İLK GÖZ AĞRISI (17) : Batıkan Köse ve “Şahsi Düşler ve Onur Kırıcı Gerçekler”
Edebiyat ortamımız, ülkemizin diğer ortamlarından farklı değil. Yani, kaos hakim. Çok fazla kitap yayımlanıyor, eleştiri yok denecek kadar az ve sair. Bunlar hepimizin bildiği şeyler. Ve fakat ne şekilde, nasıl olursa olsun ilk kitabın heyecanı da ayrı. Hem, kağıt oyunu oynayanlar bilir; ilk elin günahı olmaz. İlk kitaplar da, tıpkı sonrakiler gibi, kusurlarıyla güzeldir. Kendimize ait, bize kendi yolumuzu açacak güzel yanlışlarımız olmazsa ne anlamı var yazmanın?
Bu ve benzeri düşüncelerden hareketle ilk kitaplarını çıkarmış yazarlarla söyleşi yapma fikri gelişti. İlk kitabını çıkarmış her yazara sorulabilecek ortak sorular belirlemeye çalıştım. Samimiyetle sorulan sorulara verilecek sahici cevaplar, belki, ortak dertlerimizi anlamaya, birlikte düşünmeye vesile olur. Hiçbir şey olmasa bile, bir yazar dostumuzun ilk göz ağrısının heyecanını paylaşmış oluruz.
Onur Çalı
Kitapsız bir hevesli olmaktan kitaplı bir yazar olmaya giden süreç nasıl gelişti?
Sevdiğim yazarlarınki gibi öyküler yazmaya çalışarak kendi anlatabileceğim konular bulmaya çalıştım. Bu epey bir zaman aldı. Öykülerimi birkaç dergiye yolladım. Yazdıklarıma güvenmeye başlayınca da bir dosya hazırladım. Ayrı ayrı öykülerin bir kitap olabilecek olgunluğa nasıl gelebileceğini öğrendim. Ve kitaplı bir yazar oldum.
Yazma uğraşını neden başka bir türde değil de öyküde yoğunlaştırdın?
Anlatabileceğim konuları en iyi işleyebileceğim türü seçtim. Daha çeşitli olaylar anlatmak, birkaç sayfada daha farklı karakterler anlatmak istedim. Elimdeki malzemeyi öykü yazmak için kullandım. Kendime öyküde daha fazla güveniyorum.