23 Aralık 2024

Soğuk Havada İzlenecek En İyi Film: The Holdovers "Sideways" seven bunu da Sever

2024'ün son günlerinde soğuk bir havada izlenecek en iyi film The Holdovers. Haylaz bir öğrenci ve erdemli bir öğretmenin Noel'i birlikte geçirmek zorunda kalmasını anlatan film koca okulda birbirlerinden başka kimsesi olmayan iki uyumsuz ikiliye odaklanan bir yapım. Sideways sevenler buna bayılacak. Herkesin hayatındaki yönünü sonsuza dek değiştiren biriyle beklenmedik bir dostluğu veya hatta akıl hocalığı vardır. Ve herkesin, ne olduklarını veya olmayı başaramadıklarını ortaya çıkararak bir patlama anı vardır. The Holdovers, insanların hala erdemli olarak bir şeyleri başarabileceğini gösteren bir film.

01 Aralık 2024

Kasım 2024 İzlencesi




The Substance:
 Öncelikle kesinlikle benlik değildi. Eğlence sektörünü ve insanların gençlik pınarını aramasından para kazanan milyarlarca dolarlık endüstriyi eleştirmek için yola çıkıyor fakat bunu yeni bir dille yapmıyor. Odağını kan ve neonlarla dolu bir gösteriye dönüştürüyor. Sevmedim. 

Murder, My Sweet 1944: Raymond Chandler uyarlaması, noir sinemanın sağlam filmlerinden biri, günümüzdeki çoğu sahnenin kopyalandığını görebilirsiniz. Bu tarz filmler hoşuma gidiyor, ilginç buluşları var.

Hayat: Zeki'nin yen filmi.

Saturday Night: SNL programının ilk bölümü öncesindeki bir buçuk saate odaklanıyor. Senaryoyu böyle kısıtlamasalarmış daha iyi bir hikaye olabilirmiş. Elde çok güzel malzemeleri, şakaları ve kahramanları var. Genelde bu filmleri bitirirken gerçek görüntüler vs kullanırlardı ona da girmemişler. Hem bir saygı duruşu var ama onun gerektirdiği özen ne yazık ki yok. SNL hayranı değilseniz çoğu şakayı kaçırmanız muhtemel.

This Is Us: İlk sezonu izledim. Çok iyiydi.

Hayao Miyazaki and the Heron: Filmiyle karışmasın, bu film belgesel. Yapım sürecine odaklanıyor, detaya girmiyor ama güzel bir tadı var. Miyazaki gibi biri gelmeyecek. Benzeri de gelmeyecek muhtemelen. İzlenmesi gerekiyor. Yaratım süreci tam da böyle bir şey. 

Little Fish: Hüzünlü filmlerden, tarzım değil.

Sicario: Taylor Sheridan yazmış Roger Deakins abimiz görüntü yönetmenliğini üstlenmiş. Yönetmene pek iş kalmamış. Denis'in filmlerine hiç ısınamıyorum. 

Cruel Intentions: 1999 filmini izledim, ilginç geldi. Uyarlandığı kitap da ilginçmiş. Bunun dizisi nasıl yapılmamış derken ona da başladım. Amazon'da 2024 uyarlaması mevcut. Film daha güzel başlıyor. Günümüzde film ve dizilerin hikayeye yanlış yerden başlamaları çok düşündürücü. 

My Old Ass: Çerezlik diye girdim ama hoşuma gitti. Diyaloglar ve oyunculuklar sıkmıyor. 

Here: Richard McGuire'ın 2014 tarihli grafik romanından uyarlanan filmin amacı, kamerayı tek bir yere yerleştirerek tarih boyunca o noktada meydana gelen tüm olayları resmetmek, yerliler, dinozorlar, koloniler derken günümüze kadar geliyoruz. Zemeckis'in eski filmlerindeki tat yok, grafik romandaki karelere bölerek anlatma kurgusu filmde çok güzel durmamış. Grafik romandaki gibi karelerin üzerine yılları yazılsaymış belki daha estetik durabilirmiş. 

Head Over Heels: Öylesine izledim. Girişi hoşuma gitti ama sonra açmadı. 

23 Kasım 2024

Dopamin Reseptörleriniz Yanmadan İzlemeniz Gereken 4 Dizi



Modern hayatın karmaşasında hepimizin beynine "kısa devre yaptıracak" kadar yoğun içerik bombardımanına maruz kaldığı aşikâr. Arka arkaya izlediğiniz dramalar yüzünden dopamin reseptörleriniz tatil moduna geçtiyse, bu dizilerle onları yeniden hayata döndürebilirsiniz. Hazır mısınız? Aman diyeyim, dozunda izleyin. Yoksa reseptörleriniz “şarj bitti” derken siz hala "bir bölüm daha" deyip sabah 5’te kahve yapıyor olabilirsiniz.

