18 Kasım 2024

Logline - Tretman - Senaryo (Sinemaya Giriş ve Çıkış)



Kafamızı karıştıran tüm senaryo terimlerine açıklık getirelim.

Logline Nedir?

Logline, bir hikâyeyi birkaç cümleyle özetleyen kısa ve çarpıcı ifadedir. Logline, hikâyenin temel çatışmasını, ana karakteri ve hedefini belirtir. Amaç, potansiyel yapımcıları, izleyicileri ya da okuyucuları hikâyeye çekmektir.

  • Syd Field (Screenplay: The Foundations of Screenwriting):

“Logline, hikâyenizin DNA’sıdır. Eğer logline’ınız net değilse, hikâyeniz de net olmayacaktır.”

  • Blake Snyder (Save the Cat!):

“Bir logline, hikâyenizi bir cümlede satabileceğiniz bir reklamdır.”


Örnek: 

“Bir haham ve aykırı podcastler kaydeden bir kadının aşkı.”

“Amerika Birleşik Devletleri'nin 1950'lerden 70'lere kadar olan tarihi, IQ'su 75 olan ve çocukluk aşkıyla yeniden bir araya gelmeyi arzulayan bir Alabama'lının; otobüs durağındaki yabancılara hayatını anlatmasıyla dinleriz.”


Yazarlardan Yazarlık Üstüne Sözler


 
  • Ernest Hemingway: “Yazmak kolaydır. Tek yapmanız gereken, daktilonun başına oturup kanamaktır.”
  • Anne Lamott: “İlk taslaklar her zaman berbattır.”
  • Neil Gaiman: “Bittiği sürece bir şeyin doğru yazılıp yazılmadığına karar verebilirsiniz. Ancak bitirene kadar bu tartışma gereksizdir.”
  • Ray Bradbury: “Bir yazara verebileceğim en iyi tavsiye şudur: Kendinizi aşkla besleyin ve kütüphanelerde büyüyün.”
  • Toni Morrison: “Yazmak istediğiniz kitap henüz yazılmamış bir kitapsa, o kitabı yazmanız gerektiğini bilin.”
  • Stephen King: “Eğer kitap okumaya zamanınız yoksa, yazmaya da zamanınız ve araçlarınız yok demektir.”

06 Kasım 2024

Sosyal Anksiyete Bahanelerinin Altın Çağına Övgü: 10 Filmle Keyifli Bir Yalnızlık Maratonu



Ah, sosyal anksiyete! Bize en kötü durumda bile, “Dışarı çıkmak mı? Asla!” deme lüksünü bahşeden o müthiş bahane… Çevrenizde buluşmalara gelmek yerine sizi eken insanlar ve bunlar sosyal anksiyeteyi mi bahane ediyor. Nereden öğrendiler ki bu anksiyete sözcüğünü? Daha düne kadar yabancı dizi bile izlemiyorlardı ve birden internette çözdükleri bir test sonrası anksiyete olduklarına karar verdiler. İnsanlarla iletişim kurmaktan kaçıp tembellik ederek yaşamayı anksiyete sananlara gelsin bu yazı. Sakın telaşlanmayın, bu filmler sizi daha da içine kapanmanıza değil, aksine dış dünyayla bağ kurmanız için motive edecek (belki de etmeyecek, bilemeyiz). Hadi gelin, birlikte bu sinema maratonuna başlayalım ve sosyal anksiyeteyle mücadele ederken hem eğlenelim hem de kendimizi biraz olsun anlayalım.


Sosyal Anksiyete Bahanelerinin Altın Çağına Övgü: 10 Filmle Keyifli Bir Yalnızlık Maratonu

02 Kasım 2024

İlk Buluşma Öncesinde İzlenmesi Gereken 10 Film



İlk buluşma yaklaşırken hafif bir "Hadi bakalım, ya saçma bir şey söylersem?" paniği sardıysa, yalnız değilsiniz! Ama endişelenmeyin; her sorunun bir çözümü var, ve bu durumda o çözüm film! İdeal buluşma öncesi filmi, sizi aşkın en tatlı hallerine hazırlayacak, gerektiğinde flörtöz bir replik sunacak, hatta belki karşınızdaki kişi üzerine stratejik analiz yapma fırsatı verecek.

Bu liste, buluşmaya giderken kendi hayatınızın başrolünde hissetmeniz için burada. İzledikçe kalbiniz de gevşeyecek, diller çözülecek ve ilk buluşmaların o tatlı heyecanına ufak bir sinema havası katacaksınız. Şimdi mısırınızı hazırlayın ve gönül maceranıza ışık hızında hazırlanın!

