![]() |
| İlkokulda kaybettiğim kalem. |
Kısa bir süre önce doksanların mizah dergilerindeki güncel olayları anlatan karikatürleri okumaya başladığımda 2025 yılından pek de farklı ilerlemeyen bir zaman tüneli beni karşıladı. Seçim, deprem, yangın, asgari ücret ve yine seçim, deprem… böyle sürüp giden bir döngünün içinde olduğumuzu mizah dergilerinin ciltlenmiş sayılarını okuyunca daha iyi anlıyorsunuz. Uzun bir süredir aynı şeyleri yaşıyor ve unutuyoruz. Hayata devam ediyoruz. Her şey kötüye gidiyor deyip hayıflanıyor sonra yeni bir yıla giriyoruz.
Her şey kötüye mi gidiyor yoksa biz bazı şeyleri abartıyor muyuz? Sanırım her ikisi de. Mevcut düzen içinde iyimser kalabilmek epey zor, bunu kabul ediyorum fakat umut dolu kitap, film ve şarkılara yönelmenin önünde hiçbir engel yok.
Schopenhauer, "Hayat, sürekli tatmin edilmesi gereken bir arzular zinciridir; bu zincirin her halkası acı getirir," derken, belki de bu kaçınılmaz döngüye işaret ediyordu. Peki, gerçekten her şey kötüye mi gidiyor, yoksa biz sadece düşüşleri yükselişlerden daha fazla mı hissediyoruz? Albert Camus, absürd bir dünyada yaşamaya mahkûm olduğumuzu söyler ama “Mutlu olmak için absürdü kabul etmek gerekir,” diye ekler. Belki de her şeyin kötüye gittiğine inanmak, dünyayı anlamlandırma çabamızın bir parçasıdır.
Oysa Marcus Aurelius’un dediği gibi, "Dışarıda olup bitenler seni yaralamaz. Seni yaralayan, onlara verdiğin tepkidir." Belki de sorun, olayların kendisinde değil, onlara nasıl baktığımızdadır.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder