04 Mart 2022

Tenet - Nolan'ın Tersi Pistir!

 



*Tenet hakkındaki bu yazı tersten yazılmıştır.


 ˙ɹɐʌ ɐluoʇ uǝpɹǝlǝuɥɐs nq ɐɯɐ şüɯuüşüp ıuığɐɔɐlo ᴉsǝuɥɐs ɐqɐɹɐ zɐ uᴉçᴉ ığıplɐ ᴉɯᴉʇᴉğǝ şüɹüs ʞüluüƃ Ɩ ǝɔǝpɐs uosuᴉʇʇɐԀ ʇɹǝqoɹ
˙şıɯʎɐpuılʞɐ ɹıplıʎ 0ᄅ ɹᴉʞᴉɟ ɐɯɐ şnɯɹoʎışılɐç ǝpuüʇsü ʇǝuǝ┴ ɹıplıʎ 9 uɐloN
 ˙şıɯlɐ ᴉɯᴉʇᴉğǝ ɐɯşnuoʞ uǝʇsɹǝʇ ǝʌ ɐɯɐuʎo sɹǝʇ uᴉçᴉ ɹǝlɯᴉʞǝç uoʇƃuᴉɥsɐM pᴉʌɐp uɥoſ ǝʌ uosuᴉʇʇɐԀ ʇɹǝqoɹ
˙znɹoʎıuɐʇ uǝʇ’ʞɹᴉʞunp ǝʌ ɹǝllǝʇsɹǝʇuI nuo 'ɐɯǝʇʎoH uɐΛ ǝʇʎoH ᴉuǝɯʇǝuöʎ üʇuüɹöƃ uᴉ’ʇǝuǝ┴
 ˙şᴉɯlᴉɹᴉʇşǝlɹᴉq ɐpoʎpüʇs ɹɐlʇıʎɐʞ 'şıɯdɐʎ ǝpuᴉɹǝlʌǝ ıuıɹɐlʇıʎɐʞ ᴉpuǝʞ ɹǝluǝʎsᴉzüɯ ǝlʎᴉqǝqǝs ᴉɯǝpuɐԀ ˙ʇᴉɐ ɐ’uossuɐɹöפ ƃᴉʍpn˥ ᴉɹǝlʞᴉzüɯ uᴉɯlᴉℲ
˙şᴉɯᴉ’punoɹ oפ ʎɹɹǝW ıpɐ ɐɯʞɐʇ ᴉʞɐpuısɐɯɐşɐ ɯıdɐʎ uᴉɯlᴉℲ
˙şıɯɐɯɐlnq ıʇɐsɹıɟ ɐɯnʞo nʎoʎɹɐuǝs ɐpuışıp ᴉsǝuɥɐs ᴉpuǝʞ ǝuᴉɐƆ lǝɐɥɔᴉW ˙şᴉɯlᴉɹǝʌ uᴉzᴉ ɐuısɐɯnʞo zǝʞ ɹᴉq ǝɔǝpɐs nʎoʎɹɐuǝs uı’uosuᴉʇʇɐԀ ʇɹǝqoɹ
;ɹǝlᴉƃlᴉq çuᴉƃlᴉ ᴉpɯᴉŞ
˙ɯᴉɹǝp uᴉʎǝlzᴉ ᴉ’ʇǝuǝ┴ ɐpɐɯǝuᴉs zıuɐsʞɐɔɐʞıç uǝpʌǝ ǝpuᴉɹǝluüƃ ᴉɯǝpuɐԀ ˙şıɯɹɐʞıç ɐʎɐʇɹo ᴉ’ʇǝuǝ┴ uǝʞǝɹǝƃ ᴉsǝɯuǝlɯᴉʎǝuǝp ʞɐɹɐʇɐʞ ᴉuᴉsǝʎâʞᴉɥ ᴉpuǝʞ ǝuᴉɹǝlᴉɹoǝʇ ʞᴉzᴉɟ uɐsɐq ǝɹǝʎ ığɐʎɐ ǝuᴉʎ uɐloN ʞɐɹɐlo çnuoS
˙zᴉuᴉsɹᴉlᴉqǝʎᴉp ɹoʎıʇɐluɐ nunq ɐp ɯɐʇ ʇǝuǝ┴ ɐsɹɐɹos ǝzᴉs ᴉɹᴉq ”˙ᴉɯlᴉɟ uıɹɐluɐɹɐʇɹnʞ ıɹɐluɐɹɐʇɹnʞ ıʎɐʎuüp“ ǝsɹᴉʞǝɹǝƃ ʞɐɯɐlʞıçɐ uǝpǝɯɹǝʌ ɹǝlᴉodS ˙ʇǝuǝ┴ ɯᴉʎǝuǝp ɹᴉq uǝʞǝɹǝƃ ᴉsǝɯlᴉpǝ ǝqüɹɔǝʇ ǝlʞᴉluᴉsǝʞ ˙ɹoʎᴉɹᴉʇʇǝssᴉɥ ǝʎᴉuɐs ɹǝɥ uǝʞɹǝlzᴉ ᴉ’ʇǝuǝ┴ ıuığılɐʇsn nq 'ɹoʎᴉlᴉq ᴉʎᴉ ʞoç ıʎɐɯʇɐlşɐʌɐʎ dıʇɐzn ıuɐɯɐz uǝɯʇǝuö⅄
 ˙ɹoʎᴉɹǝʇsöƃ ǝzᴉq ᴉuᴉğᴉʇʇǝ loɹʇuoʞ ᴉʎᴉ ʞoç lısɐu ıuɐɯɐz ɐɥɐp zǝʞ ɹᴉq ǝlᴉ ʇǝuǝ┴ ǝʌ ɹoʎıdɐʎ ɐɥɐp ɹᴉq ᴉʎǝş ığıʇdɐʎ ᴉʎᴉ uɐloN uǝʎǝsɯᴉuǝq ᴉuᴉɯᴉçᴉq ɯıʇɐluɐ ǝʎâʞᴉɥ ɹᴉq uɐlıʞ ɹılışɐluɐ ɐlʎığılıɔɐɹɐ ɹǝlɹǝʇʞɐɹɐʞ ᴉuᴉɹǝllɐʎɹǝʇɐɯ nƃɹnʞɯᴉlᴉq ˙ɹᴉʇʞǝɔǝpǝ lnƃşǝɯ ǝɹüs ɹᴉq unzn ᴉuᴉsᴉɔᴉʎǝlzᴉ ɐɯǝuᴉs ǝlʎᴉuʇǝɯ ᴉɹᴉʇşǝlǝ ǝʌ ɐɯnʞo 'ɐɯɐlʞıçɐ üɹüs ɹᴉq ǝʇʞᴉlɹᴉq ɐlʎışıʞıç ɯᴉuᴉɯǝ ʇǝuǝ┴ ᴉɯlᴉɟ uos uı’uɐloN ɹǝɥdoʇsᴉɹɥƆ


      Yazının Düz Hali:)

    Christopher Nolan’ın son filmi Tenet eminim çıkışıyla birlikte bir sürü açıklama, okuma ve eleştiri metniyle sinema izleyicisini uzun bir süre meşgul edecektir. Bilimkurgu materyallerini karakterler aracılığıyla anlaşılır kılan bir hikâye anlatım biçimini benimseyen Nolan iyi yaptığı şeyi bir daha yapıyor ve Tenet ile bir kez daha zamanı nasıl çok iyi kontrol ettiğini bize gösteriyor. 
Yönetmen zamanı uzatıp yavaşlatmayı çok iyi biliyor, bu ustalığını Tenet’i izlerken her saniye hissettiriyor. Kesinlikle tecrübe edilmesi gereken bir deneyim Tenet. Spoiler vermeden açıklamak gerekirse “Dünyayı kurtaranları kurtaranların filmi.” Biri size sorarsa Tenet tam da bunu anlatıyor diyebilirsiniz.

    Sonuç olarak Nolan yine ayağı yere basan fizik teorilerine kendi hikâyesini katarak deneyimlenmesi gereken Tenet’i ortaya çıkarmış. Pandemi günlerinde evden çıkacaksanız sinemada Tenet’i izleyin derim.

    Şimdi ilginç bilgiler;

    Robert Pattinson’ın senaryoyu sadece bir kez okumasına izin verilmiş. Michael Caine kendi sahnesi dışında senaryoyu okuma fırsatı bulamamış.

    Filmin yapım aşamasındaki takma adı Merry Go Round’imiş.