1. Ted Lasso

Sporu sevmeseniz bile bu diziyi izlerken kendinizi İngiltere'deki bir futbol takımının tribünlerinde çay içerken bulabilirsiniz. Pozitiflik, komedi ve samimiyet; Ted Lasso'nun enerjisi size "dünyada hala umut var mı acaba?" dedirtebilir. (Spoiler: Var ama Ted kadar değil.)

2. This Is Us

Duygusal doping etkisi garanti. Bu dizi sizi ağlatacak, güldürecek ve muhtemelen "benim ailem de biraz manyak galiba" diye düşündürecek. Ancak dikkat, mendilleri hazır tutun; duygusal olarak ağır kaldırıyorsunuz!

3. Hacks

Stand-up komedisinin sert ve sivri diliyle yılların deneyimini harmanlayan bir dizi düşünün. İki neslin çatışması bu kadar komik olur mu? Oluyor. Deborah Vance size hem tokat gibi gerçekler sunacak hem de kahkahayla yerde yuvarlanmanızı sağlayacak. (Sahnede değil, koltuğunuzda tabii.)

4. Sherlock

Beyninize mini bir IQ yükseltici gibi. Her bölümü “acaba ben de dedektif olabilir miydim?” sorusuyla bitiriyorsunuz. Cevap belli: Hayır, olamazdınız. Ama izlerken en azından bir süreliğine Sherlock gibi hissetmek serbest. 

18 Kasım 2024

Logline - Tretman - Senaryo (Sinemaya Giriş ve Çıkış)



Kafamızı karıştıran tüm senaryo terimlerine açıklık getirelim.

Logline Nedir?

Logline, bir hikâyeyi birkaç cümleyle özetleyen kısa ve çarpıcı ifadedir. Logline, hikâyenin temel çatışmasını, ana karakteri ve hedefini belirtir. Amaç, potansiyel yapımcıları, izleyicileri ya da okuyucuları hikâyeye çekmektir.

  • Syd Field (Screenplay: The Foundations of Screenwriting):

“Logline, hikâyenizin DNA’sıdır. Eğer logline’ınız net değilse, hikâyeniz de net olmayacaktır.”

  • Blake Snyder (Save the Cat!):

“Bir logline, hikâyenizi bir cümlede satabileceğiniz bir reklamdır.”


Örnek: 

“Bir haham ve aykırı podcastler kaydeden bir kadının aşkı.”

“Amerika Birleşik Devletleri'nin 1950'lerden 70'lere kadar olan tarihi, IQ'su 75 olan ve çocukluk aşkıyla yeniden bir araya gelmeyi arzulayan bir Alabama'lının; otobüs durağındaki yabancılara hayatını anlatmasıyla dinleriz.”


Yazarlardan Yazarlık Üstüne Sözler


 
  • Ernest Hemingway: “Yazmak kolaydır. Tek yapmanız gereken, daktilonun başına oturup kanamaktır.”
  • Anne Lamott: “İlk taslaklar her zaman berbattır.”
  • Neil Gaiman: “Bittiği sürece bir şeyin doğru yazılıp yazılmadığına karar verebilirsiniz. Ancak bitirene kadar bu tartışma gereksizdir.”
  • Ray Bradbury: “Bir yazara verebileceğim en iyi tavsiye şudur: Kendinizi aşkla besleyin ve kütüphanelerde büyüyün.”
  • Toni Morrison: “Yazmak istediğiniz kitap henüz yazılmamış bir kitapsa, o kitabı yazmanız gerektiğini bilin.”
  • Stephen King: “Eğer kitap okumaya zamanınız yoksa, yazmaya da zamanınız ve araçlarınız yok demektir.”

06 Kasım 2024

Sosyal Anksiyete Bahanelerinin Altın Çağına Övgü: 10 Filmle Keyifli Bir Yalnızlık Maratonu



Ah, sosyal anksiyete! Bize en kötü durumda bile, “Dışarı çıkmak mı? Asla!” deme lüksünü bahşeden o müthiş bahane… Çevrenizde buluşmalara gelmek yerine sizi eken insanlar ve bunlar sosyal anksiyeteyi mi bahane ediyor. Nereden öğrendiler ki bu anksiyete sözcüğünü? Daha düne kadar yabancı dizi bile izlemiyorlardı ve birden internette çözdükleri bir test sonrası anksiyete olduklarına karar verdiler. İnsanlarla iletişim kurmaktan kaçıp tembellik ederek yaşamayı anksiyete sananlara gelsin bu yazı. Sakın telaşlanmayın, bu filmler sizi daha da içine kapanmanıza değil, aksine dış dünyayla bağ kurmanız için motive edecek (belki de etmeyecek, bilemeyiz). Hadi gelin, birlikte bu sinema maratonuna başlayalım ve sosyal anksiyeteyle mücadele ederken hem eğlenelim hem de kendimizi biraz olsun anlayalım.