“En Sinefil Benim Ulan!” Dedirtecek 10 Film




Sinema bilgisiyle rakipleri gölgede bırakıp “En Sinefil Benim Ulan!” dedirtecek 10 film listesi hazırlıyorum! İşte her sinefilin film sohbetinde havalı havalı bahsedip "Yok mu ulan daha zor sorunuz?" moduna geçeceği filmler:


1. Persona (1966)

Bergman’ın 'Ben Bu İşin Babasıyım' Dediği Film
İsveç sinemasının krallık tacı gibi, herkesin dilinde bir efsane. Karakterler arası kimlik çatışması, Freud’a selam çakan sahneler ve kapkara bir gerilim… Yani, tam da kafa karıştırmak isteyen sinefil ruhlara göre!
(Sohbet esnasında “Persona’yı da anlamak için izlemek lazım, bakış açısının derinliğine inmek gerek” demekten geri durmayın.)

“Kitabı Daha İyiydi” Dedirten 9 Film



Herkesin hayatında en az bir kere karşılaştığı bir sinefil vardır: Kitabını okuyan, filmini izleyen ve her seferinde sarsılmaz bir ciddiyetle “Ama kitabı daha iyiydi...” diyerek ortamı gölgede bırakmayı başaran biri. İşte bu liste tam da bu kahramanlara adanmıştır! İster sinema uyarlamalarına hayran olun, ister “Ben asıl yazılı metne bakarım” diyen bir kitap kurdu olun, işte “Kitabı Daha İyiydi” dedirten 10 film. (Sonrasında gizli bir tebessümle "Ben de kitabını okumuştum” diyebilme özgürlüğüyle izleyin!)


1. Harry Potter ve Melez Prens (2009)

Kitapta Yok Bu Kadar Aşk Meşk İşleri
J.K. Rowling’in Hogwarts dünyasında karanlık sırrı ve aksiyonu tam gaz giderken, film bir anda aşk üçgenleri ve kırmızı gözlüklerle süslenmiş. Herkes “Ama kitaptaki gibi değil!” diye itiraz ederken, sinema uyarlaması biraz daha “ergen draması” moduna girmiş gibi.
(“Yani o Dumbledore sahnesi... Neyse, kitabı okuyan anladı” diye gizem katın!)

Metrobüsle 50 Durak Giderken Düşünülecek 10 Film

 


Hayatta bazen kendimizi düşüncelere dalmaktan alıkoyamadığımız anlar olur. Öyle ki, bu anlardan biri de o sonsuz gibi gelen metrobüs yolculuklarıdır! 50 duraklık bir rotada, yolda kâh hayatın anlamını sorgular, kâh karşımızdaki uyuklayan dayıya bakarak "Acaba hangi rüyadayım?" diye düşünebiliriz. Fakat bu sefer, "O kafayı dağıtacak filmleri ne izlesem?" diye düşünürken size yardımcı olacak bir liste hazırladım. İşte “Metrobüsle 50 Durak Giderken Düşünülecek 10 Film” "Bu sahnede ben olsaydım…” diye kurguya dalarken etrafınızdaki kalabalığı bile unutturacak cinsten!


1. Lost in Translation (2003)

Dilin Yetmediği Yerlerde Bakışlar Konuşur
Tokyo’nun ışıklı sokaklarında yolunu kaybetmiş iki yalnız ruh, birbirini bulur. Herkes metrobüste başka yöne bakarken, sizin aklınız Scarlett ve Bill'in içsel yolculuklarında olacak. Aşklar, kaybolmalar, uzun susmalar... Aynı otobüsün içinde, herkes yabancı değil mi zaten?
(“Metrobüste kaybolurken kendimi Tokyo sokaklarında gibi hissediyorum” deyip biraz edebiyat yapabilirsiniz!)

Matcha Çayı Sevmiyorum Ama Bunu Kimseye İtiraf Edemiyorum Derken İzleyeceğiniz 8 Film

 


Matcha severlerin arasında sıkışıp kalmak zor! Arkadaş grubunuzda herkes "Aaa, bende matcha latte var! Tadı da müthiş!" derken, siz o kadife koltuk yalamış gibi hissettiren acı tatlı uyumsuzluğu "pek de müthiş" bulmayan tek kişi olarak yalnızlık çekiyorsunuz. “Yeşil tozun tadı güzel değil” demeye bile cesaret edemediğiniz bu sosyal ortamda, matcha bağımlılığının arkasına saklanmadan iç huzuru bulmanıza yardımcı olacak bir film listesi derledim. Bu filmler, “Herkesin sevdiğini sevmek zorunda değilim” diyebilmenin gururuyla dolu bir gece geçirmenizi sağlayacak.

Gelin itiraf edelim: Bir yudum alıyorsunuz… ve sonra kendinize "Acaba toprak mı içiyorum?" diye soruyorsunuz. Ama bunu kimseye söyleyemiyorsunuz, çünkü matcha sevmeyenlerin modern dünyada sürgün edildiğini düşünen bir topluluk var karşınızda!

Şimdi yeşil çayı bir kenara bırakıp, ekran başına geçme zamanı!

01 Kasım 2024

intermezzo



Paul mescal editleriyle beklediğimiz intermezzo sonunda çıktı. Olay örgüsünün temelde üzgün insanlardan oluşmasına alıştığımız yazarımız hayranlarını yine memnun etmeyi başarıyor. Kardeş olmaları hakkında ortak bir yönü olmayan Peter ve Ivan hakkındaki roman, bir hayatın kırılmadan içinde ne kadar çok şey barındırabileceğini keşfetme şansı bulan iki karaktere odaklanıyor.


