sheryl Lee’nin Geri Dönüşü

Laura Palmer’ı canlandıran Sheryl Lee, 3. sezonda tamamen farklı bir karakterle geri dönecekti. Bu kez kızıl saçlı bir karakter olarak hikâyeye dahil olacak ama trajik bir şekilde yine öldürülecekti. Bu detay, Twin Peaks’in sonsuz döngüler içinde tekrar eden lanet temasına uyuyordu.

Audrey ve Banka Patlaması

Audrey Horne’un akıbeti, senaristler tarafından tam olarak netleştirilmemişti. Ancak banka patlamasında Pete’in onu korumasıyla hayatta kalacağı düşünülüyordu. Audrey, bir süre hastanede kalacak ve hikâyesi buna göre şekillenecekti. Bunun yanı sıra hamile olup olmayacağı konusu belirsizdi.

Liselilere Veda

Yapımcılar, lise öğrencilerini tamamen dizinin ana hikâyesinden çıkarmak için zaman atlamasını bir araç olarak kullanmayı planlıyordu. Donna, Audrey ve James artık yetişkin bireyler olarak ekrana dönecekti, ancak nasıl bir hikâye izleyecekleri belli değildi.

Annie ve Laura’ya Uyarı

Annie Blackburn, geçmişe giderek Laura Palmer’ı uyarmaya çalışacaktı. Ona, günlüğüne “İyi olan Cooper locada” notunu yazmasını söyleyecekti. Bu sahne, daha sonra çekilen Fire Walk With Me filminde de bir şekilde yer aldı.

Sezonun Açılışı: Hızlı Çözümler ve Yeni Bir Başlangıç

  1. sezonun ilk bölümü, 2. sezon finalindeki tüm olayları ilk 20 dakikada çözecekti. Reklam arasından sonra ekranda “10 yıl sonra” yazacak ve hikâye bu zaman atlamasıyla birlikte bambaşka bir yöne evrilecekti.

İyi Cooper’ın Lodge’dan tamamen kurtulması toplamda 25 yıl sürecek ve geri döndüğünde kasabayı hiç tanıyamayacağı bir hâlde bulacaktı. Bu zaman atlaması, Twin Peaks evreninde çok şeyin değiştiğini gösteren bir dönüm noktası olacaktı.


Keşke David Lynch hayattayken bu hikâyeyi tamamlayacak bir sezon daha yapabilseydi. İlk iki sezonun mistik kasaba atmosferini devam ettiren, karakterlerin kaderlerini tamamlayan bir sezon izleyebilmek harika olurdu. Belki de Twin Peaks’in büyüsü, asla tam olarak çözülemeyen gizemlerinde saklıdır. Ama yine de, bu yarım kalan hikâyeler, bir gün başka bir şekilde anlatılmayı bekliyor olabilir.

13 Şubat 2025

Çağdaş İlişkiler ve Profil Resimlerinden Kişilik Analizi


Eskiden nasıl mektupların içinde vesikalık fotoğraflar gönderiliyorsa bugün de profil resimleri aynı işlevi taşıyor. Titizlikle seçilen profil fotoğrafları bizim hakkımızda ilk düşünceleri karşı tarafa aktarırken bu konuyu Sherlockvari bir tutumla ele almak istedim.

Siyah-Beyaz: profil resimlerini ele alalım. Cool görünmekle beraber ışık ve renk kullanımındaki kusurları gizleyen bir efekttir. Ciddi bir görüntü verir ve her zaman iyi durması muhtemeldir. Garantiye oynayan biriyseniz en ideal profil resmi budur.

Canlı Renkler: Enerjik ve dışa dönük bireylerin işareti olabilir. Bu kişiler genellikle pozitif bir yaşam tarzını benimser ve dikkat çekmeyi sever. Karşı tarafa iyimser bir mesaj vermekle birlikte sayfayı renklendireceğinden iyi bir tercihtir.

Alt Açı: Alt açıdan çekilmiş fotoğraflar, kişinin güçlü, otoriter ve baskın bir imaj sergilemek istediğini gösterebilir. Kimi resmi kurum sayfalarında daha çok böyle pozlarla karşılaşırız. Büyüklenme ve güç hayranlığı da alt açıdan çekilmiş fotoğrafların bir diğer göstergesidir.

Üst Açı: Üst açı, kişinin daha samimi ve çekingen bir görünüm sergileme isteğiyle ilgilidir. Aynı zamanda, kişinin genç ve sevimli görünme çabası da olabilir. İyi bir ışıkla birlikte üst açıdan çekilmiş bir fotoğraf sizi genç ve sevimli göstermekle birlikte gözleri de ortaya çıkarır.

Peki profil resminde joker ya da kuru kafa varsa? Bence bu kısaca benden uzak durun demek. Çizgi film ya da anime karakterleri kullanmakta bir sakınca yok. Ama bu konuya başka bir zaman geleceğiz...


