15 Aralık 2020

Science of Sleep

 

Science of Sleep



Hayattan kaçıp düşlerimize sığınırız.

Peki düşlerimizden kaçmamız gerekirse?

Michel Gondry’nin başyapıtı Science of Sleep onun tüm yeteneklerini gösterdiği bir yapım. Düş ve gerçeğin perdeye yansıtılmasını iyi bir senaryoyla ve farklı bir teknikle filme alarak filmografisindeki en iyi işe imza atıyor. 2006 Berlin Film Festivali'nde yönetmen Michel Gondry, filmin ana mekânının 15 yıl önce yaşadığı bir ev olduğunu söylüyor.

New York’ta Yağmurlu Bir Gün

 

New York’ta Yağmurlu Bir Gün



Dakika dakika planlanmış romantik yolculuklar felakete en yakın şeydir.

Sevdiğimiz bir insanla işler asla yolunda gitmez. Hayatın her zaman bir planı vardır. İçinde olduğumuz şehrin de öyle. Woody Allen vizyona bir yıl geç giren bu filminde bizi kendi tarzında bir aşk hikâyesiyle buluşturuyor. 1981’den beri her yıl bir filmi vizyona giren yönetmen son olaylardan sonraki tartışmalarla 2018’de bir yıl ara vermek zorunda kalıyor.

Napoleon Dynamite

 

Napoleon Dynamite



Lucky!

Böyle diyor Napoleon. Filmde sadece iki defa söylese de –ki ilk yayımlandığı versiyonda bir kere söylemişti– bu söz hemen kült haline geliyor.

Bağımsız Amerikan filmlerinin en komiklerinden kabul edilen Napoleon Dynamite, Amerikan taşrasındaki bir gencin günlerini anlatıyor. İletişim kopukluğu, can sıkıntısı ve maddi kaynakların sınırlı oluşu Napoleon’un günlerini daha ilginç hale getiriyor. Baba figürünü büyükannesinin doldurduğu bir hayata sahip. Herkesi kazıklamaya çalışan bir amcası ve dış görünüşünün aksine ilginç becerilere sahip babasıyla Napoleon’un neden sıradan bir genç olamayacağını hemen anlıyoruz.

SCOTT, DÜNYAYA KARŞI

 



Âşık olduğu kızla çıkabilmek için onun 7 eski sevgilisini yenmeye çalışan Scott’ın hayatı atari oyununa dönüyor.

Sanırım bundan daha iyi bir tanıtım tümcesi olamazdı.

Yönetmen Edgar Wright’ın en iyi filmi kabul edilen Scott Pilgrim vs. the World hem kurgusu hem de senaryosuyla temposu yüksek ve eğlenceli bir film. 90’lar Rock müziğinin ritmiyle görsel efektli bir kurgu anlayışının bir araya geldiği yapım 2010 yılında seyirciyle buluşuyor ve kısa sürede kült haline geliyor. Filmin hayranları filmdeki karakterler gibi giyinip partiler vermeye bile başlıyor.

Herkesin bir Annie Hall’u vardır

 



Herkesin bir Annie Hall’u vardır

Woody Allen’ın en iyi filmi, başyapıtı Annie Hall tüm dünyadaki o acımasız aşk sorusunu tüm dünyadaki seyircilerine yeniden sorduruyor. "Ben bu kadınla anlaşamıyorum ama her saniye neden onu istiyorum?" Hepimizin bir Annie’si var ve Woddy Allen bunu çok iyi işliyor. 1977 yapımı bu film kısa zamanda kült haline geliyor. Woddy Allen adeta tüm yeteneğini bize bu filmde gösteriyor. Hem yönetmenlik hem de senaristlik anlamında çıtayı öyle bir yükseğe koyuyor ki bu filmin üstüne bir film gelmiyor.

18 Ağustos 2020

METROPOLITAN, ARKADAŞLIKLAR SONSUZA KADAR SÜRER Mİ?

 

    Arkadaşlıklar sonsuza kadar sürer mi? Sürmeyeceğini hepimiz biliyoruz. 1990 yapımı Metropolitan, varlıklı Manhattan gençliğinin gece sohbetlerini perdeye taşıyan önemli bir film. Filmin derdiyse arkadaşlıklar!

    1991 yılında Metropolitan Oscar’a en iyi senaryo dalında adaylık kazanıyor ve günümüzde kült bir gençlik filmi kabul ediliyor. Bunun en önemli sebebi senaryonun kendini diyaloglarıyla ve derin karakterleriyle öne çıkarmış olması. İçine girdiği yeni çevrede istemeden dostlar edinip bu dostları saklamaya çalışan bir kahramanla entelektüel sohbetlere konuk oluyoruz.

27 Şubat 2020

Albüm Çıkardım / Prefabrik Rüyalar

Uzun yıllardır müzikle uğraşıyorum. Çoğu zaman film müzikleri yapıyorum, birkaç gruba kayıtlarda yardımcı oluyorum. Film müziklerimi Soundcloud ve YouTube'tan yayınlamıştım ama kendi yazdığım şarkıları uzun bir süre yayımlamadım. Epeyce şarkı birikti bu yılların sonunda. 2020'ye girmişken yayımlamak istedim. Grubun adını da "Punk Mozart" koyduk. Bence güzel de oldu. Keşke böyle bir albüm olsaydı diyerek "Prefabrik Rüyalar" adında bir albüm kaydına başlayıp yayımladık. Spotify ve Apple Music'ten ve sayamayacağım platformlardan dinleyebilirsiniz. 

Söz - Müzik: Batıkan & Doğukan Köse

16 Kasım 2019

Her Zaman Üç Kadın Vardır: Woody Allen Sineması

Dramatik yapıda erkek bir kahraman için her zaman üç kadın vardır. Güvenli, ideal ve seksi. Hatta tanışma sıraları bile bu şekildedir. Güvenli kadın genelde eşidir. Ne yaparsa yapsın yanındadır. Ona tuhaf bir bağlılığı vardır. Önemsemez tavırlara sahip olsa da asla ihanet etmez. Adamımız kıskançlıkları ve takıntıları artarken ideal olanla umursamazca tanışır. Aklında çok bir yer etmez. Çünkü ideal olanın görünenin arkasında kusurları olabileceğine inanır. Arkasından seksi olanla tanışır. Seksi olan sadece görünüştür, kabuktur, etikettir, markadır, tanınmışlık ya da bir isimden ibarettir. İdeal çocuksudur, kusurları tatlıdır, iğneleyici konuşur. Seksi ve idealin karıştırıldığı da olur.
Woody Allen filmleri genelde bu yapıyı takip eder çünkü hayat da böyledir. Erkek ve kadın daima bitmeyecek bir arayış içindedir. Tüm insanlık uykuya yatmış futbol maçlarını izlerken onun karakterleri amacı arar. Bu amaç da çoğu zaman arayış içinde olan başka bir insandır.

A Rainy Day in New York bu açıdan benim favori filmimdir. Güvenli kadın Elle Fanning, İdeal kadın Selena Gomez, seksi kadınsa restoranda tanıştığı eskorttur. İlk elenen seksi olur, bazen kahramanı kandırır bazen kahraman onu başkasını kandırmak için kullanır. İdeal kabullenmesi en zor olanı fakat yaşaması en kolay olanıdır. Birinin ideali ötekinin güvenlisi ya da seksisi de olabilir.