Peter ve Ivan'ın bakış açıları arasında hareket ederken yazma stilini önemli ölçüde değiştirmesini, sevdim. ister finansal, ister romantik, isterse de kayıptan sonra hayatta mutluluğu bulmak olsun, arzuları karşısında acı çeken karakterlerin derinlikle yansıtıldığını söyleyebilirim.


Birbirlerinin duygularını, yaşam deneyimlerini ve toplumsal rollerini tanıyamamanın kardeş ilişkisini nasıl lekeleyebileceğini parlak bir yaklaşımla anlatıyor. ifade edilmeyen veya bastırılan duyguların bir bağı nasıl zayıflatabileceğini, yüzleşmenin ise önemli bir çözüm olarak ortaya çıktığını gösteriyor.keder, aşk, nefret ve affetme hakkında ve en nihayetinde insan olmakla ilgili, ham bir hikaye.


Benim favori kitabım değil, ama dürüst olalım:  sally Rooney Bundan sonra ne yazarsa yazsın okuyacağımız bir yazar. 

29 Ekim 2024

Ekim 2024 İzlencesi






















Deadpool & Wolverine:
Övüldüğü kadar sevemedim, fazla da güldürmedi. İyi reklam iyi gelir sağlamış gibi duruyor. Deadpool iyi bir karakter fakat iyi bir senaryo içinde hiç izleyemedik kendisini.

Coup De Chance: Son Woody Allen filmi, olmamışlıkları var, alıştığımız görüntü yönetiminde kolaycılığa kaçılmış.

The Wolfs: Pitt ve Clooney olunca beklenti artıyor, zamanın hızlandığından söz edip ilgi çekiciliğini yitiren bir yavaşlığın üretimine nasıl geçtik diye düşündüm. Eskiden filmlerin açılışı kötü filmlerde bile başarılı olurdu. 

Megalopolis: Francis Ford Coppola'nın kırk yıllık tutku projesinin sonunda tüm çılgın ihtişamıyla ekrana taşıdığı "Megalopolis"i izledim. Çok açık bir şekilde son derece kişisel bir proje. Toplumlar yükselir ve düşer ve sadece hayalperestler ve vizyonerler önemlidir diyor Coppola. Modern Roma'larımız yandıktan sonra sanatın hayatta kalacağını düşünmesi rahatlatıcı. Edebi ve tarihi göndermeler bir noktadan itibaren havada uçuşuyor. "Nasıl bitecek?" dedirten filmlerden değil fakat sözü gayet açık. Ütopyalar tarih boyunca tekrar tekrar distopyalara dönüştükçe, önemli olan vizyonerler olacak. Francis Ford Coppola gibi vizyonerler.

Alien Romulus: Çok övüldü, seri hayranları sevdi fakat yeni bir şey söylemiyor. Cailee iyi oynamış. Seriye yeni buluşlar taşımaya çalışılmış. Tasarımlar yıllar geçse de ürkütücülüğünü yitirmiyor.

Ciwil War: Konusuna vs hiç bakmadan izledim. Vasatın altında kalmış. 

The Franchise: İlk bölümünü izledim. Odakta tutacak bir kahraman olmadığından diyaloglar havada kalıyor. 

Joker: Folie À Deux: Phoenix'in asık suratı, amansız kasveti ve zorlama eksantrikliğiyle her şey ilk filmin gerisindeydi. Üçüncü bir film gelirse umarım adı Joker: Ménage à Trois olmaz.

The Black Cauldron: Disney'in bilinmeyen filmlerinden, dark bi havası var dediler diye izledim. Tim Burton vaktinde bu filmde konsept çizimleri yapmış. Kahraman kendini sevdiremediği ve senaryo iyi olmadığı için tutmamış.

The Simpsons: Lemon of Troy 6. Sezon 24. Bölüm, Brent Forrester yazmış, çok güzel bölümdü, kendisi Love, King of the Hill, Simpsons, Office yazarı. İyi bir kalem.

Nobody Wants This: Çerezlik, haham ve podcast yayıncısının ilişkisi, akıyor.

Say It Isn't So: Eski tarz bir komedi, bu yapıyı seviyorum, girişinden yola çıkılarak çok rahat kaliteli bir film de yapılabilirmiş. Sakar güzel kız, iyimser kibar oğlan aşkı hep tutar. Burada da tutmuş fakat gerisi gelememiş, eski tarz komediyi özleyenlere iyi gelecek. 

Apt Pupil: Stephen King uyarlaması, öykünün içinde olduğu kitaptan çıkan filmler "Stand By Me" Shawshank Redemption" ve bu film. Bryan Singer yönetmiş, Nazileri takıntı haline getiren bir liseli hakkında ilginç yönleri olan bir film. Derinleşemiyor ve gelişemiyor, hikayenin ölçeği küçük kalmış.

She's Out of My League: Alice Eve oynuyor, umutsuz aşık, tesadüf, falan filan.