Cristina Segalin ve arkadaşlarının çalışmasından: "Dışa dönük ve uyumlu bireyler, sosyal eğilimlerini yansıtarak, sıcak renk tonlarına sahip ve birçok yüzün bulunduğu fotoğraflar kullanma eğilimindedirler; buna karşın, nevrotik bireyler, iç mekanlarda çekilmiş fotoğrafları tercih etmektedir." Buradan görülüyor ki profil resimlerinin dışındaki paylaşımlarımız da bizim karakterimizi yansıtma konusunda oldukça etkili. PsyBlog'da yayımlanan bir makaleden: "Dürüst insanların daha doğal, renkli ve parlak fotoğraflar kullandıkları" belirtilmektedir.

Profil resimleri günümüzde bizi tanıtan en önemli göstergelerden biri. Bununla beraber yapılan paylaşımlardan hareketle derinlemesine bir kişilik analizi yapmak mümkün. Sherlock Holmes öyküleri günümüzde geçseydi muhakkak bunlardan faydalanırdı diyor ve herkesi profil resimlerini gözden geçirmeye davet ediyoruz.

08 Şubat 2025

Rüküş Kalın Mont ve Hasta Eden Şık Mont Denklemi


Donuyorum ama yakıyorum...


Kışın üşümek mi yoksa şık durmak mı? İlk buluşmaya balon montlarla mı gitmek istersiniz yoksa şık bir ince ceketle mi? Romantik buluşmalardaki mont problemi günümüzdeki en derin tartışmalardan biri olmasa da tartışmaya epey müsait. Yapılı saçlarımızı sergilemek yerine başımızın üstüne şemsiye tutmak ya da saçları dümdüz edecek bir bere takmak da bu probleme benzetilebilir ama biz şimdilik montlardan devam edelim.

Romantik buluşmalara karşı tarafa özenli olduğumuzu gösterecek şık giysilerle gitmeyi tercih ederiz fakat "Kış Buluşmaları" her zaman çeldirici giyim şıkları barındıran karmakarışık bir meseledir.

Gigi Hadid'in Kışlık Mont Tercihi: "Kışlık mont, bir insanın gardırobundaki en önemli parçalardan biridir. Bu, duygusal bir alışveriştir; günler karardığında ve dünya soğuduğunda psikolojik ve fiziksel bir koruyucu işlevi görür." Gigi Hadid’in bu konuda bilirkişi olduğunu düşünürsek kışlık montun ne kadar önemli olduğunu ve ilk buluşmalardaki yerini yadırgayamayız.

Önemli olan ikinci buluşmaya sizi hasta edecek kadar ince bir montla gitmemektir diyelim ve sizi üşütmeyecek kalın montları ilk buluşmalarda gönül rahatlığıyla tercih edebilirsiniz diyelim.

 


Farklı Olmak

Ben çok farklıyım ya...


Farklı olmak, çoğu zaman bir lütuf gibi sunulsa da, gerçekte genellikle yalnızlıkla gelir. Toplum, sıra dışı olanı önce dışlar, sonra merak eder, en sonunda ise onu taklit etmeye başlar. Tim Burton, sinemasında hep bu uyumsuz ruhları anlatır. Ona göre, “Normal dediğimiz şey, sadece sıkıcı insanların uydurduğu bir yanılsamadır.” Belki de gerçekten farklı olanlar, normalliği reddedebilenlerdir. Ama bu, kolay bir yolculuk değildir. Çünkü farklı olmak, yalnızca başka türde biri olmak değil, bazen dünyayı tamamen başka bir gözle görmek anlamına gelir.

Akira Kurosawa, “Taklit ettiğiniz sürece asla gelişemezsiniz.” derken, bireyselliğin sanatın en saf hali olduğunu anlatır. Bir yönetmen olarak, Hollywood’un kurallarına uymadı, kendi temposunu ve anlatımını yarattı. Tıpkı Fellini’nin “Hayat, hiçbir zaman bir çizgi üzerinde ilerlemez; o, kendi içinde dönen bir karnavaldır.” sözünde olduğu gibi, farklı olanlar hayatı düz bir yol değil, dönüp dolaşılan, bazen gürültülü ama her zaman kendine özgü bir panayır olarak görür. Normallik, başkalarının çizdiği bir çerçevedir; o çerçevenin dışına çıkanlar ise gerçek hikâyeyi anlatanlardır.


Depresyon

Görüldü Yiyen Kadın Heykeli 1604

Jim Carrey, depresyonu “vücudun artık oynamak istemediği bir karakter” olarak tanımlar. Ona göre, zihnimizde inşa ettiğimiz kimlik sürdürülemez hale geldiğinde, ruhumuz bu sahte benliği bırakmamız için bizi zorlar. David Lynch ise içsel huzuru bulmanın yolunun “şeylerin yüzeyinin altına inmek” olduğunu söyler. Belki de depresyon, tam da bu yüzden korkutucudur: Yüzeyin altına bakmaya cesaret edemeyenler için dipsiz bir kuyu gibidir.