    Filmin müzikleri Ludwig Göransson’a ait. Pandemi sebebiyle müzisyenler kendi kayıtlarını evlerinde yapmış, kayıtlar stüdyoda birleştirilmiş. 

    Tenet’in görüntü yönetmeni Hoyte Van Hoytema, onu Intersteller ve Dunkirk’ten tanıyoruz.

    Robert Pattinson ve John David Washington çekimler için ters oynama ve tersten konuşma eğitimi almış. 

    Nolan 6 yıldır Tenet üstünde çalışıyormuş ama fikir 20 yıldır aklındaymış.

    Robert Pattinson sadece 1 günlük sürüş eğitimi aldığı için az araba sahnesi olacağını düşünmüş ama bu sahnelerden tonla var. 






03 Mart 2022

The Batman Ön Gösterimi


 

The Batman’i az önce ön gösterimde izledim. Spoilersız yorumum: Öncekilerden farklı bir atmosfer, müzik kullanımı, kendi içinde değişen tarzıyla ilginç bir Batman filmi. Ağır ilerleyen bir yapı, yer yer gerçekçi, yer yer iyimser, diyaloğa dayalı bir senaryo. Üç saatlik yavaş gelişen bir Batman göreceğimi sanmazdım. Denemişler. Film sonlara doğru serinin devamı için epey tohum ekmiş. Dahası da var denmiş. Filmin içine serpilen tarzlardan biri seçilseymiş çok daha iyi olabilirmiş. Gerçekçilik ve iyimserlik dengesi yer yer tutarsız olmuş. Boğucu bir yönetmenlik, türün verdiği güce sırtını dayayan yerler de var, aksini yaptığı sahneler de. Batman The Animated Series’in atmosferini benimseyen bir filmi de ileride görmek dileğiyle.

🦇

19 Temmuz 2021

Filmlerimin Afişleri

 

Uzun zamandır filmlerime afiş tasarlamaya üşeniyordum. Vakit buldum, güzel de oldu.

07 Temmuz 2021

İlginç bulduğum kitap özetleri







BAŞKA BİR YAZ • Burhan Günel’in Türk Dil Kurumu öykü Ödülü’nü kazanan kitabı (1980) • Üç bölümden oluşan kitapta on üç hikâye var. Gül
Rengi: Sümüklü, mendilsiz öğrenciyi öğretmeni sınıftan çıkarır. Çocuk çok
üzülür. Yeni silinen koridorda koşarken kayıp düşer. Başından yaralanır.
Götürülür. Hasta yatarken tatlı düşler görür: Babası iş bulmuştur. Her cebinde bir mendil vardır. Öğretmeni ve arkadaşları artık onu sevmekte, beğenmektedir.

DÖRDÜNCÜ İYİLİK • Enver Naci Gökşen’in hikâye kitabı (1%7) • Dokuz hikaye. İlk hikaye Sözsüz Konuşan İki Kişi’yi yazar "bu öykü, bir kasa başındaki üç boyutlu, canlı bir kadınla bir duvara yapışık, iki boyutlu,
cansız bir adamın öyküsüdür" diye tanımlıyor: Kırk beş yaşlarında, hiç evlenmemiş kasiyer kadın, sokak duvarında afişte gülümseyen erkek şarkıcıya mutsuzluğunu anlatır. Şarkıcı da mutsuzdur. Gerçekle hayal dertleşir.
Fakat birkaç gün sonra kadın, bir sabah mağazada yerine oturduğu zaman, sözsüz konuştuğu adamın üzerine bir fare zehri afişi yapıştırılmış olduğunu görür.

21 Haziran 2021

Söyleşi 10

 





2010 KUŞAĞI ÖYKÜCÜLERİNİN PENCERESİNDEN SANAT, EDEBİYAT VE HAYAT SORUŞTURMASI

1-      Metinlerinizi var eden dil olan Türkçeye bir gün minnet borcunuzu ödemek için ne yapmak istersiniz?

Aslında minnet borcumu öykülerimi yazarken ödemeye başladım bile. Yazılarımı takip edenlerin bildiği gibi Türkçe takıntım vardır. Dilimizi sürekli nasıl daha etkili kullanabilirim, ona yeni ne katabilirim diye düşünürüm. Bunun üzerine Sözcük Türetme Memuru adlı bir öykü de kaleme aldım. Hüzündürücü, Ardıgüzel, Arkadaşlanmak gibi sözcükler türettim. Bunu yeni öykülerimde de sürdürmeye çalışıyorum. Yeni sözcükler türetmek, bunları öykülerin olay örgüsüne dahil ederek Türkçeye katkıda bulunmak amaçlarımdan biri.

2-Türkçede öykünün şimdiki ve gelecekteki hâli nasıldır?

            Türk öykücülüğü şu an gerçek hayatın gereğinden fazla içine girmiş durumda. Benim gibi gerçeği oyunlaştırmaktan zevk alan edebiyatçılar için bu durum rahatsız edici. Gelecekte bu karamsar havanın dağılacağına inanıyorum. Bunun için çalışıyorum da.


Söyleşi 8

 





İLK GÖZ AĞRISI (17) : Batıkan Köse ve “Şahsi Düşler ve Onur Kırıcı Gerçekler”

Edebiyat ortamımız, ülkemizin diğer ortamlarından farklı değil. Yani, kaos hakim. Çok fazla kitap yayımlanıyor, eleştiri yok denecek kadar az ve sair. Bunlar hepimizin bildiği şeyler. Ve fakat ne şekilde, nasıl olursa olsun ilk kitabın heyecanı da ayrı. Hem, kağıt oyunu oynayanlar bilir; ilk elin günahı olmaz. İlk kitaplar da, tıpkı sonrakiler gibi, kusurlarıyla güzeldir. Kendimize ait, bize kendi yolumuzu açacak güzel yanlışlarımız olmazsa ne anlamı var yazmanın?

Bu ve benzeri düşüncelerden hareketle ilk kitaplarını çıkarmış yazarlarla söyleşi yapma fikri gelişti. İlk kitabını çıkarmış her yazara sorulabilecek ortak sorular belirlemeye çalıştım. Samimiyetle sorulan sorulara verilecek sahici cevaplar, belki, ortak dertlerimizi anlamaya, birlikte düşünmeye vesile olur. Hiçbir şey olmasa bile, bir yazar dostumuzun ilk göz ağrısının heyecanını paylaşmış oluruz.

Onur Çalı 

 

 

Kitapsız bir hevesli olmaktan kitaplı bir yazar olmaya giden süreç nasıl gelişti?

Sevdiğim yazarlarınki gibi öyküler yazmaya çalışarak kendi anlatabileceğim konular bulmaya çalıştım. Bu epey bir zaman aldı. Öykülerimi birkaç dergiye yolladım. Yazdıklarıma güvenmeye başlayınca da bir dosya hazırladım. Ayrı ayrı öykülerin bir kitap olabilecek olgunluğa nasıl gelebileceğini öğrendim. Ve kitaplı bir yazar oldum.

 

Yazma uğraşını neden başka bir türde değil de öyküde yoğunlaştırdın?

Anlatabileceğim konuları en iyi işleyebileceğim türü seçtim. Daha çeşitli olaylar anlatmak, birkaç sayfada daha farklı karakterler anlatmak istedim. Elimdeki malzemeyi öykü yazmak için kullandım. Kendime öyküde daha fazla güveniyorum.

 

Söyleşi 9






Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz? Bu kaçıncı öykü kitabınız?



1995 İstanbul doğumluyum. MSGSÜ’de Sinema-Tv bölümü öğrencisiyim. Noktalı Virgülle Biten Bir Kitap ikinci öykü kitabım. İlk kitabım olan Şahsi Düşler ve Onur Kırıcı Gerçekler 2015 yılında yine İletişim Yayınları’ndan çıkmıştı. Onun öncesinde de ilk öykülerim Kitap-lık dergisinde yayımlandı.



Noktaya ihtiyacımız olmadığında bize başka öykülerin kapısını açıyorsunuz. Nereden aklınıza geldi?



Öyküsünü bitirmek isteyen ama elinde hiç noktası kalmamış bir yazar fikriyle başladım. Ortaya noktalama işaretlerinin İmlaevleri’nde satıldığı bir dünya çıktı. Sözcük türetme memurunun, bahane bulma bürosu çalışanının hayatı gibi farklı bir konuyu anlatmak için gereken farklı dili kurarak, farklı bir sonuca ulaştım. Anlatmak istediğim öyküler kendi sonlarını yarattı ve her bir öykü de diğerinin kapısını açtı. Çoğu öykümün başlangıçla sonlanması bir o kadar planlı, bir o kadar da doğaldı.


Söyleşi 7





- En son okuduğunuz kitabın adı nedir? İzlenimlerinizi öğrenebilir miyiz?

Aziz Nesin’in Bay Düdük kitabını okudum. Son zamanlarda okurken en çok keyif aldığım kitap buydu diyebilirim. Mizahla ilgilenen herkesin okuması gereken bir yazar Aziz Nesin. Ülkemizin ironik ayrıntılarını mizahi bir dille öyküleştiriyor. Okuyucuya bir farkındalık sunan yazarlardan. Kitabın en sevdiğim öyküsü aynı zamanda kitaba adını da veren Bay Düdük oldu. Türkiye’nin ironik ayrıntılarıyla dolu bu öykü en sevdiğim öyküler arasına girdi. İçinde bulunduğumuz şu zamanda Bay Düdük okumak, Aziz Nesin okumak, hepimize iyi gelecektir.

Söyleşi 5

 



BATIKAN KÖSE İLE SÖYLEŞİ

Eren Mutluay

İletişim Yayınları’ndan çıkan ilk kitabı Şahsi Düşler ve Onur Kırıcı Gerçekler ile edebiyat dünyasına söz oyunları ve çağrışımlarla dolu öyküleriyle giriş yapan Batıkan Köse, ikinci kitabı Noktalı Virgülle Biten Bir Kitap’la bize farkındalık yaratan sivri dilli öyküler sunuyor. Kitabın öne çıkan “Bir Memurun İntiharı” , “Hüznün Saltanatı ve Mizahın Demokrasisi” , “Noktalı Virgülle Biten Bir Öykü” adlı öyküleri üzerinden konuşmaya başladığımız Köse’yle yarattığı öykü dünyası, şahsi öykü dili ve yeni çalışmaları üzerine konuştuk.

 

Bir Memurun İntiharı” , “Hüznün Saltanatı ve Mizahın Demokrasisi” , “Noktalı Virgülle Biten Bir Öykü” Bu üç ayrı öyküde ortak bir eleştiri var sanki, kitabın tümüne yayılan bir bürokrasi hakimiyeti seziliyor burada, ne dersiniz?

Kitabın geneline yayılmış bir tema bu, bürokrasi karşısında her insanın ne kadar küçük olduğunu anlatıyorum. Bu ister bir komedyen, ister bir memur, ister bir yazar olsun. Bürokrasinin hâkim olduğu o devasa yapılara girdiğimiz an bizi kuşatan bir otoriteyle karşılaşıyoruz. Onun kurallarına göre yaşıyoruz. Hiciv, mizahın en güçlü aracıdır. Kitleleri harekete geçirebilme ve toplumu değiştirebilme gücü vardır. Öykülerimde bürokrasinin tuhaflığına başkaldıran kahramanları anlatarak okura umut vermek istiyorum.

Söyleşi 6

 




1)      Öykü yazma süreciniz; nasıl başlarsınız, nereden yola çıkarsınız, belirli bir çalışma yönteminiz var mı?

Bir çalışma yöntemim var, genelde küçük ve tuhaf bir fikirden yola çıkıp öyküye sondan başlarım fakat bu yöntemin her zaman işe yaradığını söyleyemem. Her gün on saate yakın elimde kalemle bekler ve bir şeyler yazarım. Bu bazen bir öykü olur, bazen de akşamına nefret ettiğim bir karalama. Mesela “Robot Sevgilim” öyküsü arkadaşımla bir mağazanın müşteri hizmetlerinde beklerken yazdım. “Karşı Motelin Yanıp Sönen Mor Işığı” öyküsünü de uyuyamadığım bir gece yarısı ilkokulda çalınan kalemim aklıma gelince yazıverdim. Bazen iki-üç farklı öyküyü birleştirdiğim olur. Bazen de beni etkileyen şeyler üstünden giderim. Şu sıralar öykü kumsalında yaşayan bir güzelin güldüğü vakit kaybolan gözleriyle ilgili bir öykü yazıyorum. Bu öyküyü her zamanki yöntemime göre yazmaya başlamadım ama güzel gidiyor. Kısaca şahsi düşlerimi gerçeklerle savaştırarak yazıyorum diyebiliriz.