Sosyal Anksiyete Bahanelerinin Altın Çağına Övgü: 10 Filmle Keyifli Bir Yalnızlık Maratonu

02 Kasım 2024

İlk Buluşma Öncesinde İzlenmesi Gereken 10 Film



İlk buluşma yaklaşırken hafif bir "Hadi bakalım, ya saçma bir şey söylersem?" paniği sardıysa, yalnız değilsiniz! Ama endişelenmeyin; her sorunun bir çözümü var, ve bu durumda o çözüm film! İdeal buluşma öncesi filmi, sizi aşkın en tatlı hallerine hazırlayacak, gerektiğinde flörtöz bir replik sunacak, hatta belki karşınızdaki kişi üzerine stratejik analiz yapma fırsatı verecek.

Bu liste, buluşmaya giderken kendi hayatınızın başrolünde hissetmeniz için burada. İzledikçe kalbiniz de gevşeyecek, diller çözülecek ve ilk buluşmaların o tatlı heyecanına ufak bir sinema havası katacaksınız. Şimdi mısırınızı hazırlayın ve gönül maceranıza ışık hızında hazırlanın!

“En Sinefil Benim Ulan!” Dedirtecek 10 Film




Sinema bilgisiyle rakipleri gölgede bırakıp “En Sinefil Benim Ulan!” dedirtecek 10 film listesi hazırlıyorum! İşte her sinefilin film sohbetinde havalı havalı bahsedip "Yok mu ulan daha zor sorunuz?" moduna geçeceği filmler:


1. Persona (1966)

Bergman’ın 'Ben Bu İşin Babasıyım' Dediği Film
İsveç sinemasının krallık tacı gibi, herkesin dilinde bir efsane. Karakterler arası kimlik çatışması, Freud’a selam çakan sahneler ve kapkara bir gerilim… Yani, tam da kafa karıştırmak isteyen sinefil ruhlara göre!
(Sohbet esnasında “Persona’yı da anlamak için izlemek lazım, bakış açısının derinliğine inmek gerek” demekten geri durmayın.)

“Kitabı Daha İyiydi” Dedirten 9 Film



Herkesin hayatında en az bir kere karşılaştığı bir sinefil vardır: Kitabını okuyan, filmini izleyen ve her seferinde sarsılmaz bir ciddiyetle “Ama kitabı daha iyiydi...” diyerek ortamı gölgede bırakmayı başaran biri. İşte bu liste tam da bu kahramanlara adanmıştır! İster sinema uyarlamalarına hayran olun, ister “Ben asıl yazılı metne bakarım” diyen bir kitap kurdu olun, işte “Kitabı Daha İyiydi” dedirten 10 film. (Sonrasında gizli bir tebessümle "Ben de kitabını okumuştum” diyebilme özgürlüğüyle izleyin!)


1. Harry Potter ve Melez Prens (2009)

Kitapta Yok Bu Kadar Aşk Meşk İşleri
J.K. Rowling’in Hogwarts dünyasında karanlık sırrı ve aksiyonu tam gaz giderken, film bir anda aşk üçgenleri ve kırmızı gözlüklerle süslenmiş. Herkes “Ama kitaptaki gibi değil!” diye itiraz ederken, sinema uyarlaması biraz daha “ergen draması” moduna girmiş gibi.
(“Yani o Dumbledore sahnesi... Neyse, kitabı okuyan anladı” diye gizem katın!)

Metrobüsle 50 Durak Giderken Düşünülecek 10 Film

 


Hayatta bazen kendimizi düşüncelere dalmaktan alıkoyamadığımız anlar olur. Öyle ki, bu anlardan biri de o sonsuz gibi gelen metrobüs yolculuklarıdır! 50 duraklık bir rotada, yolda kâh hayatın anlamını sorgular, kâh karşımızdaki uyuklayan dayıya bakarak "Acaba hangi rüyadayım?" diye düşünebiliriz. Fakat bu sefer, "O kafayı dağıtacak filmleri ne izlesem?" diye düşünürken size yardımcı olacak bir liste hazırladım. İşte “Metrobüsle 50 Durak Giderken Düşünülecek 10 Film” "Bu sahnede ben olsaydım…” diye kurguya dalarken etrafınızdaki kalabalığı bile unutturacak cinsten!


1. Lost in Translation (2003)

Dilin Yetmediği Yerlerde Bakışlar Konuşur
Tokyo’nun ışıklı sokaklarında yolunu kaybetmiş iki yalnız ruh, birbirini bulur. Herkes metrobüste başka yöne bakarken, sizin aklınız Scarlett ve Bill'in içsel yolculuklarında olacak. Aşklar, kaybolmalar, uzun susmalar... Aynı otobüsün içinde, herkes yabancı değil mi zaten?
(“Metrobüste kaybolurken kendimi Tokyo sokaklarında gibi hissediyorum” deyip biraz edebiyat yapabilirsiniz!)