Sinema bilgisiyle rakipleri gölgede bırakıp “En Sinefil Benim Ulan!” dedirtecek 10 film listesi hazırlıyorum! İşte her sinefilin film sohbetinde havalı havalı bahsedip "Yok mu ulan daha zor sorunuz?" moduna geçeceği filmler:
1. Persona (1966)
Bergman’ın 'Ben Bu İşin Babasıyım' Dediği Film
İsveç sinemasının krallık tacı gibi, herkesin dilinde bir efsane. Karakterler arası kimlik çatışması, Freud’a selam çakan sahneler ve kapkara bir gerilim… Yani, tam da kafa karıştırmak isteyen sinefil ruhlara göre!
(Sohbet esnasında “Persona’yı da anlamak için izlemek lazım, bakış açısının derinliğine inmek gerek” demekten geri durmayın.)
2. Stalker (1979)
Tarkovsky’den Bir Girişimcilik Başarı Hikâyesi: Tek Filmde Ruhunuzu Kaybetmek
Uzaylı mı, mistik mi, felsefi mi belli değil; Stalker, ruhsal bir yolculuk, Tarkovsky’nin zihnine doğrudan bir portal. Filmin başında kim olduğunuzu bilirsiniz, sonunda ise kim olduğunuzu bile unutursunuz.
(Buluşma sonrası “Tarkovsky anlaşılsın diye film yapmaz, o yüzden zor” demek garanti puan kazandırır.)
3. Eraserhead (1977)
David Lynch ve Zihni Mideye İndirten İşkence Seansı
Siyah-beyaz, absürt, bir o kadar da ürkütücü. Lynch, sizi adeta korkutmak değil, yavaşça delirtmek istiyor. Hani sinefil sohbetinde aniden “Eraserhead’i izledim, o atmosfer…” diye girerseniz oracıkta derin bir saygı görürsünüz.
(“Lynch gerçekten başka bir gezegenden” diyerek cool bir sinema mistisizmi yaratın.)
4. 2001: A Space Odyssey (1968)
Kubrick’in “Bu da Benden Olsun” Dediği Uzay Çağı Efsanesi
Epik bir bilim kurgu ama içine giriş bile talimat gerektiriyor. HAL 9000, o sahneye hakim sinematografi, gizem dolu atmosfer... Kubrick resmen izleyeni sınavdan geçiriyor.
(Arkadaşınıza “Hâlâ anlamadıysan bir daha izlemelisin” demek kendinize +100 sinefil puan kazandırır.)
5. The Seventh Seal (1957)
Bergman’ın Orta Çağ’da Satranç Oynayarak Ölümü Trollediği Anlar
Eğer “Ölümle satranç oynadılar” derseniz kimse neden bahsettiğinizi bilmez. Ama bu filmi izleyen biriyseniz sinefil olarak rütbe atladınız bile. Bu filmi izledim diyorsanız, karşınızdakilerden “Vay be…” bakışlarını toplamak serbest.
(“Sanat ölümle yüzleşmektir” gibi felsefi cümleler kullanmak hoş olabilir.)
6. La Dolce Vita (1960)
İtalyan Sinemasının Neoklasik Taç Yaprağı
Federico Fellini, İtalya’nın en güzel ve en şaşalı dönemlerini anlatıyor. Paparazziler, Roma sokakları, fontanada yıkanan sosyetik güzeller… Hani bu filmi konuşurken bile kendinizi bir anda İtalyanmış gibi hissettiren bir hava gelir.
(“Tatlı hayat ama tat almak için ruh lazım” derseniz bir daha otoriteniz sorgulanmaz.)
7. A Clockwork Orange (1971)
Kubrick’ten Sinefil Olmanın Hafif Psikopat Yolu
Şiddetin estetiği, Alex ve “ultraviolence” hayatı... Bir Kubrick klasiği olan bu filmle sohbet başlatmak, karşınızdaki kişiye “Bu film aslında bizi anlatıyor” demenin çılgınca bir yolu.
(Film hakkında “Sanatın sınırlarını zorlamak mı, yoksa insanın sınırlarını sorgulamak mı?” sorusunu sorarsanız ortalık gerilir.)
8. Brazil (1985)
Terry Gilliam’ın Bürokrasiyi Alaya Aldığı Kara Mizah Harikası
Absürt bir distopya arıyorsanız, işte burada. Gilliam’ın uçuk kaçık mizahıyla yoğurduğu bu distopya, sistemi tiye almak isteyen her sinefil için biçilmiş kaftan.
(“Aslında geleceğimiz de böyle olacak” demek ortama hafif distopik bir hava katar.)
9. Mulholland Drive (2001)
David Lynch’ten Kafayı Yedirten Bir Rüya
Bu filmi izleyip anlamış gibi yapıyorsanız sinefiller arasına zaten hoş geldiniz. Başladığınızda gerçeği, rüyayı, kimin kim olduğunu anlamak mı? Lynch, hiç umursamıyor.
(“Tam anlamadım, ama bu filmin zaten anlatılacak bir tarafı yok” diyerek herkesin gözünde filozof rolünü kapabilirsiniz.)
10. Andrei Rublev (1966)
Bir İkonun (ve İzleyicinin) Zihin Sınırlarını Zorlayan Hikaye
Rus sinemasının en efsane isimlerinden Tarkovsky, burada orta çağ ikonu Rublev üzerinden insan ruhunu ve inancı masaya yatırıyor. İçine girene kadar zor, ama bir girdiniz mi çıkış yok.
(Bu filmden bahsederken “İkonografiyi bilmeden zor…” derseniz, sinefil bilgeliğiyle bir anlamı varmış gibi görünürsünüz